resim
Gheorghe Hagi
Görev:Hissedar
Takım:FCV Farul
Yaş:60
Uyruk:Romanya
  • 1680
    - culio ve stancu'nun performansları ortada bu oyuncuları kendisi aldırmıştır.

    - pino'yu forvet denedi performansı ortalamanın üzerine çıktı bunu kendisi düşündü.

    - kazım kazımkendisi transfer ettirmiş başkan'a göre kazım fenerde 3 yıldır göstermediği performansı gösteriyor.

    - genç oyuncu oynatan teknik direktörler istiyoruz diyen güruh emre çolak ve aydın yılmaz'a gösterdiği sabrı görmüyor.

    - milletin korkarak gittiği, taraftarın yarısının az fark yiyelim dediği gaziantepspor deplasmanında her ne olursa olsun çift forveti denemiştir en son ne zaman çift forvet oynadık hatırlamıyorum.

    - eleştirilirken galatasaray'ın yani kulübün bir kaos ortamında olduğu unutulmaktadır.

    - beşiktaş'ın teknik direktörü gibi şımarıkça yüksek maliyetli oyuncuları gösterip şunu alın bunu alın dememektedir.

    - galatasaray'a iyi futbol oynatmadığını iddia edenler hagi'nin geldiği ilk sezonu bir değerlendirsinler de görelim, hagi'yi hatalı bulmak başka "hoca değil" demek başka, yıllarca o passatçı medyanın gözüne soka soka takım yönetmiştir daha sonra teknik direktör olarak gelmiş sonuna kadar gayet de güzel mücadele etmiştir kupada rakibini 5'lemiştir bunu hagi yapmıştır madem herşeyin suçlusu hagi bunları da hagi yapmıştır.

    - milletin aşşağılıkça "fark yeriz, bahiste rakibe handikap oynayın" diye saçmaladığı bir dönem sadece hagi bu taşın altına elini sokmuştur, sadece bu hamle bile o stadyumdaki fenerbahçe taraftarını strese sokmaya yetmiştir, üstelik bu ve birkaç maçta yetersiz kaleci ve sıfır forvet ile oynamıştır.

    - hagi şikayet sevmez, hagi çalışır sen dersin ki "forvetim yok" o pino'dan forvet yapar, başarılı da yapar. sen "fark yeriz" dersin o rakibe dua ettirir, kısacası sen hayal kurarsın hagi gerçekleştirir.

    - hagi'nin senin gibi la liga izleyip "ya bu barcelona süper" "ya bu real madride ölürüm" "bunlarınki futbolsa bizimkiler kumda oynasın" "viva real", "forza barcelona" deme şansı yoktur, hayatı fm, cm ve halı sahadan ibaret adamlar bir galatasaray efsanesi üzerinden teknik direktörcülük oynayamazlar.

    - hagi şuanda galatasaray için çalışan bir teknik direktördür, geçmiş teknik direktörlük deneyimine saygı duyularak bundan sonrası için kendisine destek verilmelidir destek vermek istemeyen en azından hagi teknik direktör değil imajına hizmet etmesinler bari bunu yapmasınlar.

    unutulmasın; skibbe almandır, gerets belçikalıdır, rijkaard hollandalıdır, hagi galatasaraylıdır
  • 688
    hagi mizin türkiye de oynadığı resmi lig ve kupa maçları ve bu maçlarda attığı goller; *

