• 1283
    türk futbolunun ne olduğu belli zaten de çıkıp şu fenerbahçeyi beşlik yapıp göndermeyenler de hata. vay penaltıyı vermedi vay golümüzü iptal etti. keremden başka efektif futbolcumuz yok. morutan olmaz boşuna ümitlenmeyelim.8-10 haftada bir çok klas goller atar sadece. bu takıma gedson şart. keremin sol ayaklısı şart. mustafa mohammedin ilk 11'e monte edilmesi şart.
  • 1284
    ülke ekomomisinin imdadına yetişmiştir. dolar 11,5 tl, euro 13-14 tl bandına bir haftada gelirken toplumun afyonu olan futbol kullanılmıştır.

    insanlar koca bir hafta derbide çıkan kararları konuşsunlar diye aleni şekilde skandallara yer verilmiştir.

    ülke ekonomisi bu kadar kötü iken insanların zevk aldığı, biraz olsun hayatın zorluklarını unutmaya çalıştığı futbolu da bitirmiş, kötü emellerine alet etmişlerdir.
  • 1285
    2011-2012 şike sezonundan beri yozlaşma düzeyi gün geçtikçe artmıştır. bazen insan kendine soruyor? "neden takip ediyorum." diye? ışte kanına işlemiş bir kere, bir tüzel kişiliğe değer vermişsin, sevmişsin. yapacak bir şey yok. ama yorucu gerçekten yorucu. geçen sezon bilinçli hakem hataları ve şike ile çalınan şampiyonluğumuz ve yaptığımız hakem eleştirileri nedeniyle bile sözlükte eleştirilince bu sezon ligi 2.plana koydum. ülkede bir şey değişmediği için bu sezonda bir şey değişmeyecekti. en azından avrupada türk hakemleri yok. hani fatih terim istifa deniliyor ya, bu sistem degişmedikçe gelen teknik direktörü çiğ çiğ yerler. fatih terim'i değiştirmeden önce acaba bu ülkeyi yönetenleri değiştirsek.
  • 1289
    5-10 yıl içinde doğru scout ve doğru alt yapı modelini oluşturabilen takımların sonraki yıllarda damga vuracağı ülke futbolu.

    bitti artık yabancı oyuncuya 2-3 m euro maaş verme dönemleri.

    yerliye de yabancıya da az ücret verip satış yapabilen kulüpler diğerlerine nazaran öne çıkmaya başlayacaktır.

    3 yıllık planlama dediğimiz şey dilerim gerçek bir modele evrilebilir. zaten aksi halde 1980'li yıllara dönüyoruz.
  • 1290
    suat başar çağlan' ın gazeteduvar daki yazısından alıntıdır.

    --- alıntı ---
    pandeminin getirdiği sıkıntılardan toparlanır mıyız diye umut etmekle belli ki ülkemizi fazla hafife almışız. bütün dünyada süregelen ekonomik sorunlar yurtiçindeki efsanevi yönetimle birleşince nur topu gibi bir krizimiz oldu. sonuçta, türk futbolunun halihazırda sallantıda olan mali durumu çöküş noktasına geldi. kulüplere üzülsek mi bilemiyoruz. sanki bugüne kadar yaptıklarıyla merhameti çok da hak etmiyorlar. ama taraftarın durumu günden güne kötüye gidiyor. türkiye’de taraftarın futbolla kurduğu ilişki hem zayıflıyor hem de bozuluyor…

    yöneten sizsiniz
    25 ocak 2005 günü nicolas anelka fenerbahçe’ye imza attığında 1 euro 1,75 liraydı. sekiz yıl sonra 20 ocak 2013’te wesley sneijder galatasaray’a transfer olduğunda euro’nun değeri 2,34 liraya gelmiş, aradaki sekiz yılda yaklaşık yüzde 30 yükselmişti. sneijder transferinden bu yana sekiz sene daha geçti ve bu süreçte türk lirası euro karşısında altı kat değer kaybetti. bugün 1 euro 14 lirayı geçmiş durumda. üstelik – sayın eski bakan duymasın – ligdeki oyuncu mevcudunun yarısını oluşturan yabancı oyuncular maaşlarını çoğunlukla euro veya dolar üzerinden alıyor. yani büyük yıldızların sahalarımızı şenlendirme ihtimalleri azalıyor.

    kur farkından kaynaklanan transfer sorunu tek yönlü değil. mevcut durumla birlikte eldeki iyi oyuncuları dışarıya kaptırmamak da zorlaşacak. hal böyle olunca nitelik düşecek, bize benzeyen ucuz pazarlara yönelmek ve işe yarar oyuncuları bulmak için daha derin kazmak gerekecek. aslında yapılması gereken zaten buydu, ama yapılmamıştı. bu yüzden aynı tutum sürdürülürse bundan sonra da yapılmayacak. para bizi kurtarmamıştı, parasızlık da kurtarmayacak.

