resim
Igor Tudor
Görev:Teknik Direktör
Takım:-
Yaş:48
Uyruk:Hırvatistan
  • 1003
    aramızda bazı olaylar nedeniyle kendisini sevmeyen olsa da eski sözlük yazarı sinan yılmaz'ın kendisi hakkında bir yazısını paylaşma ihtiyacı hissettim çünkü yazının tudor ile alakalı olan kısmı yorumdan ziyade örneklerden oluşuyor. ki eklemeden geçemeyeceğim kendisi bence de conte'den ziyade klopp'a daha çok benziyor taktiksel anlamda ama agresifi, önü çok parlak bir hoca.

    http://www.futbolarena.com/...pp-sendromu-311680h/

    yazının hocamız ile olan bölümü eğer linke basmak istemeyenler varsa :

    --- alıntı ---

    2015-2016 sezonu ilk devresinde liverpool, brendan rodgers yerine jürgen klopp'u göreve getirmişti. klopp takımının başında çıktığı ilk maçında liverpool'u sezon ortalamasından 10 km fazla koşturmuştu. o günlerde klopp hayranı olan bir arkadaşımla yaptığımız konuşmayı hatırlıyorum. biz maç öncesinde “sonuçta takımı sezon başında almadı, gelir gelmez dortmund'taki gibi 120 km koşturamaz” diye konuşmuştuk ama koşturdu. maçtan sonra da “demek ki sadece antrenman değil, takımın çok koşmasını sağlayacak bir sistemi var" diye fikir birliğine varmıştık.

    aynısı tudor geldiğinde galatasaray için de oldu. senelerdir 110 km'den fazla koşmakta zorlanan, mıymıy top oynayan galatasaray daha ilk maçta rizespor karşısında yaklaşık 119 km koştu. çok iyi mi oynadı? hayır ama mücadele etti. zaten ilk maçtan hem bu kadar çok koşup hem organize olabilmek imkansız. klopp liverpool'u birden 10 km fazla koşturunca ve bildiği antrenmanları yaptırınca liverpool da çok sayıda sakat vermişti ama kimse klopp'a “ya sen şimdi sezon başı gelmedin, takımı sezon başı rodgers çalıştırdı. sen de şimdi sezon sonuna kadar rodgers'in sisteminde idare et” demedi. çünkü öyle dersen adama sorarlar, "madem rodgers'in sisteminde devam edeceksin rodgers'i neden kovdun? madem çok koşturmamı istemiyorsunuz, beni hangi akla hizmet getirdiniz?"
    nihayetinde şimdi galatasaray da çok sakat veriyor ama kimsenin tudor'a ilkelerinden vazgeç deme hakkı yok.

    --- alıntı ---
  • 1004
    kendisine ait olmayan bir takımla devre arası da gectikten sonra bir araya gelen hoca. henuz ne kamp yaptı, ne de transfer. ben kendisi hakkında cok ama cok pozitif dusuncelere sahibim. bu yildan tek beklentim de sampiyonlar ligi vizesidir. eger ki kendisine ayak uyduramayan oyunculardan dolayı 4. olacaksak bile hiiiic önemli degil.
    sene sonu takımı temizlesin 4-5 ilk onbir oyuncusuyla bu takım her macta rakibi eze eze sampiyon olacaktır.
    bu adamı sosyal medya sayesinde biz getirdik bu takımın basına, sonuna kadar sahip cıkacagız...
  • 1005
    çoğu taraftar ya da yorumcu 'keşke sezon sonu gelseydi' diyor ben ise 'iyi ki sezon ortası gelmiş' diyorum. geldi kulübü tanıdı, ortamı gördü, futbolcuları tanıdı, çarık çürük ne varsa kim varsa gördü. sezon sonu olduğunda az yada çok tecrübe sahibi olarak işine başlayacak.

    bu adamı taraftar baskısıyla göreve getirdiler. şimdi ise görüyorum ki o taraftarlar sanki hiç istememişler gibi davranışlar gösteriyorlar. ben bunu anlamıyorum işte. ' taraftarlar çok koşuyoruz, iştahlı oynuyoruz diye seviniyor, ne günlere kaldık' diyenler var. ya arkadaş 3 senedir hiç koşmuyoruz, iştahlı oynamıyoruz diye sinirden delirmiyor muyduk? takım iştahlı işte. pozisyon bulmasak anlarım da goller hariç 4-5 net pozisyon var. sevinmemiz için ne olması gerekiyor?