    (bkz: 10 ağustos 1996 vanspor galatasaray maçı) * **
    (bkz: 17 ağustos 1996 galatasaray trabzonspor maçı) * *
    (bkz: 23 ağustos 1996 kocaelispor galatasaray maçı) *
    (bkz: 15 eylül 1996 sarıyer galatasaray maçı) *
    (bkz: 22 eylül 1996 galatasaray çanakkale dardanelspor maçı) * *
    (bkz: 29 eylül 1996 gençlerbirliği galatasaray maçı) *
    (bkz: 4 ekim 1996 galatasaray denizlispor maçı) *
    (bkz: 13 ekim 1996 samsunspor galatasaray maçı) * *
    (bkz: 20 ekim 1996 galatasaray gaziantepspor maçı) * *
    (bkz: 27 ekim 1996 altay galatasaray maçı) * *
    (bkz: 3 kasım 1996 galatasaray istanbulspor maçı) *
    (bkz: 15 kasım 1996 galatasaray beşiktaş maçı) *
    (bkz: 28 kasım 1996 gençlerbirliği galatasaray maçı) * * *
    (bkz: 1 aralık 1996 galatasaray antalyaspor maçı) * *
    (bkz: 6 aralık 1996 ankaragücü galatasaray maçı) *
    (bkz: 21 aralık 1996 galatasaray bursaspor maçı) *
    (bkz: 17 ocak 1997 galatasaray vanspor maçı) * *
    (bkz: 25 ocak 1997 trabzonspor galatasaray maçı) *
    (bkz: 2 şubat 1997 galatasaray kocaelispor maçı) *
    (bkz: 9 şubat 1997 fenerbahçe galatasaray maçı) *
    (bkz: 23 şubat 1997 çanakkale dardanelspor galatasaray maçı) * *
    (bkz: 2 mart 1997 galatasaray gençlerbirliği maçı) *
    (bkz: 7 mart 1997 denizlispor galatasaray maçı) *
    (bkz: 12 mart 1997 fenerbahçe galatasaray maçı) *
    (bkz: 15 mart 1997 galatasaray samsunspor maçı) *
    (bkz: 22 mart 1997 gaziantepspor galatasaray maçı) *
    (bkz: 6 nisan 1997 galatasaray altay maçı) *
    (bkz: 12 nisan 1997 istanbulspor galatasaray maçı) * * *
    (bkz: 20 nisan 1997 beşiktaş galatasaray maçı) * *
    (bkz: 4 mayıs 1997 galatasaray zeytinburnuspor maçı) *
    (bkz: 10 mayıs 1997 antalyaspor galatasaray maçı) * *
    (bkz: 24 mayıs 1997 bursaspor galatasaray maçı) *
    (bkz: 31 mayıs 1997 galatasaray kocaelispor maçı) *
    (bkz: 9 ağustos 1997 galatasaray bursaspor maçı) *
    (bkz: 24 ağustos 1997 kocaelispor galatasaray maçı) *
    (bkz: 31 ağustos 1997 galatasaray vanspor a.ş. maçı) *
    (bkz: 5 eylül 1997 fenerbahçe galatasaray maçı) *
    (bkz: 14 eylül 1997 galatasaray antalyaspor maçı) *
    (bkz: 21 eylül 1997 beşiktaş galatasaray maçı) *
    (bkz: 27 eylül 1997 galatasaray şekerspor maçı) * *
    (bkz: 5 ekim 1997 gençlerbirliği galatasaray maçı) *
    (bkz: 18 ekim 1997 galatasaray gaziantepspor maçı) * *
    (bkz: 1 kasım 1997 samsunspor galatasaray maçı) *
    (bkz: 16 kasım 1997 altay galatasaray maçı) *
    (bkz: 23 kasım 1997 galatasaray çanakkale dardanelspor maçı) * *
    (bkz: 3 aralık 1997 galatasaray vanspor maçı) *
    (bkz: 6 aralık 1997 kayserispor galatasaray maçı) *
    (bkz: 13 aralık 1997 istanbulspor galatasaray maçı) *
    (bkz: 17 aralık 1997 vanspor galatasaray maçı) *
    (bkz: 21 aralık 1997 galatasaray kardemir karabükspor maçı) *
    (bkz: 18 ocak 1998 galatasaray ankaragücü maçı) *
    (bkz: 25 ocak 1998 bursaspor galatasaray maçı) *
    (bkz: 28 ocak 1998 galatasaray gaziantepspor maçı) *
    (bkz: 1 şubat 1998 galatasaray kocaelispor maçı) *
    (bkz: 7 şubat 1998 vanspor galatasaray maçı) *
    (bkz: 15 şubat 1998 galatasaray fenerbahçe maçı) * *
    (bkz: 22 şubat 1998 antalyaspor galatasaray maçı) * *
    (bkz: 25 şubat 1998 trabzonspor galatasaray maçı) *
    (bkz: 1 mart 1998 galatasaray beşiktaş maçı) * *
    (bkz: 7 mart 1998 şekerspor galatasaray maçı) *
    (bkz: 21 mart 1998 gaziantepspor galatasaray maçı) *
    (bkz: 25 mart 1998 beşiktaş galatasaray maçı) *
    (bkz: 29 mart 1998 galatasaray samsunspor maçı) *
    (bkz: 4 nisan 1998 trabzonspor galatasaray maçı) *
    (bkz: 8 nisan 1998 galatasaray beşiktaş maçı) *
    (bkz: 12 nisan 1998 galatasaray altay maçı) * *
    (bkz: 18 nisan 1998 dardanelspor galatasaray maçı) * *
    (bkz: 26 nisan 1998 galatasaray kayserispor maçı) *
    (bkz: 3 mayıs 1998 galatasaray istanbulspor a.ş maçı) *
    (bkz: 8 ağustos 1998 galatasaray altay maçı) * * *
    (bkz: 16 ağustos 1998 bursaspor galatasaray maçı) * *
    (bkz: 22 ağustos 1998 galatasaray kocaelispor maçı) * *
    (bkz: 20 eylül 1998 fenerbahçe galatasaray maçı) * *
    (bkz: 27 eylül 1998 galatasaray gençlerbirliği maçı) *
    (bkz: 24 ekim 1998 galatasaray samsunspor maçı) *
    (bkz: 31 ekim 1998 kardemir karabükspor galatasaray maçı) * * *
    (bkz: 8 kasım 1998 dardanelspor galatasaray maçı) * *
    (bkz: 15 kasım 1998 galatasaray trabzonspor maçı) *
    (bkz: 18 kasım 1998 adanaspor galatasaray maçı) *
    (bkz: 21 kasım 1998 sakaryaspor galatasaray maçı) *
    (bkz: 12 aralık 1998 galatasaray antalyaspor maçı) *
    (bkz: 16 aralık 1998 galatasaray beşiktaş maçı) *
    (bkz: 20 aralık 1998 gaziantepspor galatasaray maçı) *
    (bkz: 31 ocak 1999 altay galatasaray maçı) * *
    (bkz: 3 şubat 1999 galatasaray istanbulspor maçı) * *
    (bkz: 7 şubat 1999 galatasaray bursaspor maçı) * **
    (bkz: 12 şubat 1999 kocaelispor galatasaray maçı) *
    (bkz: 21 şubat 1999 galatasaray istanbulspor maçı) *
    (bkz: 7 mart 1999 galatasaray fenerbahçe maçı) *
    (bkz: 10 mart 1999 galatasaray sakaryaspor maçı) *
    (bkz: 14 mart 1999 gençlerbirliği galatasaray maçı) * *
    (bkz: 19 mart 1999 galatasaray adanaspor maçı) *
    (bkz: 3 nisan 1999 samsunspor galatasaray maçı) *
    (bkz: 10 nisan 1999 galatasaray kardemir karabükspor maçı) *
    (bkz: 14 nisan 1999 galatasaray beşiktaş maçı) *
    (bkz: 17 nisan 1999 galatasaray dardanelspor maçı) *
    (bkz: 25 nisan 1999 trabzonspor galatasaray maçı) *
    (bkz: 30 nisan 1999 galatasaray sakaryaspor maçı) * *
    (bkz: 9 mayıs 1999 beşiktaş galatasaray maçı) *
    (bkz: 23 mayıs 1999 antalyaspor galatasaray maçı) *
    (bkz: 30 mayıs 1999 galatasaray gaziantepspor maçı) *
    (bkz: 6 ağustos 1999 galatasaray gaziantepspor maçı) * *
    (bkz: 15 ağustos 1999 trabzonspor galatasaray maçı) * *
    (bkz: 11 eylül 1999 galatasaray ankaragücü maçı) * * *
    (bkz: 17 eylül 1999 adanaspor galatasaray maçı) *
    (bkz: 24 eylül 1999 samsunspor galatasaray maçı) * *
    (bkz: 15 ekim 1999 galatasaray antalyaspor maçı) *
    (bkz: 9 ocak 2000 kocaelispor galatasaray maçı) * *
    (bkz: 15 ocak 2000 galatasaray altay maçı) * *
    (bkz: 19 ocak 2000 galatasaray samsunspor maçı) * *
    (bkz: 23 ocak 2000 istanbulspor galatasaray maçı) *
    (bkz: 13 şubat 2000 ankaragücü galatasaray maçı) * *
    (bkz: 16 şubat 2000 ankaragücü galatasaray maçı) *
    (bkz: 5 mart 2000 antalyaspor galatasaray maçı) *
    (bkz: 19 mart 2000 göztepe galatasaray maçı) * *
    (bkz: 26 mart 2000 galatasaray fenerbahçe maçı) *
    (bkz: 1 nisan 2000 erzurumspor galatasaray maçı) *
    (bkz: 9 nisan 2000 galatasaray gençlerbirliği maçı) * *
    (bkz: 14 nisan 2000 beşiktaş galatasaray maçı) *
    (bkz: 23 nisan 2000 galatasaray denizlispor maçı) * *
    (bkz: 29 nisan 2000 vanspor galatasaray maçı) * *
    (bkz: 3 mayıs 2000 antalyaspor galatasaray maçı) *
    (bkz: 21 mayıs 2000 galatasaray istanbulspor maçı) *
    (bkz: 13 ağustos 2000 denizlispor galatasaray maçı) * *
    (bkz: 19 ağustos 2000 galatasaray erzurumspor maçı) * * *
    (bkz: 6 eylül 2000 bursaspor galatasaray maçı) *
    (bkz: 9 eylül 2000 galatasaray samsunspor maçı) *
    (bkz: 15 eylül 2000 kocaelispor galatasaray maçı) * * *
    (bkz: 23 eylül 2000 galatasaray istanbulspor maçı) *
    (bkz: 30 eylül 2000 gençlerbirliği galatasaray maçı) * *
    (bkz: 14 ekim 2000 galatasaray siirt jetpa spor maçı) *
    (bkz: 21 ekim 2000 beşiktaş galatasaray maçı) *
    (bkz: 29 ekim 2000 galatasaray yimpaş yozgatspor maçı) * *
    (bkz: 11 kasım 2000 galatasaray çaykur rizespor maçı) *
    (bkz: 18 kasım 2000 adanaspor galatasaray maçı) *
    (bkz: 26 kasım 2000 galatasaray fenerbahçe maçı) *
    (bkz: 17 aralık 2000 trabzonspor galatasaray maçı) *
    (bkz: 20 aralık 2000 antalyaspor galatasaray maçı) *
    (bkz: 1 aralık 2000 ankaragücü galatasaray maçı) *
    (bkz: 31 ocak 2001 trabzonspor galatasaray maçı) *
    (bkz: 3 şubat 2001 erzurumspor galatasaray maçı) *
    (bkz: 17 şubat 2001 samsunspor galatasaray maçı) *
    (bkz: 25 şubat 2001 galatasaray kocaelispor maçı) *
    (bkz: 10 mart 2001 galatasaray gençlerbirliği maçı) *
    (bkz: 28 nisan 2001 galatasaray adanaspor maçı) * * *
    (bkz: 6 mayıs 2001 fenerbahçe galatasaray maçı) *
    (bkz: 13 mayıs 2001 galatasaray ankaragücü maçı) *
    (bkz: 20 mayıs 2001 gaziantepspor galatasaray maçı) *
    (bkz: 26 mayıs 2001 galatasaray trabzonspor maçı) * * *

