• 186
    eskişehirspor, taraftarıyla kültürüyle saygı duyduğum bir kulüptür. geçen sene bizden kazandıkları 6 puanı da başka herhangi bir takımdan alamadılar sanırım. bu sene de geçen seneden çok daha iyi bir başlangıç yaparak ligin üst sıralarını zorlayan, rakiplerine göz dağı veren bir anadolu takımı imajı çizdiler şimdiye kadar. galatasaray geçen seneki galatasaray olmadığına ve başımızda rijkaard gibi bir hoca bulunduğuna göre bu maç kolay olmasa da bizim lehimize sonuçlanır diye düşünüyordum. en kötü ihtimalle beraberlik düşünüyordum ama emin olduğum bir şey vardı ki; o da maçın alt biteceğiydi. alışılagelmişin tersine eskişehir'e kolay kolay 3-4 gol atabileceğimizi hiç düşünmedim çünkü hem fizik gücü yüksek, hem azimli bir takım söz konusu. bu durumda kaç forvetle çıkarlarsa çıksınlar takım halinde sağlam bir defans yapmaları süpriz olmayacaktı. nitekim öyle de oldu. ilk yarıda 4 forvet olmalarına rağmen 1 golü ancak atabildik. biz ne kadar çok pozisyona girip defans tarafından engellendiysek, onlar da o kadar az pozisyona girip zaten zayıf olan defansımızı pek yormadılar. karambol tehlikeleri de servet, sabri, mehmet topal, hakan balta bir iki defa olmak suretiyle savuşturdular. tüm bu gidişata rağmen şans eseri golü bulmaları büyük talihsizlik oldu. o dakikadan sonra gözüm kulübeye takılmadan edemiyordum, rijkaard ne yapacak acaba diye bekliyordum nitekim eses geçit vermiyordu. sonuç olarak fenerbahçe'nin 3 puan aldığı bir haftada puan kaybetmek canımı sıksa da, içim rahat ayrıldım staddan. bence silkelenmeye ve toz pembe rüyalardan uyanmaya ihtiyacımız vardı. bundan sonra da futbolcularımızın azmine azim katılacağını, rijkaard'ın da gerekli ayarları vereceğini düşünmekteyim. bu takım futbol adına güzel işler yapıyor ve uzun süreçte çok büyük yol katedecek gibi gözüküyor. o yüzden bırakalım bu hafta 2 puan kaybetmemizin sevinciyle deliye dönen bazı küçük takımların yegane eğlencesi bu olsun. çünkü onlar hiçbir zaman kendileriyle yarış halinde olacak kadar yücelmediler, ancak başkalarının başarısızlıklarıyla(göreceli bir tanım) mutlu olabildiler.

    eskişehir taraftarının, eses sevdasına ve tribün ateşine hayranımdır. maç öncesi forumlarında alpaslan dikmen için bir şeyler yapmalıyız diye konuştuklarını da yakınen biliyorum. türkiye'de kaç takım kalmış ki; taraftarı mesafe kar kış dinlemeden binlerce kişi deplasman kovalasın. bizim, diğer istanbul kulüpleri gibi milyonlarca taraftarımız varken, ne diye deplasmana gelen bu adamları hazımsızlıkla karşılıyoruz? sözüm, maçtan önce taraftar ve takım otobüslerini taşlayan saldıran, kendine galatasaray taraftarı diyen bir grup kendini bilmeze. oysaki bize yakışanı onları centilmence karşılamak ve misafir tribününde rahat ettirmekti. alpaslan dikmen için eski açıkla birlikte tezahürat yapmaları çok duygulandırdı beni, muhteşem bir görüntüydü, gurur duydum her iki tarafla da. maç boyunca tek küfürlü tezahürat etmediler. en sonunda çıkan gerginlikler, kavgalar çok gereksiz oldu. hiç olmazsa o alpaslan dikmen resminin altında bunu yapmasaydınız. böyle taraftarlık olmaz olsun dedim içimden. umarım bundan sonra böyle manzaralarla karşılaşmayız.

    efenim gelelim galatasaray sözlük magazin bölümümüze.(u: (= )
    maçtan önce kulüp binası önünde dikilirken bir anlık dalgınlıkla adnan polat'a çarpmışım, arkamı döndüğümde ''iyi akşamlar'' diyen kalın sesiyle irkildim başkanın. sonra epey güldüm o şaşkoloz halime. bu sefer maçı, protokol bölümünün yanındaki kısımda izledim ilk defa. daha içeri girerken emre güngör ve barışla karşılaştım. hemen akabinde linderoth geldi. birara ergün penbe'nin de yanımızda olduğunu farkedip mutlu oldum kendimce, özlemişiz. daha sonra sallana sallana gökhan zan geldi ki, tv'de gördüğümüzden de çirkinmiş bu adam. hala hazmedemiyorum gs forması giyiyor olmasını, neyse allah şifa versin diyeyim yine de. ufuk ceylan adlı çok konuşulan kalecimizi cismen hiç tanımıyordum ama herkesin selam verdiği basketbolcu kılıklı adam dikkatimi çekmedi değil. sonradan anladım ki zat-ı muhterem çiçeği burnunda kalecimiz olurmuş. eklemeden geçemeyeceğim, ümit karan'ın oğlu ve leo franco'nun kızı dünya tatlısı yaratıklarmış, bol bol fotoğraflarını çektim.

    spor, yorum, magazin kombosu olan entry'me burada son verirken strum graz maçı için içimin rahat olduğunu bir kez daha belirtmek ister, onuncu haftanın sekizinci ya da dokuzuncu haftadan bir farkı olmadığını vurgular, esenlikler dilerim...
App Store'dan indirin Google Play'den alın