    üstelik türk futbolunun cazibesini azaltan tek unsur kur farkı değil. uefa sıralamasında ciddi bir gerileme yaşayan kulüpler yeni sezondan itibaren yepyeni bir döneme giriyor. süper lig şampiyonu bundan böyle şampiyonlar ligi gruplarına doğrudan katılamayacak. son yıllarda avrupa kupalarındaki performanslarına bakınca, ön elemeleri aşıp gruplara kalma şansı yüksek görünmüyor. kendinizi bir yabancı futbolcunun yerine koyunca, şampiyonlar ligi’nde oynamayan bir süper lig kulübü çok da çekici gelmiyor.

    öte yandan gerçekler kulüpleri pek de merhamete mazhar kılmıyor. türkiye’de bugüne kadar eli bollaşan her yönetim savurganlık yaptı. enayi ajax gidip yeni antrenman sahaları kuruyor, aptal liverpool yeni altyapı tesisleri açıyor, ama süper zekâ dört büyükler saha zeminini düzeltmek, öz kaynağa yatırım yapmak, hoca ve oyuncu yetiştirmek yerine 32 yaşındaki ya tutarsa transferlere bel bağlıyor. sonra her biri beş kulübe yetecek parayı batırıp siyasilerin önünde el pençe divan duruyor, vergi afları, borç yapılandırmalar lütfediliyor. ardından aynı siyasilerin bağlantılarından “feyz alan” atamalar herkesi sinirlendiriyor ama kimse ağzını açıp tek kelime edemiyor. sonra birinin elinde bir megafon, diğerinin ağzında dört yüzüncü kez aynı uydurma, berikinin gözlerinde aynı boş bakışlar görülüyor. hal böyle olunca zor günde yönetimin yanında olmak, empati yapmak, hak vermek giderek zorlaşıyor. zaten bir anlamı da yok. nasıl olsa onlar bir yolunu bulup işini hallediyor; ama taraftar için durum böyle değil.

    sadakatin bedeli
    türkiye’de yaşayan bir futbolseverin süper lig’in yanı sıra avrupa’nın büyük liglerini ve turnuvalarını takip edebilmesi için dört ayrı platforma abone olup ayda 300 tl civarı bir bedel ödemesi gerekiyor. bu yayınların bazıları için sağlam bir internet aboneliği de şart. yani ülkemizde evden çıkmadan, arabaya veya toplu taşımaya binmeden, stada ulaşmadan, bilet almadan maç izlemenin fiyatı ayda yaklaşık 400 lira seviyesinde. sadece kendi takımını izlemenin bedeli ise – avrupa maçları dahilse – 250 liraya yaklaşıyor. eğer bir densizlik yapıp maçı tribünden izlemek isterseniz bu parayı tek maçta da harcayabilirsiniz.

    üstelik bir ligin yayın hakkı çoğunlukla tek bir yayıncının elinde olduğundan ortaya yayın tekelleri çıkıyor ve fiyatları düzenleyecek makul bir ölçüt bulunamıyor. korsan yayınlar için – haklı olarak – sesini yükselten kulüpler, kendi gelirlerini borçlu oldukları resmi yayıncıların fiyat düzenlemeleri konusunda sessiz. ayda 400 lira harcadıktan sonra aldığınız hizmet de pek matah sayılmaz. kesilen yayınlar, yasadışı bahis şirketlerine kaptırılan sanal reklam tabelaları, avrupa kupalarında maçı televizyondan izleme seçeneğinin sunulmaması, birçok yayında yetersiz, kiminde hamaset tutkunu spikerler sizi bekliyor.

    tüm bu maddi kısıtlar ortaya yepyeni bir taraftarlık pratiği çıkarıyor. maçlar önce özetlere, sonra sosyal medyadaki iki dakikalık, bir dakikalık, bazen otuz saniyelik fragmanlara bölündü. indirgemeciler çağında ve ülkesinde, oyun iki kritik pozisyona, zaman ve süreç de anlara indirgeniyor. bunu yapan taraftar aptal olduğu için böyle yapmıyor. insan bağ kurduğu ama sürekli dışına itildiği bir şeye katılamadıkça dikkat çekmeye çalışır. çok sevdiği takımının maçını izleyemeyen taraftar, şanlı formayı eskisinden de ateşli savunuyor, rakibine eskisinden de çok sövüyor. tribüne gidip tezahürat yapamıyor veya ekran başında heyecanlanamıyorsa, hıncını bunları yapamamasına sebep olanlardan değil, kendisiyle bire bir aynı durumdaki başka takım taraftarından çıkarıyor. neyse ki henüz ekstra ücret istemeyen sosyal medyada en sert çıkışları yaparak hem kendini hem renktaşlarını tatmin ediyor.