    tudor'un arkasında durmak gerek kalan maçlardan bağımsız konuşuyorum. bu adam doğru adam. önümüzdeki sezonu görmelidir. yönetim sallantıda. kendilerini kurtarmak için tudor'u da yiyebilirler. taraftar hocanın arkasında olursa ancak ona dokunamazlar. bu yüzden gözümüz açık olsun derim ben.
  • 1006
    ilk yarıda sneijder ve bruma gibi iki önemli hücum opsiyonu sahada yokken mükkemele yakın oynayan bir takım yaratmıştır. kanat organizasyonlarını uzun zamandır yapmadığı kadar iyi yaptı takım. ikinci yarı hem futbolcularımızın güçlerinin tükenmesi hem de tam gençlerbirliği baskısı kırılmaya başlamışken yapılan 2 adet gereksiz penaltı yüzünden baskı altında geçirdik.

    bir şekilde şansı yanında hocanın en azından ki şu zor dönemi kazanarak geçiyor. trabzon, başakşehir deplasmanlarını ve arena'da fenerbahçe maçını da az hasarla geçerse iyice eli rahatlar.

    önümüzdeki seneye tabanca gibi bir takım yaratacağını düşünüyorum. fatih terim'in dediği o kaybetse de gurur duyulacak takımı izletecek bize tekrar kendisi.
  • 1009
    70. dakikada pes eden takimi 2 haftadir 90+'larda galibiyeti isteyip alan konuma getirmistir.

    türk futbol tarihinin en sanssiz isleri basina gelmektedir, karabük'ün ahini yeterince aldi, artik sansi dönmüstür insallah.

    trabzon, basaksehir ve fenerbahce maclarinda galibiyet cikarirsa sampiyonluk bile gelebilir.

    ekstrem bi sakatlik ve ceza muhabbeti olmazsa ben bu 3 mactan da umutluyum.
  • 1010
    futboculara yükleme mi yapıyor, yükleniyor mu, abanıyor mu bilemem ama daha da fazlasını yapmasını ümit ediyorum! hatta kabul ederse bizim bölüğü toplayıp getireyim tesislere birer kişiyi her bir futbolcuya bindirip saatlerce koşturabiliriz de. yeter artık mıy mıy futbola. kim gelse birbirinin aynı 4 2 3 1ler, yalandan bir dünya pasla kendini ve taraftarı uyutmaya çalışan oyun. senelerce takım sadece usul usul 5'e 2'lerle çalıştırılırsa ortaya böyle uyuşuk uyuşuk, amaçsızca paslaşan tembel bir takım çıkar. başarısız olma ihtimali, başarılı olma ihtimalinden az değildir belki. ama bir fark yaratmak istediģi belli.

    devam et igor tudor. bursaspor kalitesinden hallice bir takımız umarım önümüzdeki sene kalitemizi yükseltecek, tempolu oyuncular alabiliriz de yarattığın takımı değerlendiririz. zaten bu kadro yapısıyla yavaş da oynasak 4 2 3 1 de oynasak 4 4 2 de oynasak başarılı olamayız
  • 1011
    juventus'un oynamakta olduğu futbolun bi benzerini oynatmaya çalıştığı gayet net bi şekilde görülüyor. juventus bireysellikten çok, takım oyununu ve mücadeleyi ön plana çıkaran kaliteli ve yetenekli futbolculardan kurulu bi takım. dikkat ederseniz juventus takımında bencil diyebileceğiniz bi oyuncu göremezsiniz. takım halinde hücum edip, takım halinde savunma yapıyorlar. geride kaptıkları topları hızlı ve teknik kanatlarıyla + dybala'nın servisleriyle gayet güzel bir şekilde sonlandırıyorlar. ayrıca altın çağlarını yaşan higuain'i de unutmamak lazım tabi. tudor göreve başladığından beri takımdaki en gözle görülür değişiklik mücadelemiz ve takım olarak oynamaya çalışmamız. ayrıca takım olgusunu küçümseyen ve önemsemeyen futbolculara karşı tutumu da bunun en büyük göstergelerinden bitanesi. tabi juventus bu takımı bu hale 3-4 sezonda getirdi. keza bizim için de ha deyince olacak bi iş olmadığının farkında olmamız ve sabır göstermemiz gerekiyor.
    sezon sonu yönetimden isteyeceği transferler için düşüncelerim :
    * bitiriciliği iyi bir forvet
    * adam yiyen ve çok koşan bir ortasaha oyuncusu
    * oyunu çift yönlü oynayabilen bir ortasaha oyuncusu
    * hava toplarında etkili ve skora etki edebilen bir defans oyuncusu
    * 3-5-2 sistemine uygun sağ ve sol bek oyuncusu
    yani yapılacak 4-5 doğru transferle, tudor istediği sistemi ve oyun anlayışını takıma oturtmaya başlayabilir.
  • 1014
    hamza hamzaoğlu ilk geldiğinde umut'u en ileri uçta oynatıp burak'ı onun hemen arkasına alarak topla daha fazla buluşturmak ve ofsayt hattından da uzak tutmak istemişti, ki 4-4-1-1 şeklinde özetlenebilecek bu taktiksel hamlesini de zaten canlı yayında birinci ağızdan söylemişti. açıkçası başlarda faydalı da olmuştu... kişisel gözlemlerime göre ilerleyen dönemlerde takıma taktiksel açıdan etkisi giderek düştü ve en sonunda tamamen kişisel beceriye, keyfe ve futbol şansına bakan fakat ekseriyetle rahatsızlık verici malum düzen meydana çıktı. adına uyuz futbol diyelim.

