• 1880
    (bkz: joker)

    müthiş bir psikolojik dram, kusursuz bir karakter gelişimi. görüntü yönetmenliği arşa çıkmış. filmin en başından sonuna kadar yaşanan kasveti, gerilimi iliklerinize kadar hissediyorsunuz. full aksiyon bekleyenler hayal kırıklığına uğrayabilir, çünkü filmde anlatılmak istenen mevzu bambaşka.

    elbette üstad joaquin phoenix için bir şeyler söylemek şart. aslında bu adam için paragraflar yazsam az kalır. tüm filmlerini keyifle izleyen biri olarak, ilk defa bir filmin bitmesini istemedim. bu manyak oyunculuğun tadı damağımda kaldı. gerçi bu iş için oyunculuk demek hakaret olur, adam bildiğin rolü/karakteri/filmi yaşamış. iki saat boyunca, okullarda ders olarak okutulması gereken bir performans izlediğimi söylesem zerre kadar abartmış olmam.

    puan: 9.5/10
  • 1881
    brad pitt hep mi karizmatik kalacak kardeşim? kaç yaşına gelmiş hala şahane. bir beckham, bir de bu.

    ad astra yani to the stars (yıldızlara doğru) filmini tüm bilim kurgu sevenlere tavsiye ederim. bilim kurgu senaryosu başka bir boyuta taşınmış.

    ayrıca bir 2018 yapımı olan alpha gateway'i de çoklu paralel evren teorisi sevenlere tavsiye ederim. bu filmi yeni fark edip izledim.

    paralel evren demişken, mesela galatasaray taraftarı paralel evrenler arası seyahat etmeyi başarsa şampiyonlar ligi kupası görmek isterdi. malum takım taraftarlarının böyle bir şansı olsa sahamızda kupa kaldırdıklarını görmek isterlerdi kanımca.
  • 1882
    buraya bir çırpıda aklıma gelen güzel filmleri yazmak isterim sanırım bu liste her türü barındıracaktır;

    incendies(çok sağlam bir dram filmi)

    senna(belgesel film tadında)

    the king's speech (konuşma zorlukları çeken bir kralın hikayesi)

    the intouchables (hayata dair sıcacık - favorilerimden)

    we need to talk about kevin (gerilip sinirlenmek istiyorsanız birebir)

    the skin i live in (kurgu senaryo çok başarılı)

    headhunters (aksiyon, gerilim, gizem isteyenler için başarılı bir norveç filmi - king slayer lannister'da burda)

    perfect sense (izlediğim sağlam kurgulu romantik tatlardan)

    the hunt (mahalle baskısı ve önyargılar üzerine çok başarılı bir dram)

    the broken circle breakdown (çok çok sağlam bir dram)

    the body (el cuerpo) (avrupa sinemasının en iyi gizem filmlerinden)

    prisoners(sağlam bir gizem ve gerilim filmi daha)

    the best offer (başarılı bir dram gizem dersem yeterli olacaktır)

    ex machina (bilimkurgu tadında bir gizem dram diyebilirim)

    marvellous(içinde futbol barındıran sımsıcak bir ingiliz filmi - tavsiye ederim)

    i origins (son yıllarda izlediğim en iyi filmlerden biri kesinlikle)

    the theory of everything (sırf eddie redmayne'nin oyunculugu için bile izlenir, stephan hawking'in hayatına dair)

    predestination(çok iyi bir aksiyon,gizem ve dram filmi çok sürükleyici ve ? ile dolu)

    eliza graves (stonehearst aslyum) (belki bu listedeki en kötü film olabilir ama güzel bir gizem gerilim filmi)

    the loft (belçika filmi) (çapkınlık yapan 5-6 beyefendinin durumu eline yüzüne bulaştırması üzerine güzel bir gerilim ve gizem)

    mad max(çok başarılı bir aksiyon tom hardy abimiz her zamanki gibi)

