215
lige başlamadan önce ki transfer sürecinde yaşanan sorunlar, lig başladıktan sonra alınan kötü sonuçlar ve son olarak atletico madrid mağlubiyeti zaten önemli olan trabzon spor deplasmanını daha önemli hale getirdi. bu nedenle bu maça taktiksel açıdan öncelikle psikolojik açıdan bakılmasını daha doğru buluyorum. çünkü galatasaray’a bu maçta daha çok gerekli olan şey buydu yani psikolojik açıdan iyi durum da olmak. fakat psikolojik açıdan demişken, belirtmek gerekir ki galatasaray’ın ciddi bir burak yılmaz sorunu var. motivasyon burak yılmaz’ı, burak yılmaz yapan şeylerden biriyken, bu durumda olması cidden düşündürüyor. ama bunu dışarıdan tahmin etmek çok zor. mesela podolski için fiziksel olarak iyi duruma gelmesi, oyun içi temposunu yükseltmesi, maç ritmini bulması lazım diyebilirken burak yılmaz’a baktığımızda sorunun ne olduğunu anlayamıyoruz. belki de bu maç özelinde sadece klasik trabzon deplasmanı sendromu yaşadı diyebiliriz ve umarım durum sadece bundan ibarettir. takımın geri kalanı için konuşacak olursam 2. yarının bazı bölümleri dışında, psikolojik açıdan hazır bir galatasaray gördüm diyebilirim. jose ve bilal’in özer – m bia – okay üçlüsüne üstünlük kurmasını, sneijder’in mücadelesini, carole’ün kanadını, önünde m. marin ve ligin en atletik sağ bekine karşı iyi savunmasını, muslera’nın konsantrasyonunu ve hamza hocanın özellikle geçen haftaya göre daha iyi bir yönetim sergilesini buna örnek gösterebilirim. ama bunun içinde bulunulan duruma göre verilen anlık bir tepki mi yoksa en azından bundan sonra, psikolojik açıdan iyi bir takım izleyeceğize dair bir emare mi ? bunu zaman gösterecek.
maça taktiksel açıdan bakacak olursak; ilk 11’ler açıklandığın da, herkesin aklında trabzon’un dinamik ortasahası karşısında, galatasaray’ın iki 8 numarasının ne yapacağıydı. hatta 11ler açıklanır açıklanmaz avni aker’in zeminin pas yapmaya müsait olmasını umdum. çünkü jose ve bilal’in o ortasaha karşısında etkili olmasının başka yolu yoktu. ve nitekim öylede yaptılar. hatta jose bundan daha fazlasını yaparak beşiktaş – trabzon maçında olcay ve oğuzhan’ı sahadan silen m bia ya, 35. dakika da sarı kart gösterterek onun sertliğini minimize etti ve aynı zamanda dikine oynaması ve orta sahada ki boşlukları çok iyi değerlendirmesi bize önümüzdeki haftalar adına neler yapabileceğine dair güzel bir fragman izletti. ama içimde ‘’keşke ters kanada attığı diagonal paslarda carole ve poldi iyi alternatifler olabilselerdi’’ demiyor değilim.
iki takımında oyun planının ilk 10 dakika’da ortaya çıktığını söyleyebilirim. şota, galatasaray’ın kronik sorununu anlamış olacak ki genelde arkada bekleyip santrafor’a şişirilen toplar da, yere inen, 2. topu kapıp, hazırlıksız savunmaya karşı atak yapmak ve hızlı kenar oyuncuları ile sonuca gitmek üzerinden kurmuştu oyun planını…
galatasaray ise daha çok yasin ve denayer üzerinden, trabzon’un sol kanadına sol kanadına odaklı oynadı (diğer tarafta cavanda olduğunu düşünürsek gayet mantıklı). aynı zamanda çabuk paslarla ortadan delmeyi denedi ve bunda şaşırtıcı bir şekilde etkili oldu birkaç pozisyon da. bunlar dışında fazla’da hücum seçeneği yoktu aslında, nitekim poldi’nin olduğu kanat hiç çalışmıyordu. çalışmadığı gibi oradan kaptırılan toplar zaten çok ta dinamik olmayan galatasaray takımını oldukça yordu. bu yorgunluğu trabzon’un orta sahası iyi değelendirememesinin nedeni, hücum anlamında kalite olarak bir tık üst futbolcusunun sahada olmamasıydı (mehmet ekici). galatasaray ortasahasının oyundan düştü dakikalarda şota’dan o hamleyi bekledim fakat oyunu çözecek ana etmenin hız olduğunu düşünmüş olacak ki erkan yerine yusuf’u almayı tercih etti. ama geriden çıkmaya çalışırken ve oyunu rakip yarı alana yığılmadığı bir maçta sağ kanada n’doye’yi atıp, cardozo’yu oyuna almasına bir anlam veremedim. hamza hoca ise gerek yedek oyuncu yetersizliğinden gerek gol için risk almasından dolayı sinan’ı oyuna alıp, şota’nın salih ile karşı hamle yapmasına sebep oldu. sinan’da gittikçe aldığı süreyi (bu süre haftalar geçtikçe artıyor) çok iyi değerlendirdi. girdiği 2 etkili pozisyonun yanında gol’ün geldiği duran topta faul’ü alan isimdi. umarım bu etkinliğini 90 dakikaya yayacak kondisyonu vardır. çünkü bu sezon ona gerçekten ihtiyacımız var.