    üstelik artık “rasyonel” görünmek çok daha kolay. bir maçı izlemeden de rakamlara bakıp iyi kötü bir şey söyleyebiliyorsunuz. bahis şirketlerinin hizmetinize sunduğu ve birçoğu pek bir şey ifade etmeyen istatistikler, gerçeğin içinden size yetecek kadar bir parça sunabiliyor. eğer bütün bu uğraşlardan ve renklerden sıkıldıysanız, taraftarlığı başlı başına bir kenara atıp oyuna yeni bir ilişki kurma biçimine de yönelebilirsiniz. bahis bültenleri sizin için var. ekonomik ortam kötüleştikçe bir son umut olarak bahis seçeneği güç kazanıyor. 18 yaşından büyük biri elbette istediğini yapabilir ve buna kimseye zararı olmayan bahis de dahil. ancak 15 yıl öncesinden kalma bir maçın tekrarında, üzerinde bira markası yazan bir reklam tabelasının üzerini mozaiklemek için canhıraş çaba gösterenler, maç yayınlarından önce, sonra ve hatta sırasında her tarafı kaplayan bahis reklamlarına ağzını açıp tek kelime etmiyor. hal böyle olunca kazanmanın ve kaybetmenin sırrını vereceği iddiasıyla hazırlanmış rakamlara “çalışıp” maçı yeni sekme içindeki küçük ekrandan takip etmek, yeni bir futbol izleme biçimine dönüşüyor.

    izlemeyiversinler
    peki bunca derdin tasanın içinde, insanlar yiyecek ekmek bulmakta, ev kirasını, kredi kartı borcunu ödemekte zorlanırken, her şey bitti de sıra futbola mı geldi? evet. hatta tam da bu yüzden. çünkü hayatta kalmak ile yaşamak arasında bir fark var ve yaşamamızı sağlayacak mütevazı ilgi ve meraklarımız günden güne elimizden gidiyor. kerameti kendinden, serveti kim bilir nereden menkul vaizler porsiyonları küçültün, az yiyin, dışarı çıkmayın diye nutuk atmayı, hayatta kalma reçeteleri buyurmayı sürdürüyor. moto-kurye olmak için 4 yıl üniversite okuduğunuz tek ülke olan türkiye’de yaşamak ayıp, eğlenmek yasak; kendini insan gibi hissetmeni sağlayacak etkinliklere meyletmek ise büyük günah. sıra futbola, hatta sadece futbola değil sinemaya, tiyatroya, basketbola, gezip dolaşmaya, bir yerlerde oturup bir şeyler yiyip içmeye gelmeli. makul bir işte çalışıp kazandığın parayla bunları yapmak yanlış bir şey değil. normal insanlar böyle yaşıyor. insan biraz da menfaati olmayan bir şeye ilgi ve merak duymakla insan oluyor.

    taraftarın futbol porsiyonu mecburen küçüldü. burada normal insan istenmediği belli, ama galiba bu kadarı da biraz fazla. karamsar kadercilik karamsar kadercilerin işi. bugünü yaratan zihniyet kendini bile doyuramadı ve doyuramayacak. dolayısıyla bize vereceği bir şey yok. gerçekten yeni bir dönem başlayacaksa, insanın aklına hakaret etmeyen, aynı bitik söylemi yeniden üretmeyen bir yaşama ve futbol kültürü oluşturmak gerekiyor…

    --- alıntı ---
  • 1292
    yirmi senedir birfiil izliyorum, 2010da bile bu kadar soğumamıştım. galatasaray'dan, turkiye'den, futbolcusundan, her şeyinden.
    türk futbolu, bugün de gördük ki tamamen bitmiş durumda.

    cüneyt çakır, ali koç, yildirim demirören, nihat özdemir, aziz yıldırım, fikret orman, emre belözoğlu, volkan demirel, rıdvan dilmen, acun ılıcalı, ahmet ercanlar, rambo okan.

    şu isimlerin başrol oynadığı bir lig izliyoruz.
    izleyen bizler, hakikaten ya baska ışimiz yok, derdimiz yok
    ya da akıl yoksunuyuz.

    allah belasını versin böyle futbolun da topun da.
    hak yiyenin boğazında kalsın.
    sizler en büyük küfürlere bile değmezsiniz.
  • 1293
    9 aralık 2021 lazio galatasaray maçında nasıl bir bataklık olduğunu bir daha anladım. diğer avrupa ligi maçlarında da anlamıştım da işte bir kere daha anladım.

    galatasaray'ın lig maçlarında en az 5 kere yüzünden kurşun yiyen bir futbolcu yerlerde sürünüyor ama bu maçta böyle bir şey olmadı.

    galatasaray'ın lig maçlarında en az 10 kere futbolcular faul verilmese bile yerden kalkmayıp ölü taklidi yapıyor ve en sonunda ya hakem oyunu durduyor ya da oyuncular topu taca atıyor ama bu maçta böyle bir şey olmadı.

