• 1904
    en büyük gündemin bile ömrünün 2-3 haftayı geçemediği ülke. organize ve profesyonel bir kötülük teşkilatı için biçilmiş kaftan bir ortam bu doğal olarak. gerçi o kadar organize, o kadar profesyonel ve o kadar kötüler ki aslında bir ortama da ihtiyaçları yok. ortada insanı insan yapan hiçbir moral değer yok. devleti devlet yapan ve toplumları bir arada yaşatan yazılı kuralların sağlıklı çalıştığına dair en ufak bir emare de yok.

    nüfusunun hatırı sayılır bir kısmı kendisine yaşatılan hayatın aslında normal ya da katlanabilir bir şey olmadığını bile algılamaktan uzak. herkes tırnağıyla kazıyarak ve kesinlikle verdiğinden azını alarak elde ettiği şeyi kendisine bahşedilmiş bir lütuf zannediyor. bu da insanların elinde olan şeyler için körü körüne savunmaya geçmesine sebep oluyor.

    her alanda okur-yazarlığımız yetersiz, kişisel gelişime fırsatımız bile olmamış. tepkilerimiz tamamen manipülasyon ve ajitasyona göre şekillenmeye mahkum.

    tüm bunları alt alta dizince çok da umutlu şeylerden bahsetmek zor.

    içine çoktan sıçılmış olsa da ama iyi ama kötü kah kendimizi oyalayarak, kah arada ses çıkardık zannederek deşarj olduğumuz bir futbol vardı. içinden geçtiğimiz süreçte onu konuşmak bile yanlış geliyor. belki yıllar yılı birileri "neler neler oluyorken derdiniz bu mu" diye uyarmasına rağmen futbol konuşurken böyle bir eşiğin aşılacağını öngöremedik, belki de zaten aşılmış bir eşik vardı ama olay bizim için daha az ajitatif bir noktadaydı.

    belki de together we stand divided we fall sadece afilli bir pankart olarak yer etmemeliydi hayatımızda...
  • 1905
    bugün türkiye kupası finali oynanacak. pazar günü çok yüksek ihtimalle süper lig şampiyonu belli olacak. bunların ardından kutlamalar olacak, hepimiz katılacağız.

    buradan nacizane bir hatırlatma/öneri olarak söylüyorum, türkiye için futboldan çok çok daha önemli konular var ve maalesef gidişat iyiye doğru değil. yüzlerce insan haksız yere hapishanelerde yatıyor, birilerinin koltuk sevdası için birçok siyasi, sudan sebeplerle kriminalize edilmeye çalışılıyor. hukuk hiçe sayılıyor ve suçsuz insanlara fiziksel şiddet gösteriliyor. özgürlüğün, adaletin, eşitliğin ve insanca yaşamın gerektirdiği tüm unsurların arayışında, savunmasında olan insanlara insanlık dışı muamele gösteriliyor. bunların paralelinde, muhtemelen barış kisvesi altında, toplumun tüm kesimlerine açılmayan ve açılmayacak bir uzlaşı süreci yürütülüyor ve esasında bu süreç çok farklı amaçlar güdüyor. yurdun bölünmez bütünlüğü, aslında kabul etmek istemesek de son yıllarda değişime uğramış olan rejim şekli, halkın bağımsızlığı ve özgürlüğü hiç olmadığı kadar tehdit ve tehlike altında. tüm bunları kendiniz, aileniz, çocuğunuz, komşunuz, milletiniz ve geleceğiniz için düşünmek zorundasınız. hayat bir şekilde devam ediyor ve hayatı çekilir kılan renklere (futbol gibi) sarılmamız da özellikle akıl ve ruh sağlığımız için gerekli ve faydalı. ancak sadece buna sarılmak da gerçekleri ve tehditleri görmezden gelmek anlamına gelir.

    uzun lafın kısası, zafer sarhoşluğuna düşerken aklımızın bir ucunda da ülkenin içinde bulunduğu durum ve ülkenin iyiliğini isterken mağdur edilmiş insanların özgürlüklerine kavuşma arzusu mutlaka bulunsun.
  • 1909
    2016 yılındaki hain darbeden 1 ay sonra zeytin dalı harekatını başlatabilmiş ülkedir. yani düşünün, daha içerideki hainler bile tam olarak tespit edilmemişken sınır ötesi hareket düzenleyebilecek kadar aktif ve kıvrak bir ordusu vardır.