    *      * *
    *    *     *
    *    *     *
    *      * *

    (bkz: 10000. entry) **

    * *
  • 3418
    abi ben çok uzaklarda sarı- kırmızı düşler kuran bir çocuktum...
    o zamanlar abilerimizin kurduğu düşler gerçekleşmişti...
    aylardan mayıstı ve 20'si falandı önüme formalar açıldı 2'den 11'e kadar... 10'u aldım ben. sarı bir forma, kırmızı bir şort ve kırmızı tozluklar...
    tozu dumana kattığımız zamanlar hani.. sonra giydim o formayı. hatta hatırlıyorum, aldığımız adam beni görüp gülümsemişti mahalleden bisikletiyle geçerken...
    o zamanlar güzel zamanlardı abi..
    resimlerini ancak gazetelerden kesiyorduk şimdi ise yüzünün geçtiği her resmi sağ tıklayıp kopyalıyorum bulunsun diye..
    bakmıyorum bazen affet.
    uzun bir hikaye yazdın abi yalındı, yüreklere dokundun.. senden davacıyız ama bir hakim nasıl suç işler...
    pazar banyolarını hatırlıyorum, sıcak su tepemden dökülürken hissetiğim şeyler... belki sende deplasmanın birinde o saatlerde maç sonrası duştaydın aynı saat diliminde başımızdan aşağı su dökülüyordu gurura bak...
    abi resim ödevlerini harita metod defterlerine çizdiğim zamanlardı frikik atışlarını ok çizerek 90'a yapıştırdığını belitirdim ve altına eklerdim:
    haftanın golü diye..
    o zamanlar zor zamanlardı abi..
    mahallelerde hagi'ler, taffarel'ler olurdu mesela rüştü'lere gol atarlardı şifo'lara baliç'leri geride bırakarak...
    maaş günü gelirdi abi evlere maddi sevinç hakim olurdu. bazen maddi sevincin veremediği huzur verirdin evlere öyle adamdın hani..
    devlet kurmuştun tek başına yüreklere... yolu bedava yapmıştın, elektrik hiç kesilmiyordu ışıktın be abi.. karanlık zamanlardı..
    beyaz bir formayla bir frikik atmıstın. yaslı amca şapkasını çıkarmıstı sana. öyle avrupai bir havamız vardı
    sakat yıllardı abi amca bağkur'dan emekliydi göremedi gidişini.. o gitti sebep akciğer kanseri
    ağır yıllardı...

    sen sendin abi, hala sensin.. iyisi olur, kötüsü olur, karşılaştırma olur, o olur, bu olur sendin işte abi..
    van'da dormund'da karabük'te ankara'da erzurum'da kopenhag'da monaco'da hep aynı tarife..
    aynıydın abi...
    aynı zamanlar abi...
    sanki o zamanlar abi..
    sekiz yıldızlı liginde sanki eski tadı yok... yeni yeni juve falan diriliyor biz toparladık...
    abi sen kapat sol ayağınla çok yazmasın
    ben seni ararım rüyalarda hem sabah 8'e kadar bedava
    sami yen abi özlüyorsun değilmi... bizde...
    ianis'i benim yerime öp abi
    sol ayağına iyi bak
    bu arada saçları boyat beyaz sana yakışmıyor be abi o asi zamanlarının siyahı olsun...
  • 234
    benim için hagi, futboldur.

    benim için hagi, bilbao maçında uyumaya hazırlanırken '' uyuma oğlum hagi atacak '' diyen babamın haklı çıkmasıdır.

    benim için hagi, 2001 yılında o futbolu bırakmışken kaçan şampiyonluğun üzülünecek bir şey olmadığını bilmektir.

    benim için hagi, dünyanın en iyi sol bekinin çaresiz bakışları, patrick viera'nın top bacak arasından geçip giderken ümitsizce dizlerini kapamaya çalışmasıdır.

    benim için hagi, 10 santimden aşırtma gollerdir.

    benim için hagi, pasına koşmayan filipescu'yu önce azarlayan, sakatlığını görünce kafasını okşayandır.

    benim için hagi, top ayağına gelmeden atacağı pası çoktan hesaplayabilendir.

    benim için hagi, direğin dibinden ağlarla buluşan frikiklerdir.

    benim için hagi, başkası vursa küfredilecek yerlerin, 10un sevdiği yerler olmasıdır.

    benim için hagi, haksızlığa dayanamayandır.

    benim için hagi, 36 yaşında süper kupa ellerindeyken, yeni bir oyuncak almış bir çocuk gibi sevinebilendir.

    benim için hagi, gecenin kör vakitleri gollerini izlediğim adamdır.

    benim için hagi, formadır armadır.

    benim için hagi, galatasaray'dır.

    benim için hagi, hayatımda izlediğim en iyi futbolcudur ve çocuklarıma anlatacağımdır.

    benim için hagi, futboldur. futbol, hagi'dir.
  • 4304
    12 eylül 2000 galatasaray monaco maçı'nda sanırım john arne riise'ye yaptığı hareketten dolayı kırmızı kart görmüştü. kırmızı kart sonucunda da uefa hagi'ye 5 maç ceza vermişti. yanlış hatırlamıyorsam gerekçe olarak da önceki sezon uefa finali'nde gördüğü kırmızı kart ve euro 2000 çeyrek finali'nde italya karşısında gördüğü kırmızı kartlarla beraber bu eylemini sürekli olarak tekrarladığı gösterilmişti. galatasaray bu saçma karara itiraz etti. hagi bizzat uefa'da sözlü savunma verdi. hagi'yi karşılarında gören uefa yetkilileri "eee evet cezayı biraz abartmışız, kusura bakmayın" dediler ve hagi'den özür dilediler. aynı gün uefa 5 maçlık cezayı 2 maça indirdiğini duyurdu. çünkü karşılarında gheorghe hagi vardı.

    yine aynı zamanlarda beşiktaşlı pascal nouma şampiyonlar ligi'nde oynadıkları ve 6-0 kaybettikleri leeds united maçında rakibine attığı tokat yüzünden kırmızı kart görmüştü. uefa nouma'ya 3 maç ceza verdi. beşiktaş bu durur mu? "madem hagi'nin cezası 5 maçtan 2 maça indirildi, biz de itiraz edelim" gibisinden cin gibi bir fikir geldi akıllarına. yanlış hatırlamıyorsam itiraz sonrasında uefa nouma'nın cezasını 4 maça çıkarmıştı :( beşiktaş bugünlerde olduğu gibi o zamanlar da dünyanın en gereksiz, en silik, en mağdur camiasıydı.
  • 402
    atilla türker'in ah şu futbolcular adlı kitabındahaşan şaş'ın anısında anlattığı büyük usta...

    --- alinti ---
    y. yozgatspor ile kendi sahamızda oynuyorduk. ligin yeni ekibi karşısında ilk yarıyı 1-0 önde kapadık. golü hakan ünsal attı... ikinci yarıya da aynı kadro ile çıktık. 60. dakikada hagi'nin sakatlığı nüksetti. oyuna devam edecek hali yoktu... hemen yedek kulübesine baktı, teknik direktör lucescu'ya işaret etti ve uyarıda bulundu: "sol dizim çok kötü, beni değiştirin..." sonra da saha kenarına yürüdü. lucescu tarafından oyuna sokulmak istenen faruk, yardımcı hakem münir takbak'ın yanına geldi. nitekim münir takbak da bayrağını kaldırarak hakem bülent uzun'u uyarmak istedi. ancak bülent uzun, yardımcısının bayrağını görmedi... haliyle oyun devam etti... işte ne olduysa bundan sonra oldu. topla buluşan ergün, hagi'ye pasını verdi. hagi aldı... topa bastı... beklemeye başladı. öyle ya, sakattı... isteksiz davrandı. sonra birden... topu önüne doğru attı... yuvarladı... başını kaldırdı... hızlandı... dripling yapmaya başladı. hızla rakip kaleye indi. sonra bir kez daha başını kaldırdı. kaleye baktı... kaleci gökhan 'ın ileri çıktığının farkına vardı. anında da gerekeni yaptı... sakat olan sol ayağı ile topun altına girdi... vurdu... adrese yolladı... lamba oldu... yani müthiş bir gol oldu. usta, ustalığını göstermiş oldu. herkes adeta küçük dilini yuttu. bu kadarla kalmadı... sanki bir şey yapmadı... golün sevincini yaşamadı... yürüdü... alkışlar arasında çizgiye yaklaştı... münir takbak'ın yanına geldi... değişikliği bir türlü gerçekleştiremeyen münir takbak'a elini uzattı... sıktı... teşekkür eder gibi kibarca sıktı... sonra da... çıktı... soyunma odasının yolunu tuttu... selam olsun sana büyük usta...
    --- alinti ---
  • 5632
    bir gün bahçede otururken, apartmandan arkadaşım mehmet gelir:

