• 3654
    bu onumuzdeki ay yine cok seye gebe. prandelli senden hic isik alamadim ama ne yap et su bir ayda en azindan dort macta sekiz yada on puan topla. valla camia olarak cokmemek senin elinde:( aysal terim yalman falan artik hikaye. gun itibariyle aysalin adayliktan cekilmesiyle bir ay sonra basi degisecek bir galatasaray var. bu demek herkesin diken ustunde olmasi demek. hergun alp yalmanin prandelliyi istemeyecegi konuşulacak gazetelerde. galatasaray psikolojik olarak yipratilmaya calisilacak. prandelli de henuz tanimaya calisirken buralari, bir anda kaosu icinde hissedecek. bu durumda takimi ayakta tutmak zordur. hele ki hala takim sallantidayken bu daha da zor olacaktir. gunlerdir prandelliye ofke kusuyorum burada oynattigi oyun nedenli. ama su bi ay o kadar zor gececek ki ne olursa olsun birlik olmamiz gerekicek. clden ve ligden kopabilir ve hatta avrupa ligi bile hayal kalabilir su surecin sonunda bizim icin. bu yuzden bugunden itibaren tribunler yonetimdeki hicbirseyden etkilenmemeli. oyle bir kenetlenme olmali ki ölüyü diriltmeli su takim.

    en buyuk yuk ustunde prandelli. ne yap et su dort macta(cl ile alti) kayip verme. bizleri utandir. yonetim futbolcu taraftar icin en zorlu bir ay bugun basladi.

    gazamiz mubarek olsun.
  • 3656
    bizim akran ünlü biri var -belki birgün ismini de yazarım buraya- floryada kulağıma eğilip
    - sana bir sır vereceğim
    - hayırdır
    - galatasaraylı olduğum gün anam s....... benim
    dedi.

    böylede bir kulüptür. içiyle dışıyla tribünü ve taraftarı ile deli eder insanı. gönül verdiğin kulübün yönetimine gelen koca koca başarılı iş adamlarının eline geçen tarihi fırsatları nasıl heba ettiğini, kulübü nasıl sürekli borç batağına sapladıklarını görüp delirirsin. elinden bir şey gelmez. adını huysuza çıkarırlar falan filan.
  • 3659
    bizi sevenleri uzmeyenlerdeniz biz. es dost para guc sohret...hic bir seyi galatasaray'in onune koymayanlardaniz.

    menfaatsiz sevenlerden, 2000 baharinda kal bizimle diye inleyen tribunlere sirtini donmeyenlerdeniz.

    birakip gidemeyiz, gitmeyi hic dusunemeyiz. en kotu gunde bile armadan vazgecemeyiz.

    hep bural'arda' olmayi secenlerdeniz biz, ve cocukluk hayalini terketmeyenlerden...

    ve biz...

    futbolcusuna vucudundaki son damla kani da akit gel diyenlerdeniz . kendini begenmislere, "nasil yukleniyoruz nasil bir tempo " nidalariyla dort bir yani inlete inlete siktir git diyenleriz.

    ali sami yen'iz, metin'iz hagi'yiz.

    herkes gider biz kaliriz diye bagiriyoruz ya hani...

    onca gidene ragmen biz hala buradayiz iste. sirtimizda parcali, elimiz kalbimizde. haydi bastir be gaassaray.
  • 3661
    http://www.youtube.com/watch?v=Jcy37C5SN0M

    game of thrones'un 1. sezon 5. bölümünden bir sahne.
    izlememiş olan varsa merak etmesin, spoiler içerdiği söylenebilir bir sahne değil.
    şöyle bir özet geçeyim hiç izlememiş olanlar için.
    görüntülerde gördüğünüz sakallı tombul arkadaş robert baratheon. kendisi bir önceki kralı devirmiş mevcut kral.
    abla da eşi cersei.
    robert'in indirdiği kralın oğlu viserys'in, deniz ötesinde yaşayan göçebe dothrakileri örgütlediği ve denizi geçerek saldıracağı konuşuluyor o sıralar krallıkta.
    bu tehlike üzerine aralarında şu konuşma geçiyor:

    robert baratheon: let's say viserys targaryen lands with 40,000 dothraki screamers at his back. we hole up in our castles. a wise move. only a fool would meet the dothraki in an open field. they leave us in our castles. they go from town to town, looting and burning, killing every man who can't hide behind a stone wall, stealing all our crops and livestock, enslaving all our women and children. how long do the people of the seven kingdoms stand behind their absentee king, their cowardly king hiding behind high walls? when do the people decide that viserys targaryen is the rightful monarch after all?
    cersei: we still outnumber them
    robert baratheon: which is the bigger number? five or one?
    cersei: five.
    robert baratheon: five... one...
    one army, a real army, united behind one leader with one purpose.

