• 2977
    şampiyonlar ligi organizasyonuna hastalığım malum, elimde olsa turnuvadaki her maçı 90 dakika izlerim o derece. nostaljisini arkadaş ortamlarında ederim, efsane maçlarına vs. arada bir tekrar göz atarım falan, öyle seviyorum.

    ingilizlerin sky sports kanalı var, adamların futbolu gibi spor kanalları ve futbol programları da ayrı güzel be. evde uydu neyin yok ama internet sağ olsun az çok takip edebiliyoruz. televizyon adına en sevdiğim program da sky sports'ta şl'de o gün oynanan maçların kritik edildiği ve özetlerinin gösterildiği şampiyonlar ligi programı. programın salı ve çarşamba maçları için farklı yorumcu kadroları oluyor, o kadrolardaki isimlerden biri de bizim ulubatlı souness. bizim maçlara denk geldiği zaman altına yazıyorlar hemen "galatasaray head coach 1995-96" diye, o an eblek eblek sırıtıp neler diyecek diye bakıyorum. souness'ın ve diğer yorumcuların aksanlarını anlamak zor oluyor programı geri sarıp duruyorum, yorum kaçırmak istemiyorum. bizi konuşurken ulubatlı'nın hafiften gözlerinin içi parlıyor he. ehehe.

    son haftanın programlarını yeni izledim, yine ne güzel goller atılmış. sıra bizim maça geldiğinde o günlük konuk olan gareth barry'e sorulunca "mancini'nin kararı beni şaşırttı, italya'ya döner veya milli takıma gider diye bekliyordum" dedi. ardından söz alan souness "galatasaray'a gitmek kariyer açısından geri adım diye nitelendiriliyor ama katılmıyorum, galatasaray avrupa'nın büyük kulüplerinden. stadyumu, tesisleri, muazzam taraftar desteği" falan diyip gareth barry*'nin yüzüne baktı ajdfhgdfj. tekrar tekrar izleyip keyiflendim.

    her programın sonunda o günün maçlarından çıkan güzel görüntülerle müzikli klip neyin yapıyorlar, normalde bunları izlemem ama şarkı bi çalmaya başladı, hassiktir dedim. maç gününden iki gün önce final yapan, şimdiye kadar izlediğim en muhteşem dizi breaking bad'in finalinde çalan badfinger - baby blue. arkada 1-2 frame de olsa bizim tribünden görüntüler, drogba'nın gol sevinci dönüyor falan. nasıl mest oldum anlatamam.

    en sevdiğim organizasyon, en sevdiğim program, en sevdiğim dizinin müziği ve galatasaray bir arada. çok yoğun bir "güzellik" hissettim o an.

    yani ne bileyim. hayat güzel be.
  • 6961
    26 mart 2022 galatasaray olağan mali genel kurulu ile milyonlarca taraftarına iyi ki galatasaraylıyım dedirtmiştir.

    o genel kurul üyelerine de helal olsun. yılmayıp sabahlara kadar bekledir. milyonların sesi oldular.

    futbol takımı için şimdiden önümüzdeki yılın hazırlıkları yapılmalı ve 2022-2023 sezonu mutlaka şampiyon olarak tamamlanmalıdır.
  • 8540
    günlerdir dün akşamı bekliyordum. zaten ne zaman bir şeyi çok beklesem, hep o elimden kaçmıştır romantizmi içerisindeyim.

    geldi çattı 18 eylül 2025 eintracht frankfurt galatasaray maçı ve o da ne; çok iyi maça başladık. dakika 9'da 0-1 öndeydik. hatta ikiyi atıyorduk, barış alper dağlara taşlara vurdu. çok temiz bir gol attık, orta sahamızın çiçeği lucas'ın tertemiz aldığı top, ortaladığı top ile barış alper'in kafası gol olsa da şerefsiz insan hakem golü vermedi. sonrası... sonra fiyasko işte, hezimet, hüsran.

    hakan ünsal'ın kendi kalemize attığı gol yüzünden kalp krizi geçirip ölen bir adam vardı. kızıyla aynı sınıftaydık. kız bir gün geldi ağlıyor. herkes "ne oldu, ne oldu" diye sorarken dedi ki" babam öldü. hepimiz meraklıyız, kaç yaşındayız ki, soruyoruz ona "neden öldü" diye. "maç izliyordu, kendi kalemize gol yiyince fenalaştı ve öldü."

    altında yatan ağır hurdacılık işi ve kalp problemleri bir yana, bir insanın hayatının son dakikası galatasaray idi. büyüdüm, çok büyüdüm hani ama hep o çocuklukta kalan yanım benimleydi. bugün 18 eylül 2025 eintracht frankfurt galatasaray maçı sonrası hayatımı tekrar sorguladım. yalnızlığımı, yaşadıklarımı, maddi imkansızlarımı, başarısızlıklarımı, ülkemin içinde bulunduğu garabeti, adaletsiz her şeyi... mutsuz muyum? olabildiğince, mutsuzum. benim gibi düşünen burada şerefli arkadaşlarım var. onların mutsuz olması benim mutsuzluğumu arttırıyor. futbolcular mutsuz mu? emin olun psikolojileri darbe yemiş durumdadır. fanatizm kötüdür iyidir esprisine girmiyorum ama şu geçici, önünü sonunu bilemediğimiz lanet hayatta bazı değerler var ise hayat anlamlı oluyor. bu bizim için galatasaray olmuş. bir an, bir gün olmuş işte ve biz onunla yaşıyoruz. ne yaparsa yapalım bu apolet, bu iz, nişan bizimle. bırakalım demekle bırakılmıyor. sigara bile inanın daha rahat bırakılır. en azından mecbur kalır da insan bırakır ama galatasaray sevgisi böyle bir şey değil.

    ne yazacaktım, ne yazıyordum ki... her şey birbirine girdi. zaten mümkün değildi iyi bir şeyler yazabileyim ama işte galatasaray.

    hâlâ var.
  • 7073
    bana göre zaten türkiye’nin bayern munchen’ı ama pratikte de öyle olmaması için hiçbir neden yok.

    bünyesinde yetişen ya da bir şekilde yolu bizimle kesişip bizi benimseyen herkese bu kulüpte yer açılmalı. bayern örneğini bu yüzden verdim zaten. bayern munchen’a baktığımızda kendi bünyesinden yetişen sporculara bir şekilde yer açıyorlar. bu sadece parayla açıklanabilen bir başarı öyküsü değil bana göre. bu, kültürle de açıklanabilen bir durum. biz ara sıra yapıyoruz ama bu kültürü artık benimsememiz lazım. içimizden çıkanlara güvenmemiz gerek artık. laga luga yapmaya, içi boş yabancı hayranlığına gerek yok.

    terim geldi, imparator oldu, şu an ptt’de görev yapan hamza geldi, 4. yıldızı taktı. zamanında bülent geldi, hagi geldi. şu an altyapıda hakan balta var, ayhan akman var, zamanında tugay vardı. şimdi de başımızda okan var. yani bir şekilde çıkıyor, çıkmaya devam edecek. hasan şaş, ümit vs daha saymadım bile. yarın yine selçuk gelir, arda katılır vs. siz ana fikri anladınız zaten.

    her