    abd tasması altında gariban filistinliye eziyet eden ya da tüm motivasyonu açık kadınları kapatmaya zorlamak olan devletlere benzemez.
  • 1910
    son 3 günde toplam 250'den fazla yangının çıktığı ülkemiz. ege ve akdeniz'de birçok yerde yangınlar sürüyor. her yaz bu çaresizlik haline geçiyoruz ve çözüm için hiçbir adım atılmıyor. ciğerlerimiz yanıyor lafından öteye geçilmiyor. yetkililer zaten ülkeyi düşünmüyor da yurttaşların bununla alakalı güçlü bir talepte bulunmaması da üzücü.
    ağaçlar, ormanlar, hayvanlar, bitkiler ve diğer canlılar yok oluyor. çevre bilincimiz yok, denetim yapılmıyor, söndürme ve kurtarma ekipmanlarımız yeterli değil, kent yerleşimi ve imar planlı ve kontrollü değil, güvenlik yeterli değil, iklim değişikliğiyle hala dalga geçiliyor, su kaynaklarının azalması umursanmıyor.
    varsa yoksa para, prim ve rahatlık kovalıyoruz.
  • 1911
    --- alıntı ---

    feodal toplumlarda birey, genellikle kendi kaderini tayin etme gücüne sahip değildir. osmanlı'da ve daha önceki türk beyliklerinde, geniş kitleler sultana, beye, ağaya ya da şeyhe bağımlıydı.

    --- alıntı ---

    sorgulamak değil itaat etmek makbul görüldü. nasıl olsa ben bir şey değiştiremem diyen toplumun sorumluluk bilinci zayıfladı. güce karşı kaderciliğin popüler hale gelmiş olması. olumsuz durumlar karşısında çözüm üretmek yerine 'allah'tan geldi' denilerek sıyrılma arayışına girilmesi, haksızlık karşısında sabretmenin bir erdem olarak görülüp, karşı koymanın ilahi sınava karşı gelmek olarak algılanması, feodal ve patrimonyal yapı kanuni olarak silinmiş olsa da, kafa yapılarına gerekli reseti atacak kadar vakit bulamayan cumhuriyet kurucusu mustafa kemal atatürk ve fikri benimseyen silah arkadaşlarının devrimlerinin yarım kalması, vatandaşlık yerine tebaa psikolojisinin beninsenmesi, devleti oluşturan figürler değil devlet babanın kimlik verdiği insancıklar olarak kendimizi tanımlama hevesimiz ve travmalarımız ile birlikte gelişen kolektif yorgunluk. tüm bu sosyolojik miras, günümüz insanının kamusal sorunlara tepkisiz kalmasının başlıca sebebidir. ama olsun birazdan biri verir mehteri, açarız camları veririz doğalgazı son gaz ormanlar yanmaktan kurtulur, insanlar ölmekten.
  • 1912
    güneşli günlerinin yakın zamanda tekrar açmasını dilediğim güzel ülkem.

    hükümete türkiye ve türklerin hakkını savunacak, çağdaş ve laik cumhuriyeti koruyacak insanlar gelmediği sürece iran’ ın 1979 yılında yaşadığı kırılımı yaşamasına çok az kalmış ülke. çağdaş şehirlerinde teröristlerin her noktada yangın çıkartmasına hiçbir şey yapamayanlar, bir karikatür dergisinin çizdiği karikatür için madımak olaylarının yaşanmasına seyirci oluyor. maalesef gittiği nokta uzaktan daha da net görülüyor.
  • 1914
    öyle bir takılıp kalmış ki ne olursa olsun daha kötüye bile gidemeyen ülke. çok garip bir nasipsizlik bizimkisi.

    musa (a.s.)'ın kavmi cezalandırılıp 40 yıl aynı çölde dolanmışlar. ilk duyduğumda bir çocuk olarak koskoca 40 yıl aynı çölde nasıl yaşamışlar diye düşünmüştüm. biz 100 yıldır aynı şeyleri yaşıyoruz. teknolojinin böyle hızlı ilerlediği bir döneme denk gelmesek dedelerimizden hiç bir farkımız olmazdı. olağanüstü bir bahtsızlık.

    sporda da aynı spor dışında da...
  • 1916
    meslek gereği özellikle de bir dönem dünyanın birçok yerine giden biri olarak hakkında net şekilde söyleyeceğim 2 husus olan vatanım;
    1.si dünyanın hiçbir memleketinde bırakın olduğu yerde saymayı bu kadar her anlamda geriye giden 1 tane ülke bile yoktur. (50 yıl önce kaba etinde yaprakla gezen afrikalısı dahil)
    2.si gelir eşitsizliğinin bu denli uçurumda olduğu bir toplum da yok. yüzde 1’den az bir kesim krallar gibi yaşarken, ülkenin çok büyük kesimi temel ihtiyaçlarını bile karşılayamıyor, insan gibi beslenemiyor.
    evet kimse aç kalmıyor bu ülkede ama bu ülke insanına keşke aç kalsam da ölsem dedirtiyor. sebep olanlar huzur bulamasın.
  • 1922
    3. büyük ili cayır cayır günlerdir yanan ama kılını bile kıpırdatmayan, yanlız bırakan hatta üzüleceği yerde belki de sevinç duyan insanları barındıran ülkem.
    --- alıntı ---
    “ silahımız tükenir, sayımız azalırsa bodrum’a gider yatlarını yakarız.
    antalya’ya iner, seralarını yakarız.
    istanbul’a çıkar, arabalarını yakarız.
    izmir’e ulaşır, ormanlarını yakarız.”
    --- alıntı ---
    pkk silah bırakmış... küllahımı koyayım ortaya da ona anlatırsınız. yakıyorlar güzelim memleketimi. 100 senedir bu kadar yanmayan ülkenin şimdi mi sönmemecesine yanası tuttu? bir yerde bitiyor diğer yerde başlıyor, bu kadar tesadüf olamaz.
    türkiye'ye ne tanım yapayım ki? 10 sene geriye gitse aslında 50 sene ileriye gidecek bir ülke için ne söylenir? uzatmaları oynuyoruz sadece sıramızın gelmesini bekliyoruz o kadar. kurtlar vadisinin 88 veya 89. bölümlerini açın izleyin oradaki ülke size çok tanıdık gelecek...
  • 1923
    bilmiyorum yaşayan var mı? çok uzun süredir nefes almakta zorlanıyorum fakat özellikle son 1-1.5 yılın nasıl geçtiğini anlamadım. köpek yaşıyla yaşıyorum resmen. adeta bir delüzyonun içinde gibiyim. nasıl olur da göz görmez, kulak duymaz, vicdan susar, akıl almaz anlamıyorum.

    uçurumun kenarında değil, uçurumdan aşağı sürükleniyormuş gibi görünen ülke. her ağaç yanana, her karşıt ses susana, her hain salınana, her toprak kazılana ve satılana kadar durulmayacakmış gibi.

    sadece “güzel” olmasını diliyorum.
  • 1924
    deprem oluyor. maden kazası oluyor. tren kazası oluyor. sokakta cinayetler oluyor. yangın oluyor. otelde de oluyor ormanda da oluyor.

    bakın hepsi allahın işidir olur. ancak bu kadar iş olurken bir tane kul ben sorumluyum nasıl demez yahu? sorumlu benim istifa ediyorum. bu kadar basit. ben 90 nesli kendimi bildim bileli duymadım bu cümleyi. yahu biz insanlar allahın aciz kuluyuz. beşeriz şaşarız. gün içinde hayatlarımızda sık sık pardon benim hatam diyoruz hepimiz. hatan bir insanın dahi ölümüne neden oluyorsa o makamı terk etmelisin.

    bizde istifa yok benim değil onun hatası diyenler var. biz söyledik hükümet yapmadı diyenler var. siz belediyeleri yönetemediğiniz için oldu diyen var.

    görevden affını isteme var bide. af dilenilen millet değil ama. hiç olmadı. milletin seçtiği millete karşı sorumluluğunu öncelikli görmüyor.

    ama asla benim hatam diyen yok.

    ben çok yoruldum. üzülmekten yoruldum. hayal kırıklığına uğramaktan yoruldum. biz böyle bir ülkeyizle başlayan cümlelerden yoruldum.
App Store'dan indirin Google Play'den alın