    robert baratheon: diyelim ki viserys targaryen (tahtın sahibi olduğunu iddia eden deniz ötesinde örgütlenmeye çalışan bir önceki kralın varisi) 40.000 dothrakiyle beraber karaya indi. kalelerimize çekildik. akıllıca bir hamle. sadece bir aptal dothrakilerle meydan savaşına girer. bizi kalelerimizde bıraktılar. şehirden şehire giriyorlar, yağmalayıp yakıyorlar, taş duvarların ardına saklanamayan her adamı öldürüp, ekinlerimizi ve hayvanlarımızı çalıyorlar, bütün kadın ve çocuklarımızı esir alıyorlar. sence yedi krallık'ın insanları ortalıkta gözükmeyen kralları için ne kadar direnirler? yüksek duvarların ardına saklanmış korkak kralları için? viserys targaryen'in esas hükümdar olduğuna ne zaman karar verirler?
    cersei: hâlâ onlardan kalabalığız.
    robert baratheon: hangisi büyüktür? beş mi bir mi?
    cersei: beş.
    robert baratheon: beş... bir. bir ordu, bir liderin arkasında bütünleşmiş bir amaca sahip gerçek bir ordu.

    şimdi diyeceksiniz ki cladi, bunun galatasaray'ımızla ne ilgisi var?
    çok ilgisi var...
    ilk izlediğimde de aklıma önce galatasaray sonra türkiye gelmişti.
    bizde o kadar çok kral ve o kadar çok ordu var ki!
    hepsi bambaşka amaçların peşinde, bambaşka örgütlenmeler içinde, bambaşka yerlerden binmiş galatasaray'ın sırtına, bazısı onbeş bazısı seksenbeşinde, sömürüp duruyorlar galatasaray'ı.
    hiç kimsenin umrunda değil aslında galatasaray.
    galatasaray, hepsi için bir araç olmuş.
    hepsi kendi egolarının tatminini amaçlamış.

    kimisinin ağzı "aslolan galatasaray" derken, eli galatasaray düşmanlarıyla sıkışmış, galatasaray düşmanlarının hazırladıkları tatlı emeklilik sözleşmelerine imza atmış.
    kimisinin ağzı "hiçbir yere gitmiyorum" derken, eli daha iki ay geçmeden başka sözleşmelere imza atmış yine.
    kimisi hep "galatasaray'a canımı feda" derken ihtiyaç olduğunda hiçbirisi çıkıp ne galatasaray'ın ne de galatasaray'ın aslanlarının haklarını savunmak için iki kelâm etmemişler.
    kimisi sırf kendileri ve sahipleri prim yapsınlar diye galatasaray'a ve aslanlarına iftiralar atmışlar, "ligde böyle koşmuyor" demişler.
    kimisini hep adamlığıyla tanırken biz, gitmiş çorap peşine düşmüş, gitmiş mazluma karşı zalimin yanında durmuş, gitmiş yaptığı iyiliklerin reklamını yapıp ne menem olduğunu kanıtlamış.
    kimisi tam o bir lider olabilecekken, arkasında hepimizi bütünleştirebilecekken "malesef para ve teminat verdim" demiş, tam elinde bütünleşmek için çok büyük bir fırsat varken bırakıp gitmiş galatasaray'ı.