    galatasaray'ın lig maçlarında en 10 dakika var kontrolü olur, bir türlü karar veremezler ama bu maçta öyle bir şey olmadı.

    galatasaray'ın lig maçlarında savunma oyuncuları esen hafif meltemle yerde kaldığinda hemen düdük değil sirenler çalar ve oyun sürekli durur ama bu maçta öyle bir şey olmadı.

    galatasaray'ın lig maçlarında en az 3 tane skora etki eden fahiş hakem hatası ve dolayısıyla kötü niyetli hakemler olur ama bu maçta ne öyle bir hakem ne de öyle bir hakem hatası vardı.

    galatasaray'ın lig maçlarında futbol oynamak isteyen bir takım olur ama bu maçta öyle bir şey olmadı.

    galatasaray'ın lig maçlarında en ufak hakem kararında hakemin etrafında bir milyon tane futbolcu olur ve el kol hareketleri yapar, ağızlarından salyalar saçarak itiraz yaparlar ama bu maçta öyle bir şey olmadı.

    daha da sayılır ama yeter bence. türk futbolunun berbat durumda olduğunu herkes biliyor zaten. ben de içimdekileri yazayım dedim.

    edit: 11 aralık 2021 antalyaspor trabzonspor maçına 5 dakika bakayım dedim bir şey daha buldum. en ufak omuz omuza mücadelede yere düşüp faul bekleyen futbolcular ve bunlara genelde faul çalan hakemler ama faul alamazsa ağız dolusu küfürle hakeme itiraz edip hakemi baskı altına alan futbolcular da lazio maçında yoktu.
  • 1295
    yaşadığım yerin bal liginde takımı var. görevli olarak saha kenarından maçlarını izliyorum. en alt liginden en tepedeki süper lige tüm anadolu futbolcuları aynı mı olur ya. her ikili mücadelede kesinlikle biri kendini yere atar. sakatlanmış gibi kıvranır. her hakem kararında itiraz. hakemin üstüne koşmalar el kol hareketleri. izlerken fenalık geliyor artık.
  • 1296
    galatasarayli galatasarayliyla kavga ediyor. fenerli fenerliyle kavga ediyor. fenerli galatasarayli da kavga ediyor. beşiktaşli hepsine küfrediyor. trabzonlu yillardir 2011 diyor.

    terimci vs anti terimci kavgası çıkıyor. muslera sakatlaniyor o konuda bile kavgalar özurler sözlükten çıkmalar yaşanıyor. musleraya iftira atanlar oluyor.

    fenerbahçe eski kaptanı umit ozati efsanaleri ridvani toplasan 100 tane fenerli sevmiyor hatta küfrediyor. tff baskani fenerli ama fenerliler yıllardır dograniyoruz diyor.
    aykutcular azizciler ali koccular vs. bitmiyor.

    beşiktaşlılar sergeni yolluyor sonraki hafta statta sergen diye bağırıyor.

    volkan demirel yayinci kurulusta galatasarayin hakki yendi diyor.

    sivasta ülkenin en başarılı hocasi fatih terim'i çileden cikartan sacmaliklar yaşanıyor. bunu koruklemek isteyen bazi ibne basın bos durmuyor videoyu yaydikca yayıyor.

    futbol eğlencesine oynanıyor ama ulke oyle bir durumdaki muslera sakatlığından tut milli takımda ugurcan mi oynar altay mi konusuna kadar her noktada kavgalar tartismalar kufurler hakaretler.

    aslında bu türk futbolu sorunu değil türkiye sorunu. gergin acımasız dinlemeyen anlamaya çalışmayan hoşgörüsüz insanlar olduk ya da oluyoruz. en kotumuzden en iyimize hepimiz bu havayi soluyoruz etkileniyoruz.

    futbol bile oynayamıyor konuşamıyoruz.
  • 1297
    türkiye’nin minik bir tezahürüdür sadece, rezilliğin diz boyu olduğu, kimsenin sorumluluk almadığı, her yapılan şeyin taraftarlara, futbol severlere rağmen yapıldığı minik bir tezahürü ve biz bunu;
    adaletsiz mhk kararlarından,
    federasyondaki nepotizmden,
    eğitimsiz hakemlerden,
    alt yapıya bile ricayla seçilen yeteneksiz futbolculardan,
    tarladan hallice futbol sahalarından,
    devlet televizyonunda futbol yorumlayan yorumcularından,
    katarlılara satılan yayıncı kuruluşundan,
    on bin yıldır orta-alt sıralardaki takımların arasında mekik dokuyup tek başarı göremeyen çağ dışı antrenörlerinden,
    daha düne kadar ahbap-çavuş ilişkisiyle yürüyen a milli takımından,
    milli takımların alt yaş grubuna layık görülen antrenörlerden,
    yabancı sınırı denen mantık dışı kurallarından….
    kolayca anlayabiliriz.
  • 1300
    türk topraklarında kan mevsiminin yaşandığı sert ve karanlık bir dönemde, türk futbol takımlarının ortaya çıkış süreci de gecikmeli ve sancılı olur.

