• 1651
    uzun ve siyasi bir yazının konusu olacak canım ülkem.
    sonda söyleyeceğimi başta söyleyeyim. kaybetme ihtimali en yüksek olan adayla seçime girip kaybeden bir muhalefetin lideri, 75 yaşına gelmesine rağmen halen istifayı düşünmemekte. şimdi burada, sağda solda şu söylemi duymamak mümkün değil, işte rte'ye süreç yanlış aksettiriliyor, etrafında bir nevi pembe bir dünya izlettiriliyor. demek ki aynı süreç kk için de geçerli. bu seçimde, parti içi (ki parti içinde desteklenmesi doğal) ve özellikle medyada (ruşen çakır, nevşin gibi yabancılardan fonlanan "bağımsız!" medyacılar; çeşitli haber kanalları vs) sürekli kk'nın adaylığı pompalandı. azıcık ülkeyi gezen, çeşitli illerden arkadaşı, eşi dostu olanların gördüğü, ancak çoğu zaman görmezlikten geldiği bir adayın kaybettiği bir seçimi yaşadık.

    bence seçimde şimdiki cumhurbaşkanının kazanmasından ziyade, kk'nın neden kaybettiğinin konuşulması gerekiyor:
    1. yanlış ata oynamak: hem de bir değil, iki seçimde de. ülkede ve avrupa'da özellikle bu göçmen/sığınmacı ekseninde ciddi bir milliyetçilik akımı var. bu sadece bizdeki suriye/afgan vs de değil. kuzey avrupa ülkelerinde ukraynalı'ların bile bu denli çok gelmesine karşı çıkıyorlar, ki onlara gelen rakamlar da malum. bu yüzden özellikle büyük şehirlerde göçmenlerden sıkıntı yaşayanların oylarına talip olunabilirdi. bu ilk turda es geçildi. hatta kk'nın ve onun danışmanının (şu meşhur adıgüzel) 200-300k kadar oy var, çok büyük bir sorun değil dedikleri suriyeli ve yabancı oyların seçimi en azından bir oranda değiştirdiği muhakkak. bir sonraki seçimde (o da seçim olursa tabii) bu popülasyonun ne kadarlık bir oy potansiyeline sahip olacağı da ortada.

    2. yine yanlış ata oynamak. ilk turda "bence" yapılan en büyük yanlış, hdp'nin (kürt siyasetinin veya sol siyasetin diyelim) kendi adayını çıkarmaması tercihiydi. bunun görmezden gelinmesi akıl alır gibi değil. böyle dediğim için lütfen kusuruma bakmayın ama, hdp'yi (hdp'li yöneticillerin açıklamalarına referans vererek söylüyorum, pkk ve onun eylemlerini) direkt olarak millet ittifakına bağlayarak cumhur ittifakı seçimi ilk turda bitirdi. kk %10'u geçmeyen hdp oyuna güvenerek ilk turda seçimi alabileceğini düşündü. ancak maalesef yine ilk maddedeki düşünceyi hesap edemedi, sağ milliyetçi oyları. şu anda düz hesap, mhp+iyi+zp=10+10+2=%22 oy mevcut. ve hdp ile organik olmasa da yapulan bu inorganik bağ, iyi ve zp seçmenini hem ilk tur hem de ikinci turda millet ittifakına yaklaştıramadı. buna da şuradan örnek vermek isterim. mecburi hizmet için gittiğim mardin'de seçim muhabbeti olduğunda da hdp oylarıyla kemalin rahat kazanabileceğini düşünüyorlardı, çünkü istanbul seçimine (ve daha az bir oranda ankara seçimi) referans veriyorlardı. ama unuttukları bir durum vardı, iç anadolu'da hdp=pkk=şehit edilen asker. bu algıyı kırmak mümkün değil. bunun nedenleri tartışılabilir. siz buna iç anadolu irfanı dersiniz, onlar da "apo'nun heykelini dikeceğiz"cilere mi oy verelim derler. karışık. ama burada bence ilk turda hdp'nin ayrı bir adayı çıkarıp, ikinci turda en azından "bağımsız kalma"tarzında bir kararının olmasını isterdim. siz her ne kadar mansur veya meral ile milliyetçi kanadı "tavlamaya" çalışıyor olsanız da, partinizin istanbul il başkanı, öldürülen bir pkk'lı terörist için bir twit atıyor veya istanbul belediye başkanınının eşi, van'a giderken zafer işareti yapıyor. ve bu tip işler/davranışlar 7/24 tüm haber kanallarında gösteriliyor. bunları kapatmak kolay değil.