    ama kimisi de var ki, geçtim teknik direktörlük kariyerini; o tanımlamaya sözcük haznelerimizin yetmeyeceği, belki birkaç dil bir arada kullansak ancak yaklaşabileceğimiz bir oyunculuk kariyerini dahi tehlikeye atarak, galatasaray ne zaman çağırdıysa gelmiş, galatasaray için savaşmaktan asla kaçmamış, galatasaray için kariyer anlamında savaşmış ve ölmüş.
    kimisi var ki sessiz sedasız ayrılmış; ayrılmak zorunda kalmış, gittiği yerde hep sessiz sedasız işini yapmış, sonra çağrılmış gelmiş, elinde başka olanaklar varken onların peşinden gitmemiş, bunların sözünü hiç etmemiş, yine gönderilmiş yine ses etmemiş, hep sadece galatasaray'ı sevmiş, sessiz sedasız.
    kimisi onca ayartmalara, onca kanına girmelere rağmen, "galatasaray. o daha vefalı" demiş, "bizi sevmeyenleri üzmeyelim" demiş.
    kimisi sol açıkta yalnız kaldığı gibi sırf düşünceleri yüzünden yalnız bırakılmış, formadan da uzaklaştırılmış ama bir kez olsun gönül koymamış galatasaray'a. bir kez olsun kimliğinden "galatasaraylı" sıfatını çıkarmamış.

    bizim bir galatasaray'ımız var.
    bir galatasaray olmalı zaten.
    bir amaca sahip. galatasaraylı sıfatını oluşturan değerleri kendinde toplamış, arkasında birleşilecek, gerçek bir lidere sahip olmalı galatasaray.
    galatasaray'ı araç olarak gören 15'inden 85'ine herkesi ayıklamalı, ayıklayabilmek için de ayık olmalıyız.
    tek bir vücut olmalı, beraber nefes almalı, beraber yürümeliyiz düşman üzerine.

    bu birliği organize edecek olan taraftardır.
    sensin.
    benim.
    o.

    aldanmayın artık "geçmişte şunu yaptı", "şunu dedi", "bunu reddetti" falan filana.
    açın gözlerinizi.
    sadece bir galatasaray var.
    diğer her şey galatasaray'ın ışığıyla hayat bulan varlıklar.
    galatasaray olmasaydı hepsi karanlıkta kalacaktı.
    galatasaray hepsinin ve hepimizin güneşidir.
    bu güneşin gücü, sizin, benim, onun karşılıksız sevgisidir.
    bu sevginin, bu gücün bu ışığın değerini bilmeyen, galatasaray'dan gelen ışıkla yansıyan, bu yansımayla yanılsayan, kendini güneş zannedip kendisine o parlaklığı veren esas gücü unutanlara, o gücü, o ışığı ve sevgiyi ortada bırakanlara, sırtını çevirenlere, ihanet edenlere itibar etmeyin.

    bir olun, birlik olun.
    yoksa amacı ve yöntemleri haksız da olsa, bir olabilenler bizi yerle bir edecekler.
    ama biz bir olursak...
    işte o zaman asla yıkılmayacağız kardeşlerim.
    belki yenileceğiz. belki bazen şampiyonluklar kaybedeceğiz. belki kupalara uzanamayacağız bazen.
    ama asla yıkılmayacağız.

    *
  • 3668
    galatasaray;

    geçmişimizdir...
    anılarımızdır...
    gururumuzdur...
    sadakattir...
    ilk heyecandır...
    adrenalindir...
    tribünden karşı yakaya edilen küfürdür...
    kızla kavga sebebidir...
    yıllardır hergün bıkmadan usanmadan takip ettiğindir...

    kızarsın, söversin, küsersin ama hep seversin...
    ve onu sevmenin bir sebebi yoktur artık...ailen gibidir, seversin sadece... ne skor, ne kupa, ne yönetici, ne futbolcu, ne hoca, ne stadyum, ne de forma... hiçbiri değil.

    sarıyla kırmızı, bir de arma sadece...
  • 3670
    başkanı ünal aysal'ın ani bir şekilde görevi bıraktığı, kulübün önde gelen isimleri faruk süren, ali dürüst, haldun üstünel, adnan öztürk'ün tüm ricalara rağmen görevden kaçtığı spor kulübüdür.

    elimde tek bir bilgi yok ama bu isimlerin böyle görevden kaçması bana " bir şey var " dedirtiyor. bu isimlerin bildiği şeyleri genelde biz çok sonra öğreniyoruz ve ortada sanki yine benzeri bir olay var malesef bu olay pek de hayırlı değil gibi. umarım zaman beni paranoyak çıkarır.
  • 3671
    çok fazla şey var canımı sıkan, hani derler ya "nasıl anlatalım şimdi bu golü size" diye, bizdeki de şu sıralar bunun dert versiyonu... tabi ki derdin temelinde de bu takımın top oynamaması var... şu sıralar insanlar çok sinirli, herkes sitemkar, her kafadan başka bir ses çıkıyor. ben de kafamdakileri yazmak istedim. bu sinirle uzun yazıları okuyacak olan çıkar mı bilmiyorum ama ben yazayim belki rahatlarım. here it goes...

