yirmili yaşların başındaydım. sağanak yağmurlu bir gündü. elimde şemsiye ile bir sağa bir sola koşuşturuyordum. yola vardığımda ise arabaların yanımdan geçerken fütursuzca üzerime su sıçratmalarına sinirlendiğimi hatırlıyorum. uzaktan bir taksinin bana doğru geldiğini gördüm. beş on saniye çantamı ve cüzdanımı kontrol ettim ve refleks olarak taksinin durması için elimi kaldırdım. ancak taksinin önüne cenaze arabası geçmişti ve yaptığım harekete gülümseyen şoför yavaşça yanıma yanaştı ve aramızda şu diyalog geçti.
- ayakta yolcu almıyoruz be kardeşim.
*+ yok, yok alsanız da ben binmem. benim istediğim yere gitmiyorsunuz siz.
*- binenler isteyerek mi biniyor sence? bir gün istemesen de binersin be kardeşim.
*bu diyalogtan sonra şemsiyemi kapadım, iliklerime kadar ıslanarak, gözlerim dolu bir halde eve kadar yürüdüm.
o günden sonra ne zaman yorsa beni hayat, otuz saniye içinde bildiği tüm duyguları yaşayan ve ıslanarak eve giden o genç halimi önüme katar ve onu izleyerek yürürüm.
fikir belirten ya da ya da kendince eleştiri yapan bir yazara cevap verirken daha sakin bir üslup takınılması ve gruplaşmaması gereken sözlük. içinizden ona kadar sayın ve öyle cevap verin demiyorum size. sakın ola saymayın hayat kısa, zaman değerli.
bizim hepimizin menfaati, sevgisi, kavgası aynı...