    - "galatasaray hacı diye bir adam aldı, çok güzel oynuyor."
    + "hangi hacı, gaziantepspor'da oynayan mı?"
    - "yok la, yabancıymış babam söyledi, gel gidip marketteki gazetelere bakalım."

    hemen bahçeden çıkılıp, 500 metre ilerideki markete gidilir. tabi gazetelere para verilmez. şöyle bir göz gezdirilir. fotospor, fanatik, fotomaç, spor derken arada çaktırmadan bulvar'a da bakılır. :) neyse, tüm spor gazetelerinde hagi haberleri okunur, hagi'nin hacı olmadığı anlaşılır.

    o gün top oynarken hepimiz hagi olmuştuk, zamanla sadece biz değil, bizim kuşağın hepsi hagi oldu.

    iyi ki geldin hagi. hem seni, hem çocukluğumu, hem de henüz tamamen dijitalleşmemiş dünyayı özlüyorum.
  • 5281
    lucescu'nun başkan corioni'yi kafalamasıyla 1992'de real'den brescia'ya transfer olur. tabii brescia deyip geçmemek lazım. sadece hagi değil; baggio, pirlo, guardiola gibi fenafillaha ermiş bir sürü yıldızın gelip geçtiği bir takım o zamanlar. doksanların hipster kulübü gibi bir şey. neyse, o yıllarda serie a'da üç yabancı sınırı var* ve takımlar bunu değerlendirirken bu üçlünün hemşehri olmasına dikkat ediyorlar. misal milan'ın üç hollandalısı*, inter'inse üç almanı var*. e lucescu durur mu? dolduruyor takıma rumenleri: hagi, mateut, raducioiu, sabau... zaragoza'dan getirilen mateut hariç üçünden iyi verim alıyor brescia ama tabii bizi ilgilendiren kişi hagi (r.a)...

    92-93 serie a'da ve 93-94 serie b'de olmak üzere hagi'nin brescia'da geçirdiği iki sezon var. ilk sezonu pek de parlak değil. real'den gelmenin etkisiyle ve yeteneklerinin farkındalığıyla takımı da luce'yi de sallamıyor. antrenmana geç geliyor, ceza yiyor, luce'yle takışıyor, tembellik ediyor... ve brescia serie b'ye düşüyor. işte orada hagi'ye dank ediyor. nakledildiğine göre o sezon serie b'de hayvanlar gibi oynamış. maalesef özet olarak dahi kaydı yok o maçların ya da ben bulamadım. liderliği, pasları, asistleri ve golleri* ile brescia'yı tekrar serie a'ya taşıyor ve bu performansıyla beraber ve barça gelip kapıyor.

    92-93 sezonunda attığı 5 gole gelince...

    ilki 4-1 kazandıkları foggia maçında. tipik bir hayvani hagi golü: https://youtu.be/qbPHKfic-ko?t=1m54s
    bu arada videoda ara ara geçen sarışın herif, o zamanlar foggia'yı çalıştıran zdenek zeman. videonun sonunda gözüken fox mulder imitasyonu da hagi'nin hemşehrisi, foggia'nın forveti petrescu.

    ikincisi 5-1 kaybettikleri ancona maçında. bir tipik hagi golü daha ama bu sefer o kadar sert vuruyor ki allah'tan kimsenin çüküne gelmiyor zira adamın zürriyetini keser o top yeminlen: https://youtu.be/D9IsnOGIrN4?t=1m32s

    bir de insan şunu fark ediyor ki hagi bize geldiğinde az da olsa güçten düşmüşmüş. yani o haliyle bile ortalığın anasını ağlattı da bir de şu brescia'daki hagi bize gelseydi acaba neler olurdu?

    üçüncüsü 1-1 berabere kaldıkları fiorentina maçında. kelimeler gene kifayetsiz... 35 metre civarı bir mesafeden kullandığı frikiği akıllara seza bir şiddetle yolluyor kaleye: https://youtu.be/on9Dz7c5tuE?t=22s

    görüldüğü gibi adamın brescia'da da normal golü yok. hiç de olmamış galiba. bazen kendisinin ne kadar iyi bir şutör olduğunu unutuyorum, allah affetsin. bu arada o sezon batistuta'lı fiorentina da serie b'ye düşüyor. ertesi sezon ranieri eşliğinde onlar da hagi'li brescia gibi tekrar serie a'ya yükseliyorlar.

    dördüncüsü 2-1 kazandıkları udinese maçında. bilin bakalım nasıl atıyor? https://youtu.be/GkZJFs399Mo?t=50s
    insan değilsin hagi.

    beşincisi 2-0 yendikleri lazio maçında. nromal bir insan gibi attığı tek gol bu sanırım ama bunda da organizasyonu kendisi kuruyor, sonra gidip kafayı çakıyor: https://youtu.be/RJ01GOOP5sQ?t=47s

    işte hagi'nin serie a'daki 5 golü. (aslında sadece gol attığı maçların özetlerini değil, bir gün hepsini taramak lazım. yaptığı asistleri, çektiği şutları da ayrıyeten tasnif etmek gerek.) hem serie a'yı hem hagi'yi seven biri olarak nostalji olsun diye başlamıştım entry'ye ama şu golleri gördükten sonra içimdeki hagi sevgisi ve hayranlığı bir nebze daha depreşti. dördüncü golden sonra şu tepkileri verdim zaten:

    https://i.hizliresim.com/VYnPnj.gif

    hatta bu yaşta telefonumun arka planına hagi wallpaper'ı koymaya niyetlendim an itibariyle. bir de şunu da tekrar idrak ettim ki bize ne kadar büyük futbolcu gelirse gelsin (kewell, sneijder, drogba, tarık çamdal vs.) hiçbiri hagi'nin seviyesinde değil, yeteneğinde hiç değil.
  • 5511
    türkiye'de fenerbahçe'yi çalıştırır mısın sorusuna şöyle cevap veren efsane.

    ''akan kanımı değiştiremem. gençlik döneminde belki bu tip değişiklikler olabilir ama fenerbahçe'nin böyle bir ilgisi olursa gönülden teşekkür ederim. türkiye'ye dönmek isterim ama bu galatasaray'ın ezeli rakibi olmaz. türkiye'de başka bir büyük takımı çalıştıramam. o takımlara da her zaman saygı duyuyorum ama hayatım sadece para değil, ben kalbimle yaşıyorum, hareket ediyorum. kalbimde de galatasaray var''

    adam diye kullanılan bir tabir varsa eğer bence bu hagi'ye yakışır.
  • 282
    3 hafta onceki bukres gezimde beni kurtarmis olan tapilasi adam. hemen anlatim olayi :

    bukres havaalaninda pasaport kontrolunden tam gecerken gereksiz 2 polis tarafindan yolumuz kesilmis ve rezervasyon kagitlari istenmi$tir, bizde tabi gereksiz olacagini du$undugumuz icin kagitlari bagaja tepme durumunda kalmi$izdir. yogun istek uzerine bagajlar alinir ve polisler ba$lar teker teker kontrole, gomlekler, $ortlar derken gereksiz 2. polis soruyu sorar:

    " romanya'yi nerden duydun? "

    bu kil soru uzerine verilen cevap, hagi tshirtunun cikarilmasiyle birlikte:

    " maybe, hagi.. " 'dir.