    https://gss.gs/bu1.jpg
    (1914 yılında, papazın çayırı'nda oynanan bir
    fenerbahçe - galatasaray maçı)

    ingiltere'de yarım asırdır oynanan futbol, türk topraklarına ancak 1800'lerin sonunda gelir.
    çünkü; istibdat dönemi padişahı 2. abdülhamit, müslümanların futbol oynamasını yasaklar.
    bunun en büyük sebebi ise; gereksiz bir meşgale olan futbolun, insanları yapacakları işlerden alıkoyması ve geniş kitlelerin toplanarak isyan çıkarma olasılığından korkuluyor olmasıdır.
    hatta bu paranoya öyle boyutlara ulaşmıştır ki; istanbul genelinde yüzlerce hafiye (başkaları hakkında gizlice araştırma yapan va bilgi toplayan kimse) üç kişinin bir araya gelip oturmasını bile dikkatle takip eder olmuştur.
    diplomatik kaygılar sebebiyle, ingilizlerin ve rumların futbol oynamalarına ses çıkarılmamış, ancak bu imkân müslüman gençlere tanınmamıştır.
    izmir'de ticaretle uğraşan ingilizler, izmir spor kulübü'nü (football club smyrna) kurarlar. (1894) smyrna, bugün alsancak stadyumu'nun bulunduğu punta çayırı'nda maçlarını oynar.

    https://gss.gs/tqe.jpeg
    https://gss.gs/Ctr.jpg

    osmanlı'da, ilk futbol kulübünün izmir'de kurulmasının sebebi ise; izmir'in istanbul'a uzak olması ve saray baskısının günlük hayatta daha az hissediliyor olmasıdır.
    ingilizlerle iyi ticari ilişkileri olan rumlar da, kendi futbol kulüplerini kurmaya başlarlar.
    gayrimüslimleri izleyen türkler, futbola büyük ilgi duyarlar. ancak yasaklar nedeniyle, sadece okul bahçelerinde gizli bir şekilde futbol oynarlar.

    1901 yılına gelindiğinde, ilk türk futbol kulübü olan black stockings fc (siyah çoraplılar futbol kulübü) kurulur.

    https://gss.gs/U7d.jpeg

    kulübün renkleri kırmızı-beyaz, giydikleri çoraplar ise siyah renktedir.
    fuad hüsnü bey kulübün hem kurucusu, hem de oyuncusudur. devrin hafiyelerinden kaçabilmek için, kulübü ingilizce isimle kurmuştur.

    https://gss.gs/ghj.jpeg

    kulüp kurulduktan 3.5 ay sonra, rumlarla papazın çayırında bir maç oynar. bu maç; black stockings'in hem ilk, hem de son maçı olur.
    maçtan sonra sahaya giren hafiyeler, birçok oyuncuyu tutuklar ve kulübü kapatır.
    tutuklamalar, padişaha karşı bir darbe örgütleme iddiasıyla yapılır.
    fuad hüsnü bey askeri mahkemede yargılanırken, kulübün kurucularından olan reşat danyal ise tahran'a sürgün edilir.
    fuad hüsnü kayacan daha sonra bobby takma adıyla, cadi-keuy fc ve moda fc'de futbol oynar. 1908'de ise galatasaray'a geçer.

    https://gss.gs/x0i.jpeg
    (ön sıra soldan ikinci)

    1901 yılında, müslümanlar tarafından ikinci kez futbol takımı kurulur. bu takımın ismi kadıköy futbol kulübü'dür, ancak yine hafiyelerin takibi sonucu kapatılır. bir yıl sonra aynı isimle, ingilizlerin ve rumların birlikte kurdukları cadi-keuy fc (kadıköy futbol kulübü) bir süre sonra iki grup arasında çıkan anlaşmazlıklardan dolayı dağılır. bunun üzerine ingilizler moda fc ve imogene, rumlar ise elpis (ümit) kulüplerini kurarlar.
    cadi-keuy fc, musevi ve müslüman gençlerin ilk kez futbol oynadıkları kulüp olur.
    museviler 1913 yılında, beden eğitimi anlamına gelen maccabi kulübü’nü kurarlar. mavi-beyaz renkleri
    taşıyan kulübün futbol sahası ve kulüp lokali gibi imkânları vardır.

    black stockings ile kadıköy futbol kulübü'nün maceraları kısa sürse de; osmanlı ülkesindeki türklerin, futbol takımı kurma düşüncelerini ateşleyen ilk kıvılcım olurlar. bu dönemde; türk gençleri tarafından kurulan onlarca kulüp, dönemin baskıcı anlayışı tarafından anında kapatılır.