    kendimi baya zorluyorum, ancak galatasaray seviyesinde olup da kalıcı bir futbol oynama biçimi, şekli, şeması olmayan bir başka futbol takımı var mı emin olamıyorum. dünyada en büyük takımlardan tutun, küçük, mütevazi takımına kadar artık herkes kalıtsal bir futbol aklına, oynama biçimine sahip olmaya çalışıyor. dönem dönem değişkenlik gösterse de en azından bir zaman zarfı içinde bir takımın nasıl futbol oynadığına dair bir fikriniz vardır. bana göre de kalıcı başarının en temel şartlarından biri budur.

    galatasaray'ın son 15 yılı, bana göre inanılmaz seviyede kaotik, incelemelere tabi tutulması gereken ve hatta tez konusu olabilecek bir dönem. bu süre zarfında hiç küçümsenmeyecek derecede şampiyonluk, başarı hikayeleri ve kısmi avrupa başarıları çıkmış. ancak galatasaray'ın elinde bugün inşa edilmiş, kalıcı olan ne var, ne söyleyebiliriz ben bilmiyorum. tek tek incelendiğinde başarılarımızın tamamına yakınının günlük, yani kısa vadeli başarılar olduğunu reddetmenin pek mümkün olduğunu düşünmüyorum. lucescu'nun yarısı adını duymadığımız kiralık oyunculardan kurulu şampiyon takımı, gerets'in comeback uzmanı, kimsenin parasını bile alamadığı koca yürekli şampiyon takımı, kalli'nin 6 hafta kala bıraktığı, yerlilerle dolu yönetim-futbolcu-taraftar şampiyon takımı... takımın bugünkü iskeletine-periyoduna gelene kadar yaşadığı bu başarıların, bugün galatasaray'ın oynadığı futbola, düzene, sisteme, temele nasıl bir katkısı vardır söyleyebilecek biri var mı? bugünü geçiyorum, şampiyonluğun yaşandığı seneden sadece 1 sezon sonra oynanan futbolla bir alakasını hatırlayan var mı? hadi günümüze gelelim, yakın tarihin en başarılı hocası terim'in şampiyon yaptığı takımın bugünkü takımla bir ilgisini kurabilen var mı? terim'in üst üste iki sezon yönetip şampiyon yaptığı takımı bile bambaşka top oynattığını da unutmayalım.

    bakın bırakın başarısızlıkları, yakın tarihin en başarılı takımlarının bile üstüne koyamamaktan, bir futbol aklı ve disiplini oluşturamamaktan bahsediyorum. peki nasıl başarısız hocalara, futbolculara, yönetimlere kızıyoruz; başarının devam ettirilemediği dönemlerde de mi aynı roldeki insanlara kızmak mantıklı olan? yoksa bunun hem başarılı hem başarısız dönemlerindeki ortak yönünü bulmak mı? benim çıkarımım şu;

    galatasaray 15 senedir 14 kez teknik direktör değiştirmiş, 12 farklı teknik direktörle çalıştırmış. kimisi şampiyon yapıp gönderilmiş, kimisi sezon içinde sıçıp kovulmuş... bunların içinde takımı 3 sezon üst üste çalıştırabilen bir isim bile yok. ve daha trajik olanıysa bu isimleri alıp bir odaya koysanız bir konu hakkında tartışmalarını isteseniz kan çıkar. birbirinden futbol görüşü, anlayışı, hayat görüşü vs. bakımından tamamen farklı insanlar. oturup düşünüyorum, böyle bir süreçte şu yazının en başından beri tekrarladığım futbol anlayışı, düzeni denen şeyin galatasaray'da yerleşik bir hal alması nasıl mümkün olabilir, işin içinden çıkamıyorum. galatasaray günlük başarılara endekslenmiş bir futbol takımıdır.