    $ok olan 2 gereksiz polis, hafif tebessum ve utangac mimiklerle

    " buyrun, gecin efem " 'dir.

    daha bukres'e girmeden golu atmamin mutlulugla tatil ba$lami$tir, tekrar te$ekkurler hagi.
  • 1942
    kahvede abim ile oturuyorduk(ne için olduğunu sormayın hatırlamıyorum) daha ufağım o zamanlar, haberleri seyrediyoruz. haberleri sunan spiker galatasaray ünlü futbolcu hagi ile anlaştı dedi. abim o zaman yerinden kalkıp önce beni öptü sonra dışarı çıktı bir şey anlamadım.
    neyse gel zaman git zaman hagi oynamaya başladı benim de futbola olan ilgim git gide artmaya başladı. her geçen gün hagi ile büyüyordum. babasının vefat ettiğini öğrendim, maça çıkmaz dedim. bir baktım hagi maçta. ulan dedim benim başıma böyle bir şey gelse acaba ben yapar mıyım? diye düşündüm. sonra bütün akşam ağladım hiç tanışmadığım konuşmadığım bir adamın babası için bütün gece.
    gel zaman git zaman hagi ile ben de büyümeye başladım. o gözümde büyüdükçe galatasaray da büyüyor, ben de büyüyorum. git gide iyice aşık olmaya başladım bu 10 numaralı agresif romene. onun beni sevdiğininden emindim çünkü o babasının öldüğü zaman bile benim için sahadaydı. her hafta birlikte sevinçler yaşıyorduk, üzülüyorduk, kızıyorduk, birlikte terliyorduk her hafta.
    sevgimiz git gide daha çok büyüyordu. o bize hediyeler sunuyordu her hafta biz onu her hafta bağrımıza basıyorduk. beni bu ülkenin en mutlu insanlarında yapmıştı. aşktı bu konuşmadan, tanışmadan yaşadığımız bir aşktı.
    sonra gün geldi çattı ayrılık vaktiydi ya, bütün gün suratım asık şampiyon olmuşuz,uefa almışız,en büyüğüz ama kime ne sevgilimden ayrılacaktım. gitme desem de dinlemeyecekti biliyordum. her güzel şeyin sonu varmış derlerdi ben inanmamıştım. bırakamazsın bizi diyecektim kafaya koymuştum ve maç çıkışında bekledim onu ve yalvar yakar konuştum sevgilimle. bu güne kadar hiç bir sevgilimin karşısında küçülmediğim kadar küçüldüm karşısında ve ağlayarak ne olur gitme dedim. merak etme yakında tekrar burada olacağım demişti.

    yıllar geçip gidiyordu çok futbolcu gördüm, sevdim ama hiç ilk aşk unutulur muydu ? hep onu bekledim, belki gelir diye gelmedi. her gün internette fotoğraflarına baktım, videolarını izledim, istemeden ayrılıdığım sevgilimin. her doğum gününde bu gün hagimin doğum günü diye uyandım. sonra duydum ki türkiye'ye gelmiş. bursaspor'un başına. bindim otobüse uzaktan da olsa göreceğim çok özledim dedim. bindim gittim bursa'ya. antremanı izledim, bekledim sonra antreman biterken bağırdım. 5-6 kişi vardı geldi yanıma.
    - beni hatırladın mı dedim
    - evet dedi
    - niye gelmedin dedim
    -geleceğim dedi

    sonra elimi sıktı uzaklaştı. çok kızmıştım ama onu gördüğüm için çok mutluydum. sonra geldi. günahıyla sevabıyla geldi. en kötü günümde geldi, en ihtiyaç duyduğumuz zamanda. sonra yine gitti ve artık gelmez dedim. artık bitti unutmalıyım dedim kendi kendime..
    biz yine ona çok ihtiyaç duyduk o yine geldi . doğru ya sevgililer birbirine en çok ihtiyaç duyduğu zaman yanında olmalıydı. aşk buydu ya....

    şimdi bakıyorum uzaktan klübeye beni hatırlar mı acaba diye düşünüyorum. sonra siktir et diyorum hatılamasa ne olur o beni hatırlamasa da seviyor..... (imla ve noktalamalar için üzgünüm)
  • 2537
    18 mart 2011 galatasaray fenerbahçe maçından çıktım. tıkış tıkış metro bekleyen insanların arasına karıştım. etrafımdaki 10 kişiden rahat 5'i 6'sının küfrettiği adamdı hagi. bense boynu bükülmüş, gözlerimden yavaşça akan yaşları savuşturmaya, gizlemeye çalışarak yürüdüm. yumruğumu kilitledim, kimseye tek laf etmeden, yürüdüm.

    metroya bindim. yine tıkış tıkış tabi. şimdi hatırlayamayacağım, sanayi mahallesi ya da 4.levent durağında bir abla bindi metroya, gençten. hemen kapının yanındaydım, o da benim yanıma pustu. arka tarafımda sarı kırmızı formalar hagi'nin annesine galiz küfürler ediyorlardı. abla futboldan pek de anlamayan bir tavırla : "kaç kaç bitti maç?" diye sordu. sessizce, "2-1 yenildik abla" dedim.

    abla : "niye hagi'ye küfrediyorlar?" dedi. "bilmiyorum" dedim. devam etti abla, "bu adam efsaneniz değil mi sizin, avrupa'dan tek kupayı bu adam getirmedi mi?" dedi. hiçbir şey diyemedim, başımı öne eğdim.

    "ben fenerbahçeliyim" dedi abla sonra. "futbol için bu kadar üzülmeyin" dedi. sadece, "bence fazla ses etme abla sen" demekle yetindim.

    metrodan indim, levent metro durağından otobüs durağına kadar, ağlayarak yürüdüm, sessizce. yolda fenerli bir çift gördüm. mutlulardı, ben de mutluymuş gibi geçtim yanlarından. sonra gene eğdim başımı.

    otobüse bindim, son duraktan bir önceki durakta inip, her zaman gittiğim galatasaraylı abinin büfesine gittim. son bir umutmuş gibi. biralarımı ordan alacağım kararı vererek.

    içeri girdim, abi: "maçtan mı?" diye sordu. çok belliydi zaten, "evet" dedim. "yenildik amuğakoyim, hagi'nin o.... ....luğu" dedi. sustum. "biralar kalsın abi" dedim, çıktım, eve geldim.

    uyuyamadan, saatlerce seni düşündüm be hagi. hani biz iyi futbol görelim, çaba görelim, yenilsek de mühim değildi? çok mu kötü oynadık fenerbahçe maçında. neyse, önemli değil ki, önemli olan galatasaraylıyım diyen adamların benim yüzüme senin için o.. ç.. diyebilmesi.

    son olarak, biliyorum arkadaşlar, o hagi futbolcu hagi'ydi, bu teknik direktör. futbol da robotlarla oynanıyor zaten, unutması çok kolay her şeyi. sizin eşeğiniz erkek, tamam.
  • 1954
    (bkz: galatasaray) formasıyla türk futbol sahalarına adım attığı gün bu topraklarda yeni bir dönem başlatan komple futbol adamıdır gheorghe hagi. oynadığı futbol ile sahada lider nasıl olunur dersini türk futboluna öğreten adamdır. beklenmeyen anlarda, beklenmeyen yerlerden attığı şutlar bir anda takıma hayat verir; zaman zaman attığı bazı çalımlar ile de rakip futbolcuyu ekstra baskı altına alırdı. çok kızdığı zaman takımına maçı aldırırdı. savaşırdı, tepesi attığında şimdilerde (gbkz: “dahi”) diye lanse edilenlere inat yavşakça, sinsice faul yapmaz; delikanlı gibi gider postasını koyardı. hakkına sahip çıkardı. kolunda pazu bandına ihtiyaç duymadan ama kaptanını da unutmadan peşine düşerdi hakkının. koşardı; kazanmayı isterdi. takımı da savaşsın diye komutanı olarak en başta giderdi savaşa. gheorghe hagi bir isyandı ve o isyan hiçbir zaman dinmedi. son maçında bile 2 gol attı bu büyük adam.

