213
trabzonspor – galatasaray : 0-1 çeyrek altın
sezon başından beri, pardon geçtiğimiz sezon bittiğinden beri sıkıntıdaki galatasaray bu memleketteki en zor ikinci deplasmandan 3 puan alıp dönüyor. bardağın istatiksel olarak en güçlü tarafı bu. yalan mı?
kim ne kadar koşmuş, kim kaç pas yapmış, o yuvarlak güvenilmez topa kim ne kadar sahip olmuş istatistikleri bir şey ifade etmez. kim kaç gol atmış, sen buna cevap ver. kendimi bir açıdan inkar ediyorum farkındayım. ama futbolda istatistik denen şeyin hiçbir şeye yaramadığıyla da dalga geçmeme izin verin. izin vermezseniz de vermeyin, umurumdaydı sanki. kendimi inkar kısmına gelirsek, bir maçı kazanmanın değerinin 3 puandan fazla olmadığı yönünde. efendim rakibinden aldığın 3 puan altın değerinde falan, öyle bir şey yok. 3 puan 3 puandır, ligde ötesi yok. hadi sizin için çeyrek altın olsun.
galatasaray takımı travmayı atlatmak için önce trabzon’da yenilmemeliydi. selçuk inan’ın ve chedjou’nun yokluğunda gayet makul bir kadro çıkardı hamza hoca. ve fakat kaç maçtır takım bütünlüğünü bozan öndeki dörtlü aynen duruyordu. hedef tahtasını doğru çizelim: burak, sneijder, podolski. üç mü oldu? sanırım yasin öztekin’i çabası sebebiyle bu arkadaşlardan ayırmamız gerek, eksiklerine rağmen.
galatasaray birbirine yaklaşarak bol pas yapan bir takım olarak görüldü. pozisyon? ya karıştırmayın şimdi pozisyonu falan, provakatör müsünüz nesiniz lan? :) trabzonspor ise kendi sahasına çekilip galatasaray’ın pas yapmasını izliyor, eşlik ediyordu. olur da topu kaparsa atak yapıyordu. tam bir italya ligi mücadelesi. topa sahip olan galatasaray olmakla birlikte pozisyonlara giren trabzonspor’du. pozisyonlara bakalım, detay severleri şöyle alayım: sahanın en kısa adamı marin’in iki kez kafa vurduğunu gördük. bak burada iki tür değerlendirme var. 1- trabzon pozisyon buldu. 2- galatasaray sahanın en kısa adamına kafa vurmasına izin verdi. eğer bu iki maddenin ikisi de bilinçliyse kanaat notunu galatasaray savunması alır, biliyorsunuz değil mi? bilmiyorsan seni sınıfta bırakırım, buranın not vericisi benim:)
şaka bir yana, galatasaray bol pas yapıp trabzon savunmasında boşluk arayana kadar trabzon topu kapınca direkt galatasaray ceza sahasına yüklendi. ilk devre topa hükmeden galatasaray, zayıf da olsa pozisyona giren trabzonspordu. şöyle diyelim, muslera’yı zorladıkları hiçbir pozisyon olmadı. olmadı ama galatasaray etkinmiş gibi gözükürken trabzon’un atakları uyarıcıydı.
uyarıyı ikinci devre gördük. devrenin başlarında, ki 5 dakika bile sürmedi, galatasaray baskı yaptıktan sonra oyunun kontrolü tamamen trabzonspor’a geçti.
galatasaray ceza sahasını ablukaya aldılar. bu arada biri altı pasın içinden erkan zengin’in üst direğe vurduğu pozisyon, bir de marin’in önce semih’e sonra direğe vurup çıkan iyi pozisyonlar buldular. denayer’in eline çarpan maç sırasında benim de penaltı dediğim pozisyon gelişti. bugün bir dost video gönderdi. twitterda yayınladım. top bayern münihli dante’nin eline çarpıyor ve hakem penaltıyı veriyor. ancak uefa bu pozisyonu hakemlere derslerde gösterip yanlış karar olduğunu anlatmış. yakın mesafeden gelen şut ve oyuncunun vücut pozisyonuna göre elinin olması gereken yerde olduğunu ve oyuncunun kasıtlı olarak topa eliyle vurmadığını anlatmış.
trabzon’un baskısı ile arkada derin boşluklar oluştu. kontratak yapılacak fırsatlar yakaladı galatasaray ancak bir türlü yararlanamadı. kötü pas tercihleri, ofsaytlar, top taşımadan uzun oynanan toplar kontraları başlamadan bitirdi. trabzon savunmasında özellikle cavanda’nın hızı da kontraları kesmede etkili oldu.
oyuncu değişiklikleriyle galatasaray daha etkili olmaya başladı. özellikle sinan gümüş’ün ön bölgede topa basması takımı öne taşıdı. bir şutu da direkten döndü sinan’ın.