    room(biraz sıcacık biraz soğuk başarılı bir dram)

    scario(del toro abimiz önderliğinde son zamanlarda izlediğim en iyi aksiyonlardan birisi)

    an inspector calls (çok çok başarılı bir cinayet gizem filmi - tavsiye ederim)

    the walk (joseph gordon-levitt reyisin oynadığı çok başarılı bir biyografi)

    arrival( benim için kurgu olarak son zamanların en başarılı bilimkurgusu)

    hunt for the wilderpeople (sıcacık bir film daha size)

    captain fantastic (bir sıcak film daha)

    lion(gerçek hayattan esinlenmiş harika bir dram biyografi)

    the invisible guest (gizemli ispanyol filmlerinden biri daha çok iyi)

    silence(çok çok iyi bir tarihsel dram, hristiyanlığın uzakdoğu'da yayılma/yayılamama süreci ile ilgili)

    nocturnal animals (çok sevdiğim bir gerilimdir, müzikleri atmosferi vs favorilerimden)

    brimstone(çok çok çok çok iyi bir dram ve gerilim biraz da aksiyon)

    the autopsy of jane doe (son zamanlarda izlediğim en iyi korku gerilimlerden biri sapıtmadan bokunu cıkarmadan)

    the hateful eight (uzun ağır ama çok çok iyi)

    three billboards outside ebbing, missouri (sağlam bir dram)

    wind river (elizabeth olsen var benim için bi izleme nedeni ama onun dışında başarılı bir gizem,dram cinayet filmi)

    wonder(sıcacıklardan en sıcacığı - tavsiye ederim)

    shot caller (jaime lannister'dan çok iyi bir dram gerilim daha)

    darkest hour (sırf gary oldman'ın rolü için bile izlenecek bir churchill biyografisi)

    a quiet place (güzel bir gerilim)

    green book (bu senenin oscar alan filmi ama oscarı bence alttaki almalıydı)

    bohemian rapsody

    bu filmler arasında izleyip sıkılacağınız ya da sürükleyici olmayan bir film olduğunu sanmam. içinde çok ağır dramlar, aşk filmleri var ama hiç biri sıkıcı değiller. hepsine de kefilim.

    iyi seyirler.
  • 1884
    (bkz: joker)

    film phoenix'in sırtında yükseliyor. phoenix'in joker'ının ledger'ın joker'ından iki büyük farkı var. ledger'ın joker'ı çok iyi bir filmin çok iyi bir çarkıydı. phoenix makinenin kendisi. filmde ekran süresi inanılmaz yüksek, tek kişilik bir şov. ikincisi, ledger'ı salt joker olarak izliyoruz. phoenix ise arthur'u ve joker'ı izletiyor.

    daha geniş düşüncelerim ve olursa devam filmi için isteklerim: https://www.korsanedebiyat.com/...-jokerini-kovalamak/
  • 1885
    (bkz: arrival)

    gece izledim, hala etkisindeyim. izlenmesi gereken filmler listesinde en tepelerde olmalı.

    interstellar mı, arrival mı hangisi daha etkileyici derseniz emin değilim derim. arrival daha gerçekçi gibi. 3 boyutun dışında, zaman boyutunu kontrol edebilmek ve boyut değiştirebilmek bence mümkün. zihin açıcı filmdir. bilimsel olduğu kadar duygulara da yer veriliyor.

    dil bilimi ve iletişimin ne kadar önemli olduğunu da tekrardan vurguluyor. ayrıca bilim insanlarının, siyasilerden daha önemli olduğunu da vurguluyor.
  • 1888
    ali atay'ın yönetmen koltuğunda oturduğu ilk filmi limonatanın bir kesitinden bahsetmek istiyorum.

    serkan keskin'in nam-ı diğer ismail abinin oynadığı selim karakteri göbekli, kel 35 yaşında amatör bir takımda futbol oynamaktadır. maçtan bir gece önce içer, son 5 dakika oyuna girip tekniğiyle ve oyun bilgisiyle maçı kurtarmaya çalışır. güzel bir asistle de maçı kazandırır. belli ki takımın abisidir, gençler için oynar, takım içinde başkan kadar sözü geçen adamdır. antrenmanlarda gençleri çalıştırır, kendi zaten çalışmaz.