    2010 – 2011 futbol sezonu neredeyse gördüğüm en kötü sezon. bunun sebepleri herkes tarafından binlerce farklı şekillerde teşhis edilmeye çalışılıyor. hala da ortak bir teşhis konulamadı. kimine göre bu durumun sebebi bir kısım futbolcular, kimine göre ise yönetim. ve bir kısma göre ise teknik direktör. önce frank rijkaard idi tüm suçlu ve kellesi gitti. şimdilerde ise oklar hagi’ye dönmeye başladı. hagi oyunu okuyamıyor, hagi hala hakan balta’yı, hala servet’i oynatıyor. insua kiralık, misimovic cikletçi. hagi gitti romanya’dan topçu toplayıp kendi ülkesini zengin etti, hagi rüşvetçi, hagi komisyoncu, hagi kazıkcı, hagi hırsız dedi, hagi kendi kurduğu takımında hagi’yi oynatmıyor, hagi zaten sezon sonunda gidecek.

    toplum psikolojisi çok önemlidir. toplum psikolojisini yönlendirmeniz sonucunda karşınızdaki güç ne kadar büyük olursa olsun; zaman içerisinde gücünü kaybeder. bunu basitçe kıyıya vuran dalgalar gibi düşünebilirsiniz. o dalgalar her geliş gidişinde bir parça alır götürür o kıyıdan. bir fikri karşı tarafa empoze etmenin en basit yolu ise en kolayından yaymaktır. kamuoyu sessizce, yavaş yavaş oluşturulur. önce tribünlerde, dost meclislerinde fısıldanır. şimdilerde internetten fısıldanıyor. zamanla medyada tek tük duyulmaya başlar. bir süre sonra ise tek doğru o fikircesine, başka bir çıkış yolu yokmuşçasına bir anda yüksek sesle bas bas bağırılmaya başlanır. manşetlere taşınır. adına programlar bile yapılır. artık o dakikadan sonra herkese göre doğru fikirdir o. çünkü çoğul o fikre inanmaya başlamıştır. alıştırılmışsınızdır, farkında değilsinizdir.

    hagi bu taşın altına elini sokmadan önce; frank rijkaard ile ilk sezonunda galatasaray, çok iyi başladığı bir sezonu 8 mağlubiyet, 7 beraberlik ile kapattığında herkes hayal kırıklığı içerisindeydi ve takımın antreman yapmadığı, kampa girmediği, disiplinin olmadığı konuşuluyordu. takım çok yumuşaktı. mücadele gücü düşüktü. frank rijkaard takımın kadrosunun yetersiz olduğunu söylediğinde* buralarda kıyametler koptu. 2010 – 2011 sezonu başladıktan sonra ise takım rezalet bir performans içindeydi. karpaty lviv’e elenilmişti, ligde 8. hafta sonunda 4 galibiyet ve 4 mağlubiyet vardı. psikolojik olarak dibe vurulmuştu.

    adnan polat yönetimi galatasaray’ın başına geldiğinde rahmetli özhan canaydın’ın başında olduğu buhran döneminden çıkmaya doğru adım atılmış, isimli transferler ile taraftarın tekrar takım üzerinde ilgisini çoğaltmış, rahmetli başkanın başlattığı aslantepe projesinin, riva projesinin, şirket birleşmesinin, büyükçekmece projelerinin önünü açmış, çok büyük sponsorluk anlaşmaları yapılmış ve kulüp neredeyse 10 yıl sonra ekonomik olarak nefes almaya başlamıştı. bu dönemde bir çok kriz geçirilmeye devam edildi. kallilincolnhakan şükür üçgeni, sezon sonunda 6 hafta kala hocasız kalmaya kadar giderken, takımın ipleri eline alarak ve bu süreçte tüm rakiplerini tek tek yenerek şampiyon olması ilk krizin futbolcuların lehine sonuçlanmasına sebep vermişti. ertesi sezon büyüleyici milan baros, harry kewell, fernando meira transferleri ile beraber takımın başına genç skibbe getirildi. yardımcıları henüz 5. hafta görevden alındı. ancak hoca devam etti. kocaeli maçında 5-2 mağlubiyet ile skibbe gönderildiğinde galatasaray avrupa’da belki de lucescu’dan sonra en efsane performanslarından birini sergiliyordu. camia’daki kaosu engellemek adına yönetim bülent korkmaz’ı takımın başına getirdiğinde tüm tepkileri bir anda sıfırladı. ancak düşüş devam etti ve sezon başında los galacticos diye basında şişirilen ve bir kısım taraftarında inandırıldığı galatasaray 5. oldu. ama o sezon adnan polat yönetimi çok önemli bir şey öğrendi. camia’nın gazını sarı-kırmızı efsaneleri kullanarak kolayca alabiliyorlardı. zira ilk kurban bülent kaptandı. bülent kaptan bu dönemde hasan şaş’ı harcadı. bir haziran günü frank rijkaard imzaladığında insanlar bir rüyaya inanmak istedi. devrim rüyasına. uefa kupası ile taçlanan o güzel günlere dönme rüyası. tüm rakiplerinin üzerine korkusuzca saldırmayı, evire çevire yenerken futbolun tüm güzelliklerini izleyeceği rüyası. barcelona olma rüyası. ama öyle olmadı. hep beraber çakıldık. çöktük. taraftarından futbolcusuna kadar herkes. her şey o kadar kötüydü ki ve önümüzde bir fenerbahçe maçı varken karar vericilerin ne yapacağı merakı insanların ömründen en az 5 yıl götürdü. ve yine efsanelere sarıldı yönetim. sıralaması aklımda değil ama hakan şükür kabul etmedi, fatih terim kabul etmedi. kimisi tek yetkili olmak istedi* kimisi başka şeyler. ama önemli olan bir şey vardı. bu kritik dönemde bu görevi kimse kabul etmedi. ondan başka. demek ki taşın altına elini sokacak şartları oluşmuştu kendi adına. burda hatırlayacağınız şeylerden en önde geleni unutmayın; hagi isyandi!

    hagi teknik direktör olarak ilk geldiğinde bu takımın başına fatih terim’in 2. dönemi sonrasıydı. şu anda geldiğinden çokta farkı olmayan bir ortamda takımın başına sezon sonuna yakın bir zamanda gelmişti. şampiyon olan rakibine, hooijdonk’lu, alex’li hatta anelka’lı büyük rakibine kupa finalinde 5 atan takımın hocasıydı. tekrar mücadele için ayağa kalkan, savaşan, önce defansı öğrenen sonra da gol atmayı öğrenen takımın hocasıydı. ama doğru sadece bu maç var değil mi örnekleyebildiğimiz. açın bakın bakalım, izleyin galatasaray’ın o dönem ki evrilişini.

    hiç bu yazıda teknik taktik işlere girmeyi düşünmüyorum, zira çok anladığımı sanmıyorum o işlerden. fm oynamadım, o dili de bilmiyorum. takım yönetmedim. ama arkadaşlar şu anda takımın ihtiyacı olan teknik ve taktikten fazlasıdır benim gözümde. takımın hatırlaması gereken şeyler var. öğrenmesi gereken işler var. üzerindeki formanın, armanın farkında olmayan adamların akıllarının başlarına gelmesine ihtiyaç var. takım için en başta hatırlanması gereken isyan etmek; hakemin haksız kararınaitiraz etmek, yenilen gole isyan etmek, skora isyan etmek, yanlış pasa, mücadelesizliğe isyan etmek. başkaldırıya ihtiyacı var takımın. inanmaya ihtiyaç var tekrar galatasaray olunabileceğinin. ve bu işi yapacak bir galatasaraylıya ihtiyacı var. bu işi zamanında yapmış, en tepeye çıkmış aynı zamanda futbolu bilen bir adama ihtiyaç var. yılların ayhan’ı dışarda kimse var mı diye sormaya başladıysa, takım gol yeme korkusu yüzünden topunu oynayamıyorsa, gol yedikten sonra eli ayağına dolaşıyorsa sorun teknik ve taktikten öteye geçmiştir. önce büyük takım kimliğini, sonra galatasaray kimliğini kazanacak sonra işin taktiğini konuşacaksınız. bunu yapacak kişi gheorghe hagi’dir. bu güce, bilgiye, zekaya sahiptir. işin taktik kısmını yeni sezon konuşmanız gerekmiyor mu?