maça taktiksel açıdan bakacak olursak; ilk 11’ler açıklandığın da, herkesin aklında trabzon’un dinamik ortasahası karşısında, galatasaray’ın iki 8 numarasının ne yapacağıydı. hatta 11ler açıklanır açıklanmaz avni aker’in zeminin pas yapmaya müsait olmasını umdum. çünkü jose ve bilal’in o ortasaha karşısında etkili olmasının başka yolu yoktu. ve nitekim öylede yaptılar. hatta jose bundan daha fazlasını yaparak beşiktaş – trabzon maçında olcay ve oğuzhan’ı sahadan silen m bia ya, 35. dakika da sarı kart gösterterek onun sertliğini minimize etti ve aynı zamanda dikine oynaması ve orta sahada ki boşlukları çok iyi değerlendirmesi bize önümüzdeki haftalar adına neler yapabileceğine dair güzel bir fragman izletti. ama içimde ‘’keşke ters kanada attığı diagonal paslarda carole ve poldi iyi alternatifler olabilselerdi’’ demiyor değilim.
iki takımında oyun planının ilk 10 dakika’da ortaya çıktığını söyleyebilirim. şota, galatasaray’ın kronik sorununu anlamış olacak ki genelde arkada bekleyip santrafor’a şişirilen toplar da, yere inen, 2. topu kapıp, hazırlıksız savunmaya karşı atak yapmak ve hızlı kenar oyuncuları ile sonuca gitmek üzerinden kurmuştu oyun planını…
galatasaray ise daha çok yasin ve denayer üzerinden, trabzon’un sol kanadına sol kanadına odaklı oynadı (diğer tarafta cavanda olduğunu düşünürsek gayet mantıklı). aynı zamanda çabuk paslarla ortadan delmeyi denedi ve bunda şaşırtıcı bir şekilde etkili oldu birkaç pozisyon da. bunlar dışında fazla’da hücum seçeneği yoktu aslında, nitekim poldi’nin olduğu kanat hiç çalışmıyordu. çalışmadığı gibi oradan kaptırılan toplar zaten çok ta dinamik olmayan galatasaray takımını oldukça yordu. bu yorgunluğu trabzon’un orta sahası iyi değelendirememesinin nedeni, hücum anlamında kalite olarak bir tık üst futbolcusunun sahada olmamasıydı (mehmet ekici). galatasaray ortasahasının oyundan düştü dakikalarda şota’dan o hamleyi bekledim fakat oyunu çözecek ana etmenin hız olduğunu düşünmüş olacak ki erkan yerine yusuf’u almayı tercih etti. ama geriden çıkmaya çalışırken ve oyunu rakip yarı alana yığılmadığı bir maçta sağ kanada n’doye’yi atıp, cardozo’yu oyuna almasına bir anlam veremedim. hamza hoca ise gerek yedek oyuncu yetersizliğinden gerek gol için risk almasından dolayı sinan’ı oyuna alıp, şota’nın salih ile karşı hamle yapmasına sebep oldu. sinan’da gittikçe aldığı süreyi (bu süre haftalar geçtikçe artıyor) çok iyi değerlendirdi. girdiği 2 etkili pozisyonun yanında gol’ün geldiği duran topta faul’ü alan isimdi. umarım bu etkinliğini 90 dakikaya yayacak kondisyonu vardır. çünkü bu sezon ona gerçekten ihtiyacımız var.