    bu kronikleşmiş sorun yüzünden, galatasaray takımın başına getirdiği hiçbir hocaya stabil bir ortam sağlayamıyor. üstelik galatasaray gibi yüksek hedefleri olan ve popüler kültürün bir parçası olan şımarık taraftar profiline sahip bir ortamda ise işler normalin birkaç katı daha zor. biz yıllardır her yeni gelen teknik direktörden parçalarının bir kısmı kaybolmuş, çoğu yanlış yerleştirilmiş bir puzzle'ı çözmesini istiyoruz ve önüne birkaç hafta içinde tükenecek bir kum saati koyuyoruz. bir kez, sadece bir kez bile yarısı önceden tamamlanmış, tüm parçaların kutusunda olduğu ve kapakta asıl resmin açıkça gözüktüğü bir senaryoda teknik adam görevlendirdiğimizi hatırlamıyorum. fatih terim gibi bu kulübün ve ülkenin, futbolcuların, taraftarın ne istediğini iyi bilen bir isim dışında; çoğunlukla da yabancı teknik direktörlerin başarısız olması bana göre hiç sürpriz değil bu yüzden.

    lucescu defansif futbol oynatıyor diye sevilmez gönderilir.
    gerets "takıma taç atmayı bile öğretemiyor" diye başkan tarafından gönderilir.
    rijkaard mustafa sarp ve barış özbek'le total futbol oynatamadı diye yerden yere vurulur, 4-3-3'ün bu ülkede oynatılamayacağı nutuk edilerek şutlanır.
    mancini şanslı bir kariyere sahip tazminat avcısıdır, korkaktır, hiçbir zaman sevilmez, gider.
    prandelli italya'nın dışına çıkmamış bir futbol cahilidir. ekim ayındayız hala takıma top oynatamamıştır. umarız yakında gidecektir.

    bu ülkeyi ve bizim kulübü bu kadar özel yapan ne var bilmiyorum ama bu takımı güzel yönetememişlerdir. biz hep çözüm olarak bunların kıçına teneke bağlayıp yerlerine yenisini bulmayı seçtik. her seferinde daha da sabırsızca hem de. dikkat edin, yazdığım isimler sırayla daha da kısa süre görev almışlardır. bugüne geldiğimizde, yine bir başka hocayı kovup yerine başkasını getirmeyi hedefliyoruz. çözüm buymuş. hay allah, yıllardır bunu nasıl düşünemedik! hemen yenisini getirin de onu da en geç sene sonu kovarız, rahatlarız...

    galatasaray taraftarı çok garip. eminim hepsi kendi yöntemleriyle galatasaray'ı seviyor. buna bir şey diyemem. ama taraftarlıkla-futbol yorumculuğu arasında gidip gelen çok sayıda insan görüyorum. "ben demiştim" demek için pusuya yatan, galatasaray'ın hangi taktikle ve oyuncularla daha iyi oynayabileceğini söyleyenler. insanların bu konuda fikirlerinin olması da, bunları paylaşmaları da son derece doğal. ancak iş öyle bir boyuta geliyor ki, bazı arkadaşlar profesyonelce bu işten para kazanıyormuş gibi hırsa bürünüyor. bakın, bu işten para kazanan bir teknik direktör var başımızda, onun yaptıklarını sorgulayarak, yorumlayarak, eleştirerek para kazanan gazeteciler var ayrıca. bizim burada bu rollere bürünmemiz ise ego mastürbasyonundan başka bir şey olmuyor. eğer bir gün burada yazdıkları üzerine bir telefon alıp iş bulanlar olursa lütfen söylesinler olaya bakışım değişir o zaman.

    dediğim gibi, galatasaray taraftarı çok garip. burada akıl almaz şeyler okuyorum. mesela biri çıkıp "ben galatasaray'ı prandelli'den iyi tanıyorum çünkü x senedir her maçını izliyorum" e bu ne şimdi? ne denir bu arkadaşlara? şimdi seni alsak bambaşka bir ülkenin takımının başına geçirsek, sen de kafandaki futbola anlayışına göre bir takım çıkartsan sahaya, taraftarlar da seni bizim burda böyle oynanmaz, biz senden daha iyi biliriz dese ne düşünürsün amk? valla hocalara sabretmek belki zor iş ama size sabretmekten daha zor değil, emin olun...

    belki bu gelip giden hocaların üst üste koyduğunuzda milyon tane yanlışı olmuştur. fakat bizim bu adamların her birine sunduğumuz sağlıksız, düzensiz ortamlarda bu kadar kısa sürelerde en üst seviyede futbol oynatmalarını ve başarıya ulaşmalarını beklememiz hepsinden yanlış bana göre. adı üstünde "yabancı" bir hoca getirdiğinizde takıma ve camiaya olan yabancılığını ilk aşamada gidermesi, ülkedeki düzene ayak uydurması, takıma en uygun taktiği ve anlayışı bulması, bunu zamanla oturtması ve sonuçlar alması zaten doğallıyla bir süreç gerektirirken bunu bir de galatasaray gibi 404 system not found error gibi bir takımda yapmak ekstra bir süreç de gerektiriyor. bizim insana göre birine süre vermek 2 hafta, hadi bilemedin 1 ay. sonuçlar gelmediyse hemen kıça teneke bağlama timi ortalığa çıkıyor ve ağızdan tükürükler saçarak vuruyor da vuruyor. nereye kadar gideceğiz bakalım. galatasaray'ın kronikleşmiş sorunlarını yok sayıp, bunu körükleme yolunu seçen ve çözüm buldum sanarak aslında sorunu daha da büyütenler sayesinde buralara geldik. denizli gelsin 4. yıldızı kesin takar diyorlar mesela. takmasına takar çünkü adaptasyon sürecini en az yaşayacak isimlerden biri piyasada. sonra en fazla bi sezon daha kalır ve artık emekli olur, peki bizim elimizde ne kalır? bu dediğimiz şeyi 5 sene önce beşiktaş'ta yaptı çünkü, sonra gitti ne oldu beşiktaş'a? biz gideriz yeni bi hoca buluruz sonra onu da kovarız bir güzel değil mi? sonra da belki terim gelir kurtarmak için, tabi hala hayattaysa...

    kısır döngüye soktuk kendimizi. bir sene daha şampiyon olmak için galatasaray'ın önündeki seneleri çöpe atmasından rahatsız olmayacaklar var. belki istediğiniz olur yakında hoca gider ama yerine gelecek her kimse sizin istediğiniz futbolu ve takımı oynatır sanıyorsanız biraz komik olur. onun da ağzına sıçmak için bekleyeceğiz hepimiz. onun da kıçına teneke bağlayacağız sonunda. bu davranış biçimiyle sonumuz iç açıcı değil. şampiyonlukların yıllardır bize bir bok katmadığını anlattım, belki biraz fazla şey anlattım sıkıldınız bıraktınız ama keşke şu anlık, fevri hareketlerle iş yapmanın galatasaray'a kötülük yaptığını anlasak artık. 1 şampiyonluk için 10 seneyi daha harcamak yerine biraz daha sabredip, bekleyip geleceğimizi kurtarsak bizden mutlusu olmayacak, inanın...
  • 3673
    100üncü entrymi buraya yazmak istedim..türkiyenin sadece spor alanında değil tüm alanlarda en büyük oluşumu bence..gerek tarihiyle gerek kültürüyle gerekse başarılarıya türkiyenin batıya açılan penceresi oldu..ama bu kadar büyük olmak beraberinde büyük sorunları da getirmeyecek miydi,meyve veren ağaç taşlanmayacak mıydı..hem de nasıl taşlanma fransız vatan hainliği mi kaldı,abdullah öcalan içerikli komplo teorileri mi kaldı,ne süper(!) finaller ne konuşturulmayan hocalar geldi geçti..görüyorum ki hala kaşımaya devam ediyorlar..basın bir yandan sneijder parasını alamıyormuş,solunumunu oksijenle değil de tüp gazıyla gerçekleştiren zat-ı muhterem bir yandan ünal aysalla uğraşıyor...

    peki bize ne düşüyor.sahip çıkmak..burda 25 milyon adamız bu büyük oluşum böyle kolay batamaz,battırmayız..burda birbirimizle didişmeyeceğiz tabiki gidip adam akıllı mücadelemizi vereceğiz..bu lağımdan kurtulmak için ne yapmak gerekiyor bilmiyorum ama ben ne yapılması gerekiyorsa yapmaya hazırım,ya siz ??
App Store'dan indirin Google Play'den alın