canının sıkıldığı bir gece elde nargile odasından twitch üzerinden yayın açıp bol bol palavralarla süslenmiş fenerbahçe maceralarını anlatırken kendini futbol programlarında bulan eski futbolcu. futbol yorumlayanlardan futbolcu/futbol adamı olmayacağı gibi futbolculardan da futbol yorumcusu olamıyor. olmak zorunda da değil zaten. bir şeyi yapmak ve yorumlamak birbirinden farklı aksiyonlar. ancak bizim milletin "kim ulan bu dümbük" refleksinden kurtulabilmek adına ne yazık ki pek çok eski futbolcuya televizyonlarda, orada burada futbol yorumlatılıyor.
bu işlere girip "yırtmaya" çalışan yeterince sıradan çinko karbon vatandaş var. bütün bu rekabet ortamına rağmen, "kim ulan bu dümbük" refleksi nedeniyle içerik ve nitelikten bağımsız eski futbolcular maça 2-0 önde başlıyor. bunun bilincinde olan yayıncılar da bu arkadaşları bir araya toplamaya çalışıyor.
muhtemelen maddiyat olarak serhat akın'ın da diğer futbolcu eskilerinin de bu işlerden gelecek paraya ihtiyacı yoktur. ancak 50 bin kişinin adını haykırdığı, televizyonlarda gün boyu konuşulduğu, yüzlerce özel hayranının olduğu bir hayattan sıradan çinko karbon vatandaş hayatına adapte olmak da zordur. o yüzden bir yere kadar hak vermek mümkündür bu ekranlara çıkıp bi'şeyler anlatma hevesine...
tabi bunun bir de karşı tarafı vardır. eleştirilenler açısından da sıradan çinko karbon bir vatandaşın ettiği lafın ağırlığı ile serhat akın gibi bir adamın ettiği lafın ağırlığı aynı değildir. biz burda bir yöneticiyi kılıçtan geçiririz, düzinelerce tuğla gibi entry gireriz. adamlara en fazla ekran görüntüsü atılır, şöyle bir okur geçer.
ama serhat akın gibi bir adam 2 dakika sallasa ve o kısa video formatında dolaşıma girse bunun etkisi 100 kat 1000 kat artar.
ve tabiatın en geçerli kanunlarından biri olarak, her hayvan dişinin kesebildiği hayvana hırlar.
vurulma olayının özeti bu aslında...
ağlayarak yayını terk etme olayına gelince. ben bu konularda bütün yayıncıları, en anonim adamdan en lafazanlık olsun diye ekrana çıkan topçu eskisine kadar bir tutuyorum. bu insanlar bu motivasyonları bulacak kadar kafayı kırdığı için siz yedi gün yirmi dört saat izleniyorsunuz. bir ekonomi oluşuyorsa bu yüzden oluşuyor. bir ekosistem oluşuyorsa da bu sayede oluşuyor.
siz istediğiniz hikayeyi istediğiniz gibi eğip-büküp dolaşıma veriyorsunuz. sosyal medya sayesinde doğru gibi kabul göreceğini bilerek yapıyorsunuz. yeri geliyor kitlenize yaranmak için normalde yüzüne güldüğünüz adamlar hakkında ekranda gaza gelip sallıyorsunuz, ya da hikayeler anlatıyorsunuz.
size bütün bunları yapma gücü veren hastalıklı kitle size hiç dokunmayacak mı sanıyorsunuz?
(bkz:
yaprağı yerken kıtır kıtır sapına gelince me)