    https://gss.gs/TKh.jpeg

    türk topraklarında birçok ingiliz, rum ve ermeni futbol kulübü kurulurken, türklerin kurdukları külüpler bir bir kapatılır. saray nazırı osman paşa'nın oğulları hüseyin bereket ve şamil bey önderliğinde, beşiktaş'ın serencebey semtinde beşiktaş kulübü kurulur.

    https://gss.gs/yoZ.jpeg

    kulüp, bir zaman sonra hafiyelerin baskısına uğrayarak kapatılmak istenir. ancak osman paşa'nın araya girmesiyle kulübün futbol değil, jimnastik kulübü olduğu rapor edilir ve padişahtan alınan özel izinle "osmanlı beşiktaş terbiye-i bedeniye mektebi" adıyla faaliyetlere devam eder. daha sonra da, beşiktaş bereket jimnastik kulübü adını alır.

    ingilizler ve rumlar, 1904 yılında istanbul futbol birliği adında bir lig kurarlar. bu lig, 4 takım arasında oynanır ve maçlar pazar günleri yapılır. (moda fc, elpis fc, imogene fc ve cadi-keuy fc)

    https://gss.gs/3Fm.jpeg
    (imogene fc)

    https://gss.gs/rHs.jpeg
    (moda fc)

    https://gss.gs/cTN.jpeg
    (elpis fc)

    https://gss.gs/K1i.jpg
    (cadi-keuy fc)

    https://gss.gs/Wie.jpeg

    1905 yılına gelindiğinde, tam da istanbul ligi'nin oynanmaya başladığı sıralarda, ali sami bey öncülüğünde; mekteb-i sultani'nin beşinci sınıf öğrencileri tarafından galatasaray futbol kulübü kurulur.
    kulübün misyonu "ingilizler gibi toplu halde oynamak, bir isme ve renge sahip olup, türk olmayan takımları yenmek."tir.

    https://gss.gs/gc4.jpeg

    galatasaray, dönemin baskıcı zihniyetinden dolayı maçlara tıpkı black stockings gibi yabancı isimlerle çıkar. fransızca şanlı anlamına gelen "glorieux" ve cesaret anlamına gelen "audace" kullanılan takma adlarıdır. kulübün renkleri kırmızı-beyaz olarak belirlenir, ancak hafiyeleri kızdırmamak için daha sonra sarı-siyah olarak değiştirilir ve ocak 1908'de sarı-kırmızı renklere dönülür.

    buna rağmen; galatasaray da hafiyelerin baskısına maruz kalıp, kapatılma tehlikesiyle karşı karşıya kalır.
    nitekim; mekteb-i sultani'den bazı gençler, top
    oynadıkları gerekçesiyle dövülüp, tutuklanır ve selimiye kışlasına götürülürler.
    aralarından ingiliz olduğu zannedilerek serbest bırakılan ahmet robenson, ingiliz konsolosluğuna giderek, arkadaşlarının başına gelenleri anlatır. konsolosun, yıldız sarayı’ndaki temaslarından sonra öğrenciler serbest bırakılır.

    https://gss.gs/H9j.jpeg
    (ahmet robenson / ayakta, ortadaki)

    galatasaray, faaliyetlerine devam eder ve istanbul ligine katılan ilk türk futbol kulübü olur. galatasaray'a izin verilmesinin en büyük sebebi ise; 2. bayezid tarafından kurulan mekteb-i sultani'nin, osmanlı imparatorluğu'na 60 sadrazam, 3 şeyhülislam ve 23 kaptan-ı derya yetiştirmesidir.

    https://gss.gs/Mq4.jpeg

    fenerbahçe'nin kuruluşu, galatasaray ile beşiktaş'a nazaran daha rahat bir döneme denk gelir. kulüp kurulduktan bir sene sonra ikinci meşrutiyet ilan edilir, baskıcı yönetim sona erer ve kulüplerin kurulmalarının önündeki engeller kalkar. üsküdar anadolu, vefa ve beykoz gibi birçok kulübün kuruluş yılının 1908 olması tesadüf değildir. bu kulüpler 1909 yılında, cemiyetler kanunu’nun çıkarılmasıyla resmiyet kazanır.

    https://gss.gs/kaz.png
    https://gss.gs/iMu.png
    https://gss.gs/rL8.jpeg

    talat paşa, ittihat ve terakki’nin kurucularından ve önde gelen liderlerinden biridir. osmanlı'nın istila edildiği ve oldukça zayıfladığı dönemde; osmanlıcılık fikrinin iflas ettiğini, milliyetçilikten başka hiçbir fikrin geçerliliğinin kalmadığını savunur ve futbol kulüpleri üzerinden bu fikri yayma düşüncesindedir.