    karşı kıyının istikrar abidesi takımı, sırf kulübün efsanesi olarak gördüğü aykut kocaman’a nasıl sahip çıkıyorsa bizim çok bilmiş, futbolu yalamış yutmuş, seçkin, elit, demokrat, eleştirel bakabilen, at gözlüğünü çıkarmış güzide taraftarımız bir o kadar gheorghe hagi’nin teknik direktörlüğüne laf edebiliyor. aslında bu arkadaşlar basının dolduruşlarına farkına bile varmadan geldiklerinin farkında bile değil. bakın bu takım tarihinin en rezil lig performansını sergilerken, ezeli rakibimiz fenerbahçe yere göğe koyamadıkları aykut kocaman ile şampiyonlar liginden elendi, sonra uefa kupasından elendi, daha sonra klasikleşmiş olduğu üzere türkiye kupasından elendi. ligde şu anda bizim 15 puan üzerimizde 2. sırada. bir hafızanızı yoklayın ve fenerbahçe’nin bu kadar yaşadığı hayal kırıklığına rağmen aykut için ne kadar desteklendiğine bakın. fenerbahçe’ye tüm başarısızlıklarına rağmen yeni bir fatih terim kazandırılmaya çalışılıyor. kazansınlar da zaten, burası beni ilgilendirmiyor. beni ilgilendiren konu; aykut yıllardır bir çok anadolu takımını çalıştırırken kazandığı tecrübesine rağmen, oyuna direk etki edebilecek ekstra müdahaleleri olmamasına rağmen, basının pohpohlamasıyla 2. sıraya taşıyabilmişken takımı; biz neden her an hagi’ye geçiriyoruz? yoksa hagi geldiği ilk andan itibaren; “hagi çok iyi futbolcuydu da hocalığı iyi değil yeaa” diye radyolarda ve bazı programlarda bas bas bağıranlardan mı etkileniyorsunuz? hagi geldiğinden beri bu takımın en önemli gol adamlarından; baros, arda olmadan sahaya çıktığının farkında mısınız? fenerbahçe önemli eksikler yaşamadan, belki türkiye’nin en iyi ortasahasına sahipken aykut hoca bu kadar çok hedeften ulaşmışken onlar için her şey güzel de; ekim ayı sonunda başına geldiği takımla hala tam kadro sahaya çıkamamış adam mı galatasaray’a yakışmayan kötü teknik adam?

    öte yanda bernd schuster’in elinde olan takım ile kendi takımınızı kıyaslayın ve tablocuysanız eğer bakın puan tablosuna. evet aynı puandasınız. ama q7, guti, simao’ları var onların değil mi? yok arkadaşım yok, isim oynatmıyor, kazandırmıyor puanları. türkiye’de savaşarak, inanarak, isyan ederek oynarsanız kazanıyorsunuz puanları.

    başkalarına dileneceğiniz kadar bu adama inansaydınız ve bunu taraftar olarak gösterseydiniz takımınız şu 4 ayda belki başka yerde olurdu. biz vefa dedikçe vefa kelimesinden bunalan, destek dedikçe köstek olmaya devam eden arkadaşlar gidip rakip takım oyunculara övgü dolu entariler girmeye devam etsin. futbolcuları ıslıklamayı öğrenen bu taraftar, kendi futbolcusu yerine rakip takım oyuncusunu ıslıklamayı hatırlasaydı kendi futbolcusunun özgüvenini elinden çalmazdı.

    hagi yine saçma sapan bir zamanda geldi bu takımın başına. tüm camia çöküntüde iken girdi bu işe. şimdi ne yapacağını bilmeyen kendi koltuğunun derdine düşmüş bir yönetimin altında; tüm inancını, özgüvenini yitirmiş bir futbolcular topluluğuna hocalık etmeye çalışıyor. önce gol yememeyi öğreniyor bu takım, sonra gol atmayı öğrenecek.

    evet klişedir ama doğrudur; hagi size 40 metreden çakar. hem de hiç ummadığınız bir anda. yoksa asıl derdiniz zaten bunu biliyor olmanız mı?
  • 5424
    bu gün 30 yaşında olsa coutinho'nun 150 milyon euro ettiği futbol piyasasının altını üstüne getirirdi.

    sneijder ile kıyaslanması anlamsız. sneijder bmw'dir, audi'dir. hagi'nin ölüsü ferrari'dir. hagi pele gibi, maradona gibi, cruyff gibi, puskas gibi, eusebio gibi, messi gibi futbol tarihinin kilometre taşlarından biridir.

    hagi pas atmanın kitabını yeniden yazmış bir futbolcudur. bu işi o kadar iyi yapardı ki takım arkadaşlarına nereye koşmaları gerektiğini öğretti azarlaya azarlaya. koskoca bir takıma saha içinde nasıl koşu yapmaları gerek öğretmişti. top ayağındayken hakan ünsal'ı, arifi'i, okan'ı çok azarlamıştır koşu yap diye. nereye koşmaları gerektiğini de gösterirdi parmağıyla. sonra da o pası oraya atardı. kimse de engel olamazdı.

    sneijder iyidir hoştur ama pas dedinmi, oyunu organize etmek dedinmi hagi'nin anca elini öper.
  • 5722
    hagi’nin 55 yaşında olduğuna ve bir daha izleyemeyecek olmama mı yanayım, daha dün bir efsane izlerken ölüme 20 yıl daha yaklaştığıma mı yanayım?

    hayat çok çabuk geçiyor, yaş oldu 42, babam 5 şubat 1992’de öldüğünde 42 yaşındaydı.

    anılar kalıyor akılda, bir de hagi’nin penaltıdan vanspor’a attığı gol.

    (bkz: iyi ki doğdun hagi)
    (bkz: keşke bu kadar erken gitmeseydin baba)
  • 5860
    sene 1994-95 filan, küçüğüm daha o zamanlar. ilk defa bir arkadaşımın evinde yatılı kalmak için son hazırlıklar yapılıyor evde. şortlar tamam, tişörtler tamam, ayakkabı, terlik her şey tamam. heyecan zaten tavan yapmışken telefon çalıyor, arayan malum arkadaş ve top oynar mıyız diye soruyor. oynarız tabi diyorum ama içimden de iki taştan kale, bir tane dandik plastik top ne var bu kadar büyütecek diye geçiriyorum. neyse bizimkiler beni bıraktılar arkadaşın evine. akşamüstü saat 6:30-7:00 civarı, antalya sıcağında top oynanacak en güzel vakitlerden. ayağımın tozuyla çıkıyoruz top oynamaya. ben dar bir asfalt yol, karşılıklı taştan iki kale ve plastik bir top beklerken, karşımda toprak ama yer yer çimen denemeyecek yeşilliklerin olduğu, engebeli, derme çatma da olsa kale direkleri olan bir saha buluyorum. sevinçten çıldıracağım resmen, bir an önce takımlar kurulsun maça başlayalım diye sabırsızlanıyorum. düşünsenize üç korner bir penaltı değil çünkü korner kullanılabilecek bir alan var, taş üstü, adamın gol diyor, bel üstü gibi tartışmalar bir kenara bırakılıp sadece futboluna odaklanabileceğin bir ortamdasın. o zamanlar için inanılmaz bir lüks. neyse maç başladı. ben klasik forvet arkası, 10 numara pozisyonunda akıyorum. goller, asistler filan derken, etrafta kim bu yabancı çocuk fısıltıları yavaş yavaş yüksek sesle dillendirilmeye başlıyor. hafiften bir gurur var ama ben bozmuyorum oyunumu, kulağımı dışarıya kapamış mücadeleme devam ediyorum. sonra bir korner pozisyonunda seken topa gelişine vuruyorum, iyi de yere gidiyor namussuz. gol! o an içlerinden biri (benden biraz daha büyük olduğunu düşünüyorum) “abi adam haci gibi” diyor. o büyülü ismi ercan taner’in anlatımında önce ilk defa orada duyuyorum ama anlam da veremiyorum bir yandan. kim acaba bu haci diye düşünüyorum. kafama yatan en makul senaryo; o sıralar gaziantepspor’da oynayan hacı diye bir orta saha var, onu kastetti heralde diyorum ve uzatmıyorum konuyu. zaten istesen de uzatamıyorsun, o sıralar ne bilgisayar var ne de internet. evdeki en teknolojik aletler televizyon ve telsiz telefonlar. aradan biraz vakit geçiyor. 1996 yılının temmuz ayının sonu hagi diye birini transfer ediyoruz. ilk maçında, ayağının tozuyla frikikten trabzon’a golünü atıyor. maçın özetini izledikten sonra “abi adam haci gibi” sekansı bir an gözümün önünden geçiyor. daha kim olduğunu bilmeden seninle aynı cümlenin içinde anılmak, seni kanlı canlı izleyebilmek ve bizlere yaşattığın tarifi olmayan mutluluklar… iyi ki bizimleydin gica.
  • 6185
    yaşı yetmeyen kardeşlerime onun büyüklüğünü şöyle ifade etmek isterim.
    bugün icardi sözleşme uzatmasa ne hissedersiniz? 5 yıl önce muslera galatasaray'ı bıraksa ne kadar üzülürdünüz? sneijder fenerbahçe maçında iki çatala astıktan sonra benden bu kadar dese üzülüp ağlar mıydınız? peki ya prime selçuk bir sezon oynadıktan sonra fenerbahçe'ye transfer olsaydı?
    bu saydıklarımın hiçbirisi hagi'nin futbolu bırakması kadar canımı yakamazdı. o öyle büyük bir figürdü ki bize yaşattıklarından sonra fenerbahçe formasıyla sami yen'e gelse omuzlarda taşınırdı. onu izleyen hiç bir galatasaraylının herhangi bir futbolcuyu ondan daha değerli bir yere koyabileceğine ihtimal vermiyorum. onu alex ya da sergenle kıyaslayanla iletişimi kesin. onu selamlamadan uçan kuşun yuvasını bozun.
    i love you hagi!
    gece gece gözlerim doldu, galiba yaşlanıyorum.
  • 1361
    ben, isimler haykırarak galatasaraylıoldum. resmini, biriktirilerek 'futbol topu veya walkman' kazanmak umut edilen futbolcu kartlarında gördüğüm van gobbel'i haykırırdım mesela; daha korkutucu olmak istediğimde...