maç boyu oldukça iyi oynayan bilal kısa’nın altı pasın içine kestiği duran topta maçın iyilerinden mbiya topu kendi ağlarına gönderdiğinde dakika 83 gibiydi, yanlış hatırlamıyorsam. golde asıl hata onur kıvrak’ın. bu sezon çok hata yapıyor onur. sonrasında trabzonspor dağıldı. galatasaray maç boyunca girmediği kadar rakip ceza sahasına girdi, gol pozisyonları buldu. maç bitti 0-1.
galatasaray’ın selçuk inan’ın yokluğunda trabzon’dan 3 puanla dönmesi çok önemli. selçuk inan’ın eksikliğini hissetti galatasaray. hani ilk devre bol pas yapan ama sonuç üretemeyen takımın eksiği ileriye doğru pasları atamamasıydı. işte selçuk inan’ın etkinliği burada ortaya çıkıyor. burak yılmaz klasik olarak çok ofsayta düştü ama pas zamanlamalarına da iyi bakmak lazım. çünkü burak geçen sezonun son maçlarından itibaren ofsayta düşme alışkanlığını bırakmıştı, bu hafta tekrar eski günlerine döndü. bahsettiğim kontra fırsatlarında topu taşıyacak, doğru pası yapacak adam da seçuk’tu tabii ki.
galatasaray takımının özgüven problemi bu galibiyetle çözülür umarız. maç sonunda hamza hocanın açıklamalarına bakınca çok dolduğunu gördük. hiç gerek yok diyeceğim ama o işler öyle olmuyor işte. milyon eurolar dönen bir sektörde ve teknik-taktikten bile önce psikolojik faktörler gelmesine rağmen, gerçekten oyunculara ve hocaya yardım edecek psikolojik destek birimlerinin olmaması çok şaşırtıcı.
takımın formsuzluğu bariz şekilde görülüyor. yıldızların formsuzluğu ise çok daha fazla dikkat çekiyor. örneğin podolski. herkes direkten dönen erkan zengin’in pozisyonuna takılmışken hatırlatmak isterim ki; ilk devre podolski’nin onur’un üzerinden aşırtamadığı pozisyon da çok çok önemliydi. poldi klasında birisi için o pozisyon da %100 gol pozisyonu aslında, görmezden gelemeyeceğim. diğer oyuncuların formsuzluğu %20 etki ederken yıldızların formsuzluğu %80 etki ediyor takıma. ayrıca, takımda yorgunluk belirtisi görmedik. ne kramp giren, ne koşmakta sıkıntı yaşayan oyuncu yoktu. pas hatası, yanlış pas tercihi gibi hatalar gördük. bu da takımdaki formsuzluğun fiziksel değil zihinsel olduğunu gösteriyor.
olacak…olacak…..
*
sezon başından beri, pardon geçtiğimiz sezon bittiğinden beri sıkıntıdaki galatasaray bu memleketteki en zor ikinci deplasmandan 3 puan alıp dönüyor. bardağın istatiksel olarak en güçlü tarafı bu. yalan mı?
kim ne kadar koşmuş, kim kaç pas yapmış, o yuvarlak güvenilmez topa kim ne kadar sahip olmuş istatistikleri bir şey ifade etmez. kim kaç gol atmış, sen buna cevap ver. kendimi bir açıdan inkar ediyorum farkındayım. ama futbolda istatistik denen şeyin hiçbir şeye yaramadığıyla da dalga geçmeme izin verin. izin vermezseniz de vermeyin, umurumdaydı sanki. kendimi inkar kısmına gelirsek, bir maçı kazanmanın değerinin 3 puandan fazla olmadığı yönünde. efendim rakibinden aldığın 3 puan altın değerinde falan, öyle bir şey yok. 3 puan 3 puandır, ligde ötesi yok. hadi sizin için çeyrek altın olsun.
galatasaray takımı travmayı atlatmak için önce trabzon’da yenilmemeliydi. selçuk inan’ın ve chedjou’nun yokluğunda gayet makul bir kadro çıkardı hamza hoca. ve fakat kaç maçtır takım bütünlüğünü bozan öndeki dörtlü aynen duruyordu. hedef tahtasını doğru çizelim: burak, sneijder, podolski. üç mü oldu? sanırım yasin öztekin’i çabası sebebiyle bu arkadaşlardan ayırmamız gerek, eksiklerine rağmen.
galatasaray birbirine yaklaşarak bol pas yapan bir takım olarak görüldü. pozisyon? ya karıştırmayın şimdi pozisyonu falan, provakatör müsünüz nesiniz lan? :) trabzonspor ise kendi sahasına çekilip galatasaray’ın pas yapmasını izliyor, eşlik ediyordu. olur da topu kaparsa atak yapıyordu. tam bir italya ligi mücadelesi. topa sahip olan galatasaray olmakla birlikte pozisyonlara giren trabzonspor’du. pozisyonlara bakalım, detay severleri şöyle alayım: sahanın en kısa adamı marin’in iki kez kafa vurduğunu gördük. bak burada iki tür değerlendirme var. 1- trabzon pozisyon buldu. 2- galatasaray sahanın en kısa adamına kafa vurmasına izin verdi. eğer bu iki maddenin ikisi de bilinçliyse kanaat notunu galatasaray savunması alır, biliyorsunuz değil mi? bilmiyorsan seni sınıfta bırakırım, buranın not vericisi benim:)
şaka bir yana, galatasaray bol pas yapıp trabzon savunmasında boşluk arayana kadar trabzon topu kapınca direkt galatasaray ceza sahasına yüklendi. ilk devre topa hükmeden galatasaray, zayıf da olsa pozisyona giren trabzonspordu. şöyle diyelim, muslera’yı zorladıkları hiçbir pozisyon olmadı. olmadı ama galatasaray etkinmiş gibi gözükürken trabzon’un atakları uyarıcıydı.
uyarıyı ikinci devre gördük. devrenin başlarında, ki 5 dakika bile sürmedi, galatasaray baskı yaptıktan sonra oyunun kontrolü tamamen trabzonspor’a geçti.
galatasaray ceza sahasını ablukaya aldılar. bu arada biri altı pasın içinden erkan zengin’in üst direğe vurduğu pozisyon, bir de marin’in önce semih’e sonra direğe vurup çıkan iyi pozisyonlar buldular. denayer’in eline çarpan maç sırasında benim de penaltı dediğim pozisyon gelişti. bugün bir dost video gönderdi. twitterda yayınladım. top bayern münihli dante’nin eline çarpıyor ve hakem penaltıyı veriyor. ancak uefa bu pozisyonu hakemlere derslerde gösterip yanlış karar olduğunu anlatmış. yakın mesafeden gelen şut ve oyuncunun vücut pozisyonuna göre elinin olması gereken yerde olduğunu ve oyuncunun kasıtlı olarak topa eliyle vurmadığını anlatmış.
trabzon’un baskısı ile arkada derin boşluklar oluştu. kontratak yapılacak fırsatlar yakaladı galatasaray ancak bir türlü yararlanamadı. kötü pas tercihleri, ofsaytlar, top taşımadan uzun oynanan toplar kontraları başlamadan bitirdi. trabzon savunmasında özellikle cavanda’nın hızı da kontraları kesmede etkili oldu.
oyuncu değişiklikleriyle galatasaray daha etkili olmaya başladı. özellikle sinan gümüş’ün ön bölgede topa basması takımı öne taşıdı. bir şutu da direkten döndü sinan’ın.
maç boyu oldukça iyi oynayan bilal kısa’nın altı pasın içine kestiği duran topta maçın iyilerinden mbiya topu kendi ağlarına gönderdiğinde dakika 83 gibiydi, yanlış hatırlamıyorsam. golde asıl hata onur kıvrak’ın. bu sezon çok hata yapıyor onur. sonrasında trabzonspor dağıldı. galatasaray maç boyunca girmediği kadar rakip ceza sahasına girdi, gol pozisyonları buldu. maç bitti 0-1.
galatasaray’ın selçuk inan’ın yokluğunda trabzon’dan 3 puanla dönmesi çok önemli. selçuk inan’ın eksikliğini hissetti galatasaray. hani ilk devre bol pas yapan ama sonuç üretemeyen takımın eksiği ileriye doğru pasları atamamasıydı. işte selçuk inan’ın etkinliği burada ortaya çıkıyor. burak yılmaz klasik olarak çok ofsayta düştü ama pas zamanlamalarına da iyi bakmak lazım. çünkü burak geçen sezonun son maçlarından itibaren ofsayta düşme alışkanlığını bırakmıştı, bu hafta tekrar eski günlerine döndü. bahsettiğim kontra fırsatlarında topu taşıyacak, doğru pası yapacak adam da seçuk’tu tabii ki.
galatasaray takımının özgüven problemi bu galibiyetle çözülür umarız. maç sonunda hamza hocanın açıklamalarına bakınca çok dolduğunu gördük. hiç gerek yok diyeceğim ama o işler öyle olmuyor işte. milyon eurolar dönen bir sektörde ve teknik-taktikten bile önce psikolojik faktörler gelmesine rağmen, gerçekten oyunculara ve hocaya yardım edecek psikolojik destek birimlerinin olmaması çok şaşırtıcı.
takımın formsuzluğu bariz şekilde görülüyor. yıldızların formsuzluğu ise çok daha fazla dikkat çekiyor. örneğin podolski. herkes direkten dönen erkan zengin’in pozisyonuna takılmışken hatırlatmak isterim ki; ilk devre podolski’nin onur’un üzerinden aşırtamadığı pozisyon da çok çok önemliydi. poldi klasında birisi için o pozisyon da %100 gol pozisyonu aslında, görmezden gelemeyeceğim. diğer oyuncuların formsuzluğu %20 etki ederken yıldızların formsuzluğu %80 etki ediyor takıma. ayrıca, takımda yorgunluk belirtisi görmedik. ne kramp giren, ne koşmakta sıkıntı yaşayan oyuncu yoktu. pas hatası, yanlış pas tercihi gibi hatalar gördük. bu da takımdaki formsuzluğun fiziksel değil zihinsel olduğunu gösteriyor.
olacak…olacak…..
*