    mustafa denizli döneminin başından sonuna kadar uyuz futbol devam etti. cesare prandelli dönemi de böyleydi.

    jan olde riekerink ilk geldiğinde takımda paslaşma ve hücum adına pozitif bir hareketlenme oldu, dahası ilginç duran top organizasyonları gibi yenilikler de gördük ama kendisinin de makus talihi uyuz futbol oldu. adeta prandelli'nin "daha agresif olmalıyız" dönemine döndük.

    igor tudor'un gelir gelmez denizli ve prandelli'den farklı olarak takıma birden bire değişiklik katması ve "teknik direktör elinin değdiğini" göstermesi güzel bir şey. bunu skordan ve sahaya sürdüğü oyunculardan tamamen bağımsız olarak söylemek isterim ki bariz bir derli toplu oynama ve normalden fazla mücadele etme söz konusu fakat galatasaray gibi stres ve beklentinin çok daha yüksek olduğu bir takımda karakteri belli bir düzeyin üzerinde olmayan hocaların zoru görünce hizipçiliğe ve kolaycılığa kaçması işten bile değildir. bunu hamzaoğlu ve riekerink örneklerinde gördük. taviz üzerine taviz verip kendilerini sistemin kollarına bıraktılar... dick advocaat bile kameralar karşısında esip gürlüyor ve muhalif kimliğini açıkça ortaya koyuyor.

    igor tudor'un şu an bize oynattığı, daha doğrusu oynatmaya çalıştığı oyun anlayışı bize uyar mı ve uzun vadede başarı sağlar mı bilmiyorum, çünkü yıllardır takip etmeme rağmen açıkçası futboldan bu derece taktiksel düzeyde anlamıyorum ama "uyuz futbol" anlayışından sonra göze hoş geliyor.

    benim merak ettiğim nokta bizdeki döneminde fatih terim ya da kısmen roberto mancini gibi sonuç odaklı değil de ilkeli kalıp, yani kalabilip kalamayacağı... sanki kalacak gibi bir izlenim veriyor karakteri itibariyle ama elimizden bekleyip görmekten başka bir şey gelmez. eğer başımızda kalırsa ve 1 sene sonra da takım 3-5-2 ile 5-3-2 arası bir şey oynayarak hayvan gibi koşan, pres yapan ve son dakikaya kadar gol arayan bir kimlikte ise kendisi bana göre bir insan olarak başarılıdır, saygı duyulacak biridir ve ilkelidir, lakin bu durum aynı zamanda futbol başarısını sağlamıyor ise başarısızdır. bunu da yukarıda dediğim gibi şu an kestiremiyorum. hele ki hem ilkelerinden taviz vererek düzene teslim olursa, hem de hamzaoğlu gibi beyefendilerin gönlünü ve keyfini hoş tutamayıp başarısız olursa o zaman en kötü senaryo gerçekleşir.

    göze hoş gelen sözüm ona "küçük takım taktiği" mi, yoksa kontrollü ve uyuz gibi gözükse de sonuç odaklı sözüm ona "büyük takım taktiği" mi, hangisi evladır buna zaman karar versin.
  • 1018
    bugune kadar gorduk ki yumusak hoca turkiye'de yaramiyor, adam yerine konmayip takimi kendi ciftligi haline getiriyor futbolcular. o yuzden tudor adaletli oldugu surece olculu sertligi de takima uygularsa basarili olma ihtimalini oldukca arttirir. yillarca juventus formasiyla serie a'da oynamis, cok buyuk hocalarla calismis oldugu icin taktik bilgisi olarak eksigi oldugunu cok zannetmiyorum. insallah burada cok basarili olur, cunku simdiye kadar verdigi izlenim galatasaray ruhuna cok uygun oldugu.
  • 1019
    conte gibi, klopp gibi genç hırslı azimli avrupalı ve başarıya aç bir hocadır. saha kenarındaki hallerini bu adamlara çok benzetiyorum. ayrıca ben kendisinin hamza hamzaoğlu ve rikeering gibi salıp bir süre sonra futbolcuların adamı olacağını düşünmüyorum net olarak takım belli bir taktik disiplinle oynuyor yürüyedursun. seneye istediği futbolculardan kurulu bir kadro oluşturulursa 2001-2002 şampiyonluğumuzdaki lucescu tadında bir takımı sahada görebiliriz.
  • 1021
    https://twitter.com/...s/841226247267078148

    şu söylemde bulunduğuna inanmak istemediğim teknik direktörümüz. selçuk ismini bir kenara bırakıyorum. herhangi bir futbolcu olabilirdi. sneijder de olabilirdi isim. fark etmez.

    öncelikle bir oyuncuyu diğerlerinden ayırmak başlı başına yanlış. sakatlanmayan tek oyuncu selçuk değil. kaldı ki tek oyuncu o bile olsa (ki mümkün değil) sakat oyuncuların sayısının hızla artması tek bir oyuncuyla açıklanamaz.

    her vücut antremana farklı tepki gösterir. yani takımdaki sorunu aslında sakatlanmayan değil sakatlanan oyuncuların sayısı gösterir. 28 kişilik kadrodan 10 oyuncu sakatlanıyorsa burada bir sorun var demektir. "ama 18 oyuncu sakatlanmadı" denmez. demek ki bir takımın bütününe uygun olmayan bir antreman sistemi mevcuttur.

    ikincisiyse bir teknik direktör oyuncularını ortaya atarak kendisini aklamamalıdır. senin elinde bir takım var. teknik direktörlerin çok azının, onlar da orta sıra takımlarda, tamamen kendilerine uygun bir kadro kurma şansları mevcut. büyük takımlarda teknik direktörler genellikle ciddi maliyet yapılmıi zamanında başarılı olmuş anca başarıyı sürdürememiş takımlara gelirler. barcelona bile kendisine uygun bir teknik direktörü takımının başına getirir. yani büyük takımda teknik direktör seçici değil seçilendir. bu yüzden de "benim antremanlarımda sorun yok, oyuncularda sorun var" deme hakkı yoktur büyük takım teknik direktörünün. antremanlarda çok yoğun ve çok sayıda sakatlıklar yaşanıyorsa burada teknik direktörün "bana ne oyuncular kabahatli" dememesi, dönüp kendi antreman tekniklerini sorgulaması lazımdır.

    işin "isim" kısmına geçmek istemiyorum. zira bu söylemin tudor'a ait olduğunu düşünmüyorum. ancak eğer gerçekten bu söylem tudor'a aitse durum sandığımdan daha içler acısı demektir.
  • 1022
    hamza hamzaoglu'nun evlat dedigi kadar kendisi conte diyor. adamin hedefi premier lig ya da serie a falan. sampiyonlar liginde mucadele etmek istiyor. dunya capinda taninan bir hoca olmak istiyor. bu hedeflerin pesinde kosan adam illa ki basarili olur. paok ve karabuk'te calisirken galatasaray icin staj yapmis oldu. simdi ise avrupa'nin buyuk ligleri icin stajina bizde devam ediyor. bu kotu birsey degil hatta gelinebilecek son nokta budur bile diyebilirim. buyuk paralarla buyuk egolari getirmektense, ulke ekonomisine uygun ama hedefleri yuksek, potansiyelli hocalarla calismak evladir.
  • 1025
    yaratacağı en önemli avantajlardan bir tanesi de, backround'u sayesinde üst seviye takımlarla arasındaki ilişki. akla hemen gelen örnekler tabi ki juventus ve eski takım arkadaşı antoino conte sayesinde chelsea. mesela bu takımlardan oyuncu kiralama durumlarında önemli bir artı olacaktır tudor. tam da bunu düşünürken şöyle bir haber çıkmış bile:

    http://turkish-football.com/...e-21-goal-wonderkid/
App Store'dan indirin Google Play'den alın