    ittihatçılar, türk gençlerini yeni kulüpler kurmaya teşvik ederler. galatasaray'dan ayrılan futbolcuların kurduğu progress (terakki) kulübünü satın alırlar.
    ziya gökalp'ın önerisiyle kulübün ismi; altınordu idman yurdu olur ve kulüpteki tüm gayrimüslim oyuncular gönderilir.

    https://gss.gs/zMc.jpeg

    altınordu dışında, ittihat ve terakki'nin büyük desteğiyle altay ve karşıyaka kulüpleri kurulur. altay'ın ismi ve karşıyaka'nın renkleri, milliyetçi tepkiyi temsil eder niteliktedir.
    altay, türklerin anavatanıdır. karşıyaka'nın renklerinden kırmızı türklüğü, yeşil ise islam'ı temsil eder.

    https://gss.gs/Lvn.png
    https://gss.gs/Dfs.jpeg

    istanbul futbol birliği adlı lige, 1905’te galatasaray ve 1908’de de fenerbahçe katılır. bu lig, 1909-1910 sezonunda “istanbul futbol kulüpleri ligi” adıyla tabanını daha da genişleterek yeniden örgütlenir ve “cuma ligi” ile “pazar ligi” olmak üzere ikiye ayrılır.
    pazar liginde gayrimüslim takımlar, cuma liginde ise müslüman takımlar top koşturacaktır. ancak bu tam anlamıyla uygulanamaz.
    futbol takımını 1909 yılında kuran beşiktaş, cuma ligine kabul edilmez ve istisnai olarak pazar liginde mücadele eden bir takım olur. pazar liginde, galatasaray ve fenerbahçe gibi diğer türk takımları da oynarlar.

    https://gss.gs/z8P.jpg
    (galatasaray - fenerbahçe karşılaşmasının maç bileti / 1920'lerin başı)

    https://gss.gs/LWP.jpg
    (1915-16, cuma ligi şampiyonu galatasaray)

    bu dönem, siyasi anlamda çok karışık bir dönem olduğu için; tüm türk kulüpleri milliyetçilik misyonu edinirler. öncelikli amaç, işgal kuvvetlerinin takımlarını yenmektir. özellikle; osmanlı devleti’nin balkan savaşları’nı kaybetmesi sonrası, bu durum daha da belirginleşir.
    1913 yılında oynanan bir maçta, smyrna'ya karşı fenerbahçe ve galatasaray karma bir takım çıkarır ve bu takım sahadan 2-0 galip ayrılır.

    gayrimüslim takımlarında da durum farklı değildir.
    birçok rum takımının bulunduğu izmir ligi'ne, 1912 yılında kurulan karşıyaka ile 1914 yılında kurulan altay, türk kulüpleri oldukları gerekçesiyle kabul edilmezler.
    özellikle rumlar tarafından kurulan pera (beyoğlu) kulübü, büyük ideallerin sembolü kabul edilmiş ve bu idealleri benimseyen rumlar tarafından desteklenmiştir.
    pera, mütareke ve işgal yıllarında, türk takımlarıyla yaptığı maçlara milli duyguları yansıtarak çıkar.
    buna bazı maçlarda pera taraftarlarının taşkınlıkları da eklenince, bu durum maçların yarım kalmasına sebep olur.
    olaylı maçların bedelini ödemekten çekinen pera oyuncuları ve yöneticileri; işgal döneminin sona ermesi ve yunan ordusunun türkiye’yi terk etmesiyle, bir avrupa turnesini bahane ederek yunanistan’a iltica ederler ve 1924 yılında atina'da aek kulübünü kurarlar.

    https://gss.gs/6Qn.png

    istanbul ve izmir'in ardından ankara, bursa, trabzon, adana ve eskişehir gibi illerde birbiri ardına futbol kulüpleri kurulur.
    "üç büyüklerin" dahil olduğu istanbul ligi bu takımları aralarına almayınca, türk idman birliği ligi gibi alternatif ve yerel ligler kurulur.

    cumhuriyetten önce anadolu'da kurulan bazı türk futbol kulüpleri ise şöyledir;

    1901 - black stockings fc
    1901 - kadıköy futbol kulübü
    1905 - galatasaray
    1907 - fenerbahçe
    1908 - üsküdar anadolu
    1908 - beykoz
    1908 - vefa
    1909 - beşiktaş
    1909 - progress
    1910 - ankaragücü
    1910 - türk idman ocağı
    1911 - süleymaniye
    1911 - beylerbeyi
    1912 - hilal sk
    1912 - karşıyaka sk
    1913 - anadolu hisarı idman yurdu
    1913 - türkgücü sk
    1913 - altınordu idman yurdu
    1914 - altay
    1914 - nişantaşı
    1914 - darüşşafaka
    1915 - izmir idman yurdu
    1919 - eyüp
    1920 - muhafızgücü
    1921 - kasımpaşa
    1921 - trabzon idmanocağı
    1922 - konya gençlerbirliği
    1923 - gençlerbirliği
    1923 - izmirspor

    ittihatçılardan aldığı destekle, devrin en iyi futbolcularını transfer eden altınordu idman yurdu, kazandığı şampiyonluklarla döneme damga vurur.