    3. ittifak'ın kendisi. zaten burada rte ve cumhur ittifakının da dalgasını geçtiği üzere, toplam oyları doğu perinçekten hallice üç partiye 40 milletvekili veren bir partide siyasi akıldan bahsetmek mümkün değildir. ne amaçlandı, ne yapılmak istendi, hakikaten anlamak mümkün değil. suriyelilerden şikayet eden bir ittifakın ortaklarından birisinin bu politikayı yazan adam olması da ayrı bir komedi. ki aynı adam, kk'nın "ben aleviyim!" çıkışına "ben sünniyim!" diyen birisi. kk'nın din/mezhep durumunun da yine seçim sonucuna etki ettiğini söylemek, maalesef mümkün. tabii ki bu tip düşüncelerin/inanışların seçimi etkilememesini istiyoruz, pratikte de onun olması lazım, ama maalesef burası türkiye.

    4. yeniden refah'ın cumhur ittifakına katılması. bu hem cumhur'a can suyu oldu, hem de saadetten bayağı bir adam götürdü. çünkü yrp'nin yenen partide olması, saadetin fonksiyonunu neredeyse sonlandırdı. çünkü güç nerede ise kişi oradadır.

    5. mansur ve ekrem başkanlar. seçimin en büyük kaybedenleri. zaten kk girdiği 15 seçimi de kaybeden birisi. onun üzerine bu "kaybeden" kimlik yapışmıştı. ancak, mansur yavaş (ki rte'yi bence en çok zorlayacak olan kişiydi) hem de ekrem imamoğlu (gelecekteki potansiyeli açısından) büyük kayba uğradılar. mansur yavaş, 8-9 ay sonra kaybedeceği ankara'sını üzmemek adına öne çıkmadı; ekrem imamoğlu ise büyük ihitmal kk sonrasına kendisini hazırlasa da, bir iki aya kayyum ile görevden alınacak, alınmasa da istanbul seçimlerini yeniden kazanan birisi olması düşük ihtimal olan birisi. kişilerin hafızasında en azından istanbulu ak partiden alan adam olarak kalsaydı, geleceği açısından daha doğru olurdu. bu ikisinin davranışı, hem kendilerini hem de onları ön plana alan iyi partiyi de siyaseten zor bir duruma soktu.

    uzun olduğunun farkındayım, ancak maalesef zor bir virajda ciddi bir sarsıldık. 5 sene sonrasının projeksiyonunda en az 5 milyon yabancı seçmenin seçime direkt etki edebileceği bir ülke karşımızda olacak. türkçe'yi konuşamayan, belki de türkiye'ye hayatı boyunca sadece vatandaşlık almaya gelmiş kişilerin sizin, bennim, ailelelerimizin ve çocuklarımızın hayatına karar vermeleri en basit tabirle can acıtıcı şeyler. yoksa ekonomi 20-25 yıl önce de kötüydü. alım gücü vs. gibi mevzular bir şekilde düzeltilebilir, ancak toplumun demografik yapısı değişti/değiştiriliyor. bunu geri çevirmek maalesef mümkün olmayabilir.
  • 1652
    imkanı olanın kaçıp gitmesi gereken ülke. bunu söylerken çok üzülüyorum ama buraya kadarmış. ekonomisi, mültecisi, mecliste yer alacak olan değişik tipler, daha bir sürü şey sayarım da neyse.