    90'ları düşününce, hepimizin etrafında olan bir karakterdir aslında. hala da vardır muhtemelen. yalnız benim aklıma şunu getirdi. 80'ler ve 90'larda çocuk olanlar için daha geçerli belki söyleyeceklerim. futbol maçlarında hep özenilen, fantezi dünyamızda hep yerini alan bir durumdur aslında bu. oyunu kontrol eden, makine gibi değil de daha "hımbıl" oyun karakterine sahip, daha çok asist yapmayı seven, ara topu sevici olmak...

    bilgisayar oyunlarında kendimizi yaratırken bütün güçleri 99 yapmak yerine, yavaş ama iyi pasör karakterleri -arada bir de olsa- sırf fantezi adına yapardık. her şeyi mükemmel yapmak gerçekçiliği sekteye uğratmak demekti bizim için. tek başına duvardan sektirdiğimiz toplarda bile asisti yapan olurduk.

    gerçekte kahramanlarımız mükemmel değildi çünkü. maradona herkesi kendine hayran bıraktırırdı ancak çalkantılı bir yaşam tarzına sahipti ve uzun yıllara yayamadı iyi oyununu. dönemin filmleri hep insan olmanın kusurlu olduğundan söz ederdi. süper kahramanların bile zayıf noktaları vardı.

    şimdilerde kusursuzun peşinde koşan bir nesil meydana geldi. bu elbette teknolojinin kusursuza yakın yapısı, insanın sınırlarını zorlayan performansları derken yeni neslin daha mükemmelin peşinde olmasından kaynaklı. futbolda bütün çocuklar messi, ronaldo olmak istiyor. kusursuz bir hücum performansının yanında, hız ve güç gibi özelliklere de sahip olmak istiyor.

    herkes bolt gibi olmak, yüz metreyi 9.40larda koşmak istiyor. insanı maksimum performansına ulaştıracak mayo gibi teknolojik tasarımlarla herkes phelps gibi dereceler yapmak istiyor. bütün bunları hayal ettirebilecek gerçek kahramanlara sahipler çünkü.

    bu nedenle kimse kel, göbekli ama teknik abi olmak istemiyor. sistem seni hep en iyisi olmaya zorluyor. daha "profesyonel" olmaya forse ediyor. artık herkesin fantezi dünyasını tüm güçleri 99 olan karakterler süslüyor.

    evet hala selim karakteri gibi mahalle abileri var. bu durum türkiye gibi profesyonel olmayan daha doğaçlama yaşayan ülkelerde bir süre daha devam edecektir. ancak bu gidişat futbolu bıraktığında göbeğini salan ronaldinhoları görmemize engel teşkil edecek gibi duruyor.
  • 1889
    hodejegerne
    sözlükte yazan var mı diye hiç bakmadım. entry girmek için son sayfaya gelince nestor fernando muslera micol'un (bkz: #2785503) yazdığını gördüm. ilgili entry de ingilizceye çevrilmiş adı olan headhunters yazıyor.
    kısacası filmden bahsedecek olursam 2011 yılı norveç yapımı aksiyon, gerilim, gizem türü bir film. ritmin bir an bile düşmediği, zamanın nasıl geçtiğini anlayamayacağınız bir film. filmin kendi süresi de 96 dk, sıkmadan sağlam bir sona bağlamışlar. başrolde luka modric'e benzeyen aksel hennie ve game of thrones'tan* jaime lannister karakterini canlandıran nikolaj coster-walda yer alıyor. son olarak imdb puanı ise 7.5/10.
  • 1890
    d. w. griffith - birth of a nation

    sinema ile ilgilenenler bilecektir ki, sinemanın doğuşudur bu film. sinema, lumiere kardeşlerin sinematografın icadı ile başlamış olsa dahi; sinemanın bir dile kavuştuğu, sinemanın sanata dönüştüğü filmdir bu film. elbette günümüz ana akım sinemasına alışkın olan gözler için izlemesi zor olacaktır fakat sinemanın gücünü görmek için kesinlikle izlenmesi gereken bir filmdir.