    altınordu, diğer kulüplerin aksine oyuncularını cepheye göndermez, altınordulu oyuncular askerlik görevlerini istanbul'da yerine getirirler. ittihat ve terakki'nin amacı, türk olmayan takımların karşısına güçlü bir takım çıkarmaktır. bu nedenle de oyuncularını kaybetmek istemez.

    futbolun etnik amaçlarla kullanılmasında, rum takımları belirleyici rol oynarlar.
    bu dönemde, istanbul’da rumlar tarafından çok sayıda takım kurulur. rumlar, anadolu’yu işgal eden yunan ordusuna gönülden bağlıdırlar.
    istanbul yunan spor federasyonu'nu kurmak suretiyle, anadolu’nun yunanistan’a bağlanacağına olan inançlarını gösterirler.
    rum futbolculardan oluşan strugglers fc (mücadeleciler futbol kulübü) 1908 yılında kurulur. balkan savaşı’nın çıkmasının hemen ardından, kulübün futbolcularının büyük bir kısmı yunan ordusuna katılır.
    kulübün dağılma tehlikesi göstermesi üzerine, giden oyuncuların yerini ermeni gençler doldurur ve böylece kulübün dağılma ihtimali ortadan kalkar.
    strugglers kulübü, etnik ayrımcılık yaptığı gerekçesiyle, mavi-beyaz olan forma rengini değiştirmesi yönünde uyarılır ancak kulüp forma rengini değiştirmeyeceğini belirtmiştir.
    hatta; gerekirse ligden çekileceği tehdidinde bulunur ve ligin altıncı haftasında ligden çekilir. kulüp, 1. dünya savaşı’nın başlamasının ardından, kadrosunda bulunan ermeni oyuncuların da ayrılmasıyla dağılır.
    balkan savaşları sırasında, futbol takımları arasında yapılan maçlarda da milliyetçiliğin izleri görülür. nitekim şampiyonun belli olacağı fenerbahçe - strugglers maçında, fenerbahçe’nin eksik kadrosunu tamamlamak amacıyla; galatasaray kendi futbolcularından bazılarını fenerbahçe'ye vermeyi teklif eder.

    balkan savaşı’nın sonuçları, osmanlı toplumunun birçok kesimini olumsuz etkiler. buna bağlı olarak beşiktaş osmanlı jimnastik kulübü, kırmızı-beyaz olan renklerini 1913 yılında değiştirir. kulüp, kırmızı rengin yerine yas rengi olan siyahı kullanmaya başlar.
    balkan savaşı sırasında bazı futbolcular, etnik aidiyetlerini öne çıkaran davranışlar sergiler. galatasaray forması giyen ve kulübün kurucu üyelerinden olan sırp futbolcu milo bakiç, galatasaray formasını üzerinden çıkarır, balkan savaşında karadağ askeri üniformasını giyer ve savaş sırasında ölür.
    galatasaray da bakiç'i kurucular listesinden çıkarır.

    https://gss.gs/8v9.jpg
    (milo bakiç / en üst, soldan üçüncü)

    1920’den sonra tamamen etnik kulüp görüntüsünde olan elpis, strugglers, pera, ermeni birlik, dork, maccabi ve stella gibi takımlar; işgalci devletlerce paylaşılan osmanlı topraklarının, yeni siyasi görüntüsünü yansıtma amacı taşırlar.

    bu nedenle; türk takımlarının, işgal kuvvetleri takımlarına karşı oynadığı maçlar büyük ilgiyle takip edilir. alınan her galibiyet, halkta büyük bir umuda yol açar ve milli mücadelenin güçlenmesine vesile olur.

    türk kulüpleriyle, işgalci kuvvetler arasında oynanan maçlar bir hayli sert geçer. birçok oyuncu baygınlık geçirir, maçlar yarıda kalır.
    bu dönemde yapılan maçlar birer milli maç havasına bürünür, sanki savaş meydanlarında alınan mağlubiyetlerin acısı, futbol sahalarında çıkarılmak istenir.

    milli mücadelenin başarılı olması ve türk topraklarındaki işgalci kuvvetlerin yurttan kovulmasıyla birlikte, bu kulüpler de tarihe gömülürler. tarihe gömülen bu takımlarla beraber, milli mücadele döneminde milliyetçilik etrafında toplanan türk takımlarının, birbirleriyle olan rekabetleri de başlamıştır.
App Store'dan indirin Google Play'den alın