    21+(5) sene daha, 26 koca yıl. gençliğimizi çaldılar. gerçi bu dönem 5 sene sürdürülebilir mi pek emin değilim. içimde korkunç hisler var. hayır olsun.
  • 1659
    imfsiz ımf günlerini yaşayan, insanlarının insanlığın temelinden bıhaber olduğu sevgili ülkem. insanlığın temel unsurlarından bazıları hür yaşama isteği, haysiyet ve bencil olmamaktır. ülkemizde hürlük yabancıların tahakkümü altında yaşamamak olsa da birilerini efendi yapan birilerini köle kılan düzende yaşamak istiyorsanız hür olmanın sizin nazarınızda bir yeri yoktur. diyelim ki ülkecek zor günlerden geçiyoruz biz böyle konuşanlar hain siz ise vatanperversiniz. bütün yükü ülkenin fakir halkından taşımasını isteyenlere karşısına dikilip "neden hep yoksullara dokunacak şekilde fiyat artışları yapıp zenginlerin gelir vergilerine hiç dokunmuyor üstüne birde vergi afları ile onları zengin ediyorsunuz" demiyorsanız haysiyet dediğimiz o mukaddes duygu sizi çoktan terk etmiştir. zaten bu sıkıntıları yaşamayan o seçilmiş kesimseniz ve sizin iyiliğiniz başkanlarının kötülüğüne iken kendi kötülüğünüze karşı çıkacak duygulara sahip olamayacak kadar bencilseniz kusura bakmayın insan değilsiniz.
  • 1661
    ekonomisinde açık veren güzel ülkem ama herkes tercihlerine göre yaşar. telefon direk ithalat kalemi her versiyon güncelleyen dış ticaret açığı yaratıyor. mallar benzin ile karayolundan taşınıyor elektrikli tren sistemi kurmaya çaba yok. gübre doğalgaz ile üretiliyor. almanya'dan gurbetçilerimiz bize mark gönderirdi şimdi bizim ülkeden suriyeye paralar gidiyor. futbol desen zaten tamamen karadelik dış ticaret açığı. ingiliz futbolcular daha çok yurtdışında oynuyor bizim futbolculardan. dizi sektörünü korelilere kaptırdılar. kolay işleri bile yurtdışından yatırımcıdan alıyoruz. migros ve carrefour bunlar bile yabancı firmaların süpermarket ağları. adamlar kurmuşlar kar etmişler satıp gitmişler. büyük bakkal girişimlerini bile yabancılara yaptırmışız. kahve sektörü araplarda bir sürü yerli alternatifi var. togg'u bile yaygınlaştıramadık daha. bir vatandaş'ın hayat boyu en büyük gideri ev ve araba. ev hadi gene temel malları dolar kalemi ama işçilik ve karları türklere kalıyor. araba işi desen karadelik. en azından karları ülkemizde kalsa bir nebze. zaten iş adamları da paralarını burda tutmuyor. ekonomik anlamda yolun sonu gözüküyor bu 5 yılda herhangi bir başarı hikayesi olabileceğini düşünmüyorum. çünkü ekonomi bakanı palyatif çözümler peşinde yerel seçimlere kadar duracak sonra gönderilecek.
  • 1662
    herkes ekonomik krizden bahsediyor ama ortada kriz filan yok. ortada herkesin gün geçtikçe fakirlesdigi bir buhran var. gün geçtikçe lübnanlasiyoruz. her anlamda bir de. ben bağcılar'da oturuyorum her akşam meydandaki sinemanin orada dünyanın her ırkından insan günlük işlere gidiyor. bildiğin köle pazari. geçen bir haber gördüm zenci bir fahise hamile kalıyor ve bebeğini doğurmak için hastaneye gidiyor ama ne kaydı var ne başka bir sey... böyle durumlardan başka ülkelerde geçti ancak gerek sosyal yapı gerekse iyi ekonomi politikalari ile toparlandilar. şili, güney kore, polonya, çekya buna örnektir. bugün komünizmin içinden gectigi romanya gibi ülkelerden bile kötü durumdayiz. bu insanların öyle ya da böyle bir sosyal alanı vardi. burada millete o bile çok görülüyor... herkesin ibretle baktığı bir failed state olma yolunda emin adımlarla gidiyouz.
  • 1666
    memur olunması gereken ülke. hatta geçtim memuru kamu kurumunda işçi olmak bile hayat kurtarır.

    çaycı, temizlikçi, öğretmen, avukat, polis, mübaşir, katip, denetmen, uzman vs. vs. herhangi bir şekilde kamu çalışanı olmak mis gibi iş.

    nasıl bir kriz varsa amk millet ayda 20 kira ödeyebiliyor misal, ben hayret ediyorum, herkeste iphone 12. 13 pro max ultra fusion galaxy interstellar falan var.

    lan şu ülkede bir fakir ben miyim amına koyayım vallahi aklımı yitireceğim.

    bakıyorum yaşıtım çocuklar, araba almışlar, ceplerinde 50 binlik telefon, her gün başkasıyla yatıp kalkıyorlar, o kafe senin, bu club benim, o bar ötekinin, mis gibi yaşıyorlar.

    ben de sabah işe git, akşama eve dön, asgarîden bir tık fazla kazan.

    sikeyim böyle düzeni afedersiniz.
  • 1668
    otomotiv sektöründe çalıştığımdan mütevellit çok fazla insan ile muhatap oluyorum. geçenlerde passat cc geldi belçika plakalı. sol yan komple hasarlı. aracı yapma süresi de haliyle uzuyor ağır olunca hasar. gel zaman git zaman araç sahibi ile muhabbeti koyulaştırdık. 21 yaşında oraya gitmiş şimdi 60 yaşındaymış. belçika'nın asgari ücreti ile neler yapıldığını buradaki asgari ücret ile neler yapıldığını tartıştık. en üzücü tarafı ise "ben bu yaşımdayım cebim para gördü" demesiydi. bunun izahını yaptım. burada yaşamanın o kur farkının bu memlekete zarar ziyan olduğunu anlattım ancak adam haklı olarak ben cebimdeki paraya bakarım kardeşim diyor. birim mirim hak getire. sen gel orada havayı bir gör komple kapalı güneş yok diyor. kendi isteği ile yurt dışına gidebilmiş ve oranın şartlarıyla asimile olmuş ancak buranında güzel olduğunu bilerek hikayeden vatanım ayaklarına yatan çok insan tanıyorum.
    bunun zıttında aynı şekilde kendi hür iradesi ile dünyaya açılan ve buraya bir daha gelmemek adına elinden geleni yapıp çok çok mutlu insanlarda tanıyorum.
    bu memleket içindeki insanlarla güzel. ancak içindeki insanların da hayata dair neyin güzel olduğunun farkına varmasının zamanı geldi de geçiyor.
  • 1670
    bir abi vardı, sokak röportajında kendisine asgari ücret ile ilgili soru sorulduğunda: benim durumum iyi bana ne olm ben mi düşüneceğim diyordu.

    ben atatürk ilkeleriyle büyümüş bir türk vatandaşıyım. hayatımın her anında bu ilkelere bağlı kaldım. fakat son seçim ile birlikte halkçılık ilkesini maalesef hayatımdan çıkarma kararı aldım. bu zamana kadar istediğim bütün değişimler, sadece ben değil bütün türk halkı mutlu ve refah içinde yaşasın diyeydi. fakat maalesef politikacılar ve halkın bir kısmı bana gösterdi ki, halkımı onlardan daha fazla düşünmem bana zarar veriyor.

    artık o sokak röportajındaki abi gibi yaşıyorum. ve evet daha mutlu ve rahatım.
  • 1673
    şu anda gidişatı pek iyi gözükmeyen ülkem.
    burada seçim sağ sol muhabbetlerine girmeyeceğim* ki benim azılı muhalif olduğumu eski entrylerimden anlarsınız, genç yaşta* olan bu kardeşinize yatırım tavsiyesi vermenizi isteyeceğim. yaklaşık 6-7 bin tl param vardı bu sabah dolar aldım fakat dolar arttıkça her şeye zam geliyor zaten yani paranın değerini korumuş oluyorum. paradan para kazanma konusunda tavsiye verebilir misiniz biriktirdiğim paraları nereye yatırarak kazanabilirim? 6-7 bin tl para mı derseniz değil tabii de benim gelir kaynağım yok bizde anca bu kadar birikebiliyor maalesef.
  • 1675
    döviz kurunun yükselmeye devam etmesi ve yapılan son maaş artışlarından sonra gıda ve tekstil gibi temel tüketim ürünlerine inanılmaz zamlar gelen, ekonomisi hiç olmadığı kadar çukura sürüklenen ülke.

    öncelikle sabit gelirlilerin daha zamlı maaşlarını almadan satın alma güçleri düştü. çoğu kişi son aylarda temmuz maaş artışlarına göre pozisyon almıştı, gelecek zamlarla biraz olsun nefes alacağını düşünmüştü belki ama iktisadın rasyonelitesi yüzümüze gerçekleri tokat gibi çarptı.

    şirketler, bozulan fiyat algısı ve olmayan denetim mekanizması sayesinde enflasyonu bahane ederek maaş zam oranlarından ve artan vergi oranlarından çok daha fazlasını ürünlere yansıtmaya başladılar. biz "enflasyon var, bu zamlar normal, buna alışacağız" dedikçe de zam yapmaya devam ediyorlar ve servet transferi her geçen gün büyüyor.

    ahlak ve etik açısından iyice zayıflamış bir toplum haline geldiğimiz için; enflasyon ortamında bile satıcı kar marjını büyütecek fiyatı belirleyebiliyor. alıcı ise bırakın tüketim alışkanlıklarından ödün vermeyi, statü için sofrasından azaltıp, kullandığı saçma sapan ürünlere uçuk fiyatlar vermeyi tercih ettiği için talep kesinlikle durmuyor. ha bu arada katiyen tüketim alışkanlıklarımızdan ödün vermemiz gerektiğini savunmuyorum; aksine avrupalı, amerikalı, uzak doğulu insanlar gibi çok daha refah içinde ve mutlu yaşam standartlarımız olması gerektiğini düşünüyorum.

    ayrıca tl'deki değer kaybı ve beklenen enflasyonun yüksek olması sebebiyle talebin öne çekilmesinin enflasyonu daha da azdırması gibi bir kısır döngünün çarpıcı bir örneğini yaşıyoruz ülke olarak.

    irrasyonel ekonomi politikalarından dönüş gerçek anlamda bir plan program ile kararlı şekilde yapılmazsa, biraz olsun denetim ve caydırma mekanizmaları kullanılmazsa ve toplumun dinamiklerinden bağımsız şekilde sadece kalıp müdahaleler kullanılırsa bu kısır döngüden çıkmak çok zor olacak. ekonomi bir döngü işi olduğu için çoğu sektörde fiyat balonları patlayacaktır ve dibe vurduktan sonra toparlama olacaktır ama o zamana kadar çok şey kaybedeceğimiz kesin.
App Store'dan indirin Google Play'den alın