    film, en genel tabirle amerika'da yaşanan iç savaşı anlatıyor. abraham lincoln'ün köleliği kaldırma vaadinin de olduğu seçim çalışması sonuç verip başkan olduğunda, afrika'dan gelen siyahi işçileri köle olarak kullanan güney amerikalılar ayaklandılar. büyük bir yıkım sonucu kuzey -yani abraham lincoln- savaşı kazanarak vermiş olduğu vaadi yerine getirerek köleliğin kaldırıldığını yasa olarak kabul ettirdi fakat bu zaferden 5 gün sonra suikast sonucu yaşamını yitirdi.

    tüm bunların ışığında griffith, gerçekten ırkçı bir sinema yaparak güneylilerin safından bakarak çekmiştir bu filmi. o kadar ki; filmde siyahileri canlandıran oyuncuların büyük bir kısmı siyaha boyanmış beyazlardan oluşmaktadır. iç savaş döneminde sözde kaybolan düzeni sağlamak üzere kurulu ırkçı güneylilerden oluşan ku klux klan örgütü, filmin çekildiği yıllarda çok az üyeye sahipken, filmle birlikte iç savaş döneminden de çok üye sayısına ulaşmıştır. girffith'i griffith yapan da budur aslında. ırkçı olması apayrı bir yerdedir fakat sinemasal dili yaratarak kitleleri harekete geçirme gücünü keşfetmiştir.

    bonus: no to racism*
    https://twitter.com/.../1195418078559047680
  • 1891
    (bkz: naim)

    (bkz: #2811504)

    türk sinemasının 90'ların sonu, 2000'li yılların başı gibi cem yılmaz, yılmaz erdoğan gibi isimlerle atağa kalktığı söylenir. katılan, katılmayan vardır. bana göre ise ayla, müslüm, naim gibi filmlerle, bu son dönemde türk sineması kendi zirvesine doğru ilerlemekte. tarihimizdeki önemli insanların, önemli gerçek öykülerinin sinemaya taşınması bence çok önemli. çok, çok daha iyi olabiliriz. kendi kahramanlarımızı tanımalı, tanıtmalıyız.
  • 1893
    klaus

    yolun yarısına merdiven dayamış biri olsam da animasyon izlemeyi çok severim. hele bazıları vardır ki bende ve insanlarda izler bırakmıştır. mesela up, inside out, coco, nemo, lion king, ice age, kung-fu panda, toy story ve how to train your dragon. bu saydıklarım arasında sanırım animasyon dalında oscar ödülü alan çok film var. yarın öbür gün allah izin verir de baba olursam hepsini evladımla tekrar izlemek isterim. yukarda bahsettiğim animasyon ise hiç düşünmeden bu filmerin yanına adını yazabileceğim bir yapıt olmuş. bence 2019'un animasyon dalında en güçlüsü ve oscar adayı. izlediğim en iyi noel filmi. yılbaşının noelin en güzel anlatıldığı filmlerden biri (biz kutlamıyoruz hacı deseniz de tavsiye ederim). hani bazı filmler vardır hakkaten cok sıcak, samimi bir o kadar sürükleyicidir ve bitsin istemezsiniz. işte bu tam olarak onlardan. 34 yaşında koca bir herif olarak resmen bitmesini istemedim ve bittiğinde de çocuk gibi üzüldüm. çocugunuzla, eşinizle hatta arkadaşlarınızla bile keyifle izlenecek bir animasyon.
  • 1895
    evet, yine bir 90lar ve yine bir loewenherz entrysi.

    filmimizin adi straight outta the compton.