    o günlerden bir isim daha vardı ki; başkadır benim için... hagi, benim; bazen sigara dumanına boğulmuş bir kahvehanede, gırtlağından heyecan fışkıran bir spikerin nidalarından öğrendiğim bir isimdi. bazen de, sami yen tribünlerinde, görmek için amcamın omuzlarına çıktığım adamdı. ve ben, "hagi" ismini, ne zaman daha güçlü olmaya ihtiyaç duyarsam, o zaman haykırırdım. aralarına sakız yapışmış, girinti-çıkıntılarla dolu bozuk bir asfaltın üstünde yapılan, çocukça maçlarda; hep en zor durumdayken "hagi!" dedim ben. o ismi topun dahi duyup, itaat edeceğine çocukça inanarak... bakmayın "çocukça inanarak..." dediğime; eşek kadar olduğum bugünlerde dahi ne zaman zora düşsem sessiz bir "hagi!" çığlığı koparırım. bütün zorlukların bu isim karşısında diz çökeceğine inanarak...

    hagi, benim kocaeli fen lisesi koridorlarını, sesimi rapid maçındaki ercan taner'in sesine benzetmeye çalışarak inlettiğim isimdi; hacci, bir çalım nefis bir hareket, hacci, haccii, hacciii...!!

    teknik direktörlüğünde de; her maçta kamera yedek kulübesine döndüğünde, gözlerime hücum eden gözyaşlarıydı hagi... o'nu sakallı görünce maçlarda; geçip aynanın karşısına; tükenmez kalemle sakal yapmıştım kendime... sonra evin içinde koştur dur... annem de yüzümü gözümü boyadığıma mı kızsın, "haccii!" diye haykırıp kırdığım vazolara mı..?

    şu sözlükte bugüne kadar yazdığım her yazı, sonra okuduğumda hep kötü gelmiştir bana. tek istisnası yine hagi'dir. benim güzel olduğuna inandığım yazıların tek konusu; hep hagi'ydi. şiir gibi işte be abi...

    ben bu hayattan öğrendiklerimin çoğunu galatasaray'dan öğrenmişimdir. beni ilk kez arada bırakan galatasaray'dır mesela. felipe'yi çok sevmiştim ben. ama öyle böyle değil... ve diğer taraftan; çocukluğum boyunca fatih terim'in benim babam olmasını istemişimdir. ama bir televizyon kanalında gördüğüm bir haberle öğrenmiştim ben arada kalmayı... terazinin bir tarafında; kalbimin en müstesna yerinde, kendimce her tehlikeden korumaya çalıştığım felipe... diğer tarafında babam fatih terim... o mengeneden beni kurtaran; bir çift kurban olduğum renk, iki harften müteşekkil bir kutsal armaolmuştu. belki de ben o gün öğrenmiştim; sabırla susmanın sevginin gerektirdiklerinden olduğunu... belki de ben; o gün galatasaraylıolmuştum...

    şimdi terazi aynı terazi; kefelerden birinde şu dünyada en çok sevdiğim adam var. diğerinde... siktir edin diğerini... ben de çok güçsüz hissediyorum kendimi... ve çocukluğumdan beri, böyle anlarda yaptığım gibi; sessiz sessiz "hagi!" diyorum. bir çift rengin yine güneş gibi doğup, beni bu lanet mengeneden çekip çıkarmasını bekliyorum. sabırla susarak...

    sizden de susmanızı bekleyemem. bu benim şahsi hislerimle inşa ettiğim bir sevda çünkü... büyük bir kısmınız okumayacaktır bile, okuyanlar da "aptal" diyecek belki, "çok duygusal.." diyecek... ama evet; ben aptalca seviyorum galatasaray'ı da, onun bana sevdirdiklerini de... sizden de bu aptallığı bekleyemem; haksızlık olur... sanırım yine susmak, tek çare benim için uzunca bir süre...

    yine çok güçsüzüm...

    "hagi!"
  • 4104
    bunu yazıp yazmamak arasında çok kaldım ama lan dedim burası senin ailen bi yerde; taşak konusu yapacaklarsa da canları sağolsun.
    benim kendisiyle ilgili çok içimde kalan bir ukdem var sözlük :(
    en büyük hayalim, düğünümde kendisini de görebilmek, o günü hayatımın duble en güzel günü yapmaktı.
    ciddi ciddi debelendim...

    ----mektup mode on----

    dear sir; i'm not sure if you will ever read this message but this is the closest way for me to reach you. sir, i'm 31 years old. i grew up in ankara/turkey. i had the honour of watching you in 19 mayıs stadium of ankara once. besides of it, you sir, you are may be the most import role model of my life. "never give up", "there is always hope", "never surrender", "fight using your mind first; talent comes later" etc... these are some important milestones of your philosophy which i tried and still trying to adopt into my life. dear sir, i don't want to take too much of your very important time; i'm still living in ankara and getting married in 26/10/2013. if you could honour us by being our marriage witness, that day will surely be twice the best day of my life. if not, you'll be the commandante forever; nothing changes surely. my mobile phone number is +90****** my email adresses *******@gmail.com and ******@******.com.tr i'm working at ................... in ankara. my fiancee is a dietitian. i'm sure my beloved mother whom we lost last september would be glad to see you at our wedding because she loved you also.

    thank you for time. thank you for playing in turkey and for galatasaray. thank you for all the great things you achieved for us.

    ----mektup mode off----

    şöyle bir metnim vardı oturup hazırladığım. bükreş büyükelçiliği'ne bile gönderdim bunu.
    çoğu zaten yanıt bile vermedi.
    bir-iki tanesi dalga geçti "hagi niye gelsin senin düğününe be adam" falan gibilerinden :(
    çok güzel olacaktı be sözlük :(

    olsun ama.
    ben bu mektubun kendisine ulaşmadığına; ulaşsaydı mutlaka geleceğine eminim :(

    i love you hagi :(
App Store'dan indirin Google Play'den alın