51149
enteresan bir tarihi süreç yaşıyoruz. galatasaray dün gece juventus’u eleyip şampiyonlar liginde son 16’ya kaldı.
ama tüm galatasaray’lılarda bir buruklukluk var.
birazcık öfke…
birazcık da hayal kırıklığı…
hepsinden biraz, biraz…
esnaf lokantası konseptinde bir tarih…
normal şartlarda şampiyonlar ligi kuraları çekildiği gün galatasaray’lılara “son 16’ya kalacaksınız ama birazcık sancılı olacak, bir burukluk, birazcık öfke ve birazcık da hayal kırıklığı olacak” denseydi nasıl bir yanıt alınırdı?
şüphesiz tüm galatasaray’lılar kabul ederdi.
peki juventus eşleşmesi sonrasında “juventus ile iki maç oynayıp şampiyonlar liginde son 16’ya kalacaksınız hatta iki maç toplamında 7 gol atıp 5 gol yiyeceksiniz ama birazcık sancılı olacak, bir burukluk, birazcık öfke ve birazcık da hayal kırıklığı olacak” denseydi bu durumda nasıl bir yanıt alınırdı?
elbette ki tüm galatasaray’lılar koşulsuz kabul ederdi.
bu senaryolar gerçekleşti.
tabi ki koşuluyla birikte…
burukluk, biraz öfke biraz da hayal kırıklığıyla…
şampiyonlar liginde son 16’ya kalınsa da bu burukluğu, öfkeyi ve hayal kırıklığını yaşıyor galatasaray camiası…
uzatmalarda 2 gol bulup turu geçse de 5-2’lik tarihi zafer sonrasında 10 kişi oynayan rakibine 3-0 mağlup olmayı içlerine sindiremiyorlar.
taraftarından teknik heyetine, yöneticisinden futbolcusuna kadar herkes aynı.
futbolcular attıkları gollere dahi tam anlamıyla sevinmedi.
soyunma odasında buz gibi bir hava vardı.
çünkü galatasaray artık sonuç alma eşiğini aşan bir kulüp.
taraftarıyla futbolcusuyla her alanda mükemmel olmak istiyor.
iyi sonuçların yanında iyi oyun da oynamak istiyor.
rakip juventus değil kim olurla olsun oyun olarak ezilmeyi hazmedemiyor.
dünya devleri de olsa rakiplerine her alanda üstünlük kurmak istiyor.
bize bunu alıştıran da yine galatasaray’ın kendisi.
hep üstün bir oyun anlayışını benimseyen bir galatasaray gördük tüm platformlarda.
şunu kabul edelim ki dünkü oyunun nedeni galatasaray’ın ilk defa skoru koruması gereken bir maçı oynamasıydı.
son 4 yıllık avrupa mücadelesinde çoğunlukla eleme oynanmadı.
oynanan elemelerin hiçbirinde “ilk maçta farklı bir skor alınıp ikinci maçta bu skoru korumak” şeklinde bir senaryo oluşmadı.
futbolcuların ve teknik heyetin ilk defa oynamak zorunda kaldıkları bir oyundu ve oynayamadılar.
bayern münih ve manchester united gibi dünyanın en zor deplasmanlarında önde basan, kendi oyununu kabul ettirmeye çalışan bir galatasaray vardı hep.
skor korumak çok farklı bir sekans.
bence sürekli dominant oynamayı felsefe edinmiş bir takımımızın olması türk futbolu adına çok önemli ve değerli!
şampiyonlar liginde son 16 takım arasına kalmak da türk futbolu adına çok önemli ve değerli.
arsenal, bayern münih, tottenham, liverpool, barcelona, chelsea, manchester city, real madrid, psg, newcastle united, atletico madrid, bayern leverkusen gibi devlerle birlikte anlıyor galatasaray ismi.
dünyanın tüm yayın platformlarında yayınlanan 16 logo içerisinde “turuncudan iz taşıyan tok bir sarı ve vişneye çalan koyuca tatlı bir kırmızı” ile galatasaray logosu var.
dev ülke bayrakları içerisinde ay yıldızlı bayrağımız var.
hayal kırıklığını, öfkeyi ve burukluğu içerisinde bu realite ile yüz yüzeyiz.
tottenham veya liverpool ile eşleşip son 8 takım arasına kalmaya çalışacağız.
şimdi kritik bir soru;
“ingiliz takımları ile iki maç oynayıp şampiyonlar liginde son 8’e kalacaksınız ama birazcık sancılı olacak, bir burukluk, birazcık öfke ve birazcık da hayal kırıklığı yaşayacaksınız!”
ne dersiniz?
galatasaray vizyonuna yakışır bir şekilde; “hem güzel oyun hem de tur” dediğinizi duyar gibiyim…
abdullah biricik
çok güzel bir yazı yazmış fotospor yazarı, paylaşayım diye!
ama tüm galatasaray’lılarda bir buruklukluk var.
birazcık öfke…
birazcık da hayal kırıklığı…
hepsinden biraz, biraz…
esnaf lokantası konseptinde bir tarih…
normal şartlarda şampiyonlar ligi kuraları çekildiği gün galatasaray’lılara “son 16’ya kalacaksınız ama birazcık sancılı olacak, bir burukluk, birazcık öfke ve birazcık da hayal kırıklığı olacak” denseydi nasıl bir yanıt alınırdı?
şüphesiz tüm galatasaray’lılar kabul ederdi.
peki juventus eşleşmesi sonrasında “juventus ile iki maç oynayıp şampiyonlar liginde son 16’ya kalacaksınız hatta iki maç toplamında 7 gol atıp 5 gol yiyeceksiniz ama birazcık sancılı olacak, bir burukluk, birazcık öfke ve birazcık da hayal kırıklığı olacak” denseydi bu durumda nasıl bir yanıt alınırdı?
elbette ki tüm galatasaray’lılar koşulsuz kabul ederdi.
bu senaryolar gerçekleşti.
tabi ki koşuluyla birikte…
burukluk, biraz öfke biraz da hayal kırıklığıyla…
şampiyonlar liginde son 16’ya kalınsa da bu burukluğu, öfkeyi ve hayal kırıklığını yaşıyor galatasaray camiası…
uzatmalarda 2 gol bulup turu geçse de 5-2’lik tarihi zafer sonrasında 10 kişi oynayan rakibine 3-0 mağlup olmayı içlerine sindiremiyorlar.
taraftarından teknik heyetine, yöneticisinden futbolcusuna kadar herkes aynı.
futbolcular attıkları gollere dahi tam anlamıyla sevinmedi.
soyunma odasında buz gibi bir hava vardı.
çünkü galatasaray artık sonuç alma eşiğini aşan bir kulüp.
taraftarıyla futbolcusuyla her alanda mükemmel olmak istiyor.
iyi sonuçların yanında iyi oyun da oynamak istiyor.
rakip juventus değil kim olurla olsun oyun olarak ezilmeyi hazmedemiyor.
dünya devleri de olsa rakiplerine her alanda üstünlük kurmak istiyor.
bize bunu alıştıran da yine galatasaray’ın kendisi.
hep üstün bir oyun anlayışını benimseyen bir galatasaray gördük tüm platformlarda.
şunu kabul edelim ki dünkü oyunun nedeni galatasaray’ın ilk defa skoru koruması gereken bir maçı oynamasıydı.
son 4 yıllık avrupa mücadelesinde çoğunlukla eleme oynanmadı.
oynanan elemelerin hiçbirinde “ilk maçta farklı bir skor alınıp ikinci maçta bu skoru korumak” şeklinde bir senaryo oluşmadı.
futbolcuların ve teknik heyetin ilk defa oynamak zorunda kaldıkları bir oyundu ve oynayamadılar.
bayern münih ve manchester united gibi dünyanın en zor deplasmanlarında önde basan, kendi oyununu kabul ettirmeye çalışan bir galatasaray vardı hep.
skor korumak çok farklı bir sekans.
bence sürekli dominant oynamayı felsefe edinmiş bir takımımızın olması türk futbolu adına çok önemli ve değerli!
şampiyonlar liginde son 16 takım arasına kalmak da türk futbolu adına çok önemli ve değerli.
arsenal, bayern münih, tottenham, liverpool, barcelona, chelsea, manchester city, real madrid, psg, newcastle united, atletico madrid, bayern leverkusen gibi devlerle birlikte anlıyor galatasaray ismi.
dünyanın tüm yayın platformlarında yayınlanan 16 logo içerisinde “turuncudan iz taşıyan tok bir sarı ve vişneye çalan koyuca tatlı bir kırmızı” ile galatasaray logosu var.
dev ülke bayrakları içerisinde ay yıldızlı bayrağımız var.
hayal kırıklığını, öfkeyi ve burukluğu içerisinde bu realite ile yüz yüzeyiz.
tottenham veya liverpool ile eşleşip son 8 takım arasına kalmaya çalışacağız.
şimdi kritik bir soru;
“ingiliz takımları ile iki maç oynayıp şampiyonlar liginde son 8’e kalacaksınız ama birazcık sancılı olacak, bir burukluk, birazcık öfke ve birazcık da hayal kırıklığı yaşayacaksınız!”
ne dersiniz?
galatasaray vizyonuna yakışır bir şekilde; “hem güzel oyun hem de tur” dediğinizi duyar gibiyim…
abdullah biricik
çok güzel bir yazı yazmış fotospor yazarı, paylaşayım diye!