    80li yillarin sonu, doksanlarin ba$i amerikada zencilere yönelik polis saldirilarinin tavan yaptigi dönemlerde gangsta rapin bamba$ka bir boyuta yönelmesini saglayan n.w.a (niggaz wit attitudes - duru$lu zenciler) grubunun hayat hikayesini anlatan film.

    film 2015 yilinda vizyona girmi$ti. ancak ben ha izledim, ha izliycem derken aradan 4 yil geçti. dün ak$am kendi çapimda bir nostalji ya$ayip 90lara geri döndüm ve baaang! bu film ile aradigim ruhu tekrar yakaladim.

    90larin ba$i, 14-15 ya$larindayim. ergenlige fla$ bir giri$ yapmi$im. yil 2019 aradan çeyrek asir geçmi$ fakat filmi izlerken gözümde o kadar ani canlandi ki, tekrardan 90lara gittim, sabahtan beri gangsta rap dinliyorum.

    bir tek raiders ceketim eksik.. *
  • 1896
    netflix'te geçtiğimiz hafta yayınlanan ve büyük ilgi ile karşılanan "the irishman" filminden bahsetmek istiyorum. martin scorsese'nin yönettiği robert de niro, al pacino, joe pesci'nin başrollerde oynadığı (hatta kısa da olsa harvey keitel abimizin de rolü var) ve gerçek olaylara dayanan bir suç filmi. film 3,5 saat sürüyor ve filmde fazla aksiyon bulunmadığı için izlemesi biraz zahmet istiyor. ben hafta sonu 3 parçada ancak bitirebildim. ha abartıldığı kadar iyi bir film mi, tam olarak öyle diyemem ama bu efsane kadroyu belki de son defa bir arada izlemek için bile değer. oyunculuklara söylenecek bir şey yok, babalar yine döktürmüş, hele al pacino olağanüstü. adam rolü bizzat yaşıyor sanki.
    filmi seyretmeden önce jimmy hoffa, frank sheeran, domuzlar körfezi çıkarması, kennedy suikasti gibi konularda biraz araştırma yaparsanız aldığınız keyif artacaktır.
  • 1899
    kırmızı çizgim, yönetmenlerin efendisi, üstad christopher nolan'ın 17 temmuz 2020'de vizyona çıkacak olan filmi tenet'in ilk türkçe altyazılı fragmanı yayınlandı.

    yine bir başyapıt geliyor. fragman adeta beyin yakıyor. memento ve inception karışımı bir film olacak gibi görünüyor.

    çok heyecanlandığım için burada paylaşmak istedim. zaman geçmek bilmez şimdi. christopher nolan, filmi 7 farklı ülkede çektiklerini ve bu zamana kadar yaptığı en iddialı iş olduğunu söyledi. beklentiler tavan!

    buyursunlar, bu da fragmanı izlemek isteyen renkdaşlarım için gelsin: https://www.youtube.com/watch?v=OBawdbFF7M8
  • 1900
    (bkz: anlat istanbul)

    gördüğüm en iyi oyuncu kadrosuna sahip ümit ünal filmi. film kadro kadar güzel olmasa da gayet başarılı. 5 farklı yönetmen, 5 farklı hikaye ve bu hikayelerin birbiri ile bağlantısı. 2004 yılında vizyona giren filmdeki hikayeler, bilindik hikayelerin o güne ve istanbul'a uyarlaması.

    ümit ünal başarılı bulduğum bir senarist ve yönetmen. kendisini takip ediyorum. bu filmi eski bir film ve çok bilinmiyor. çoğu kişiye izletmişimdir. burada da paylaşılmadığını görünce paylaşmak istedim. umarım beğenirsiniz.
App Store'dan indirin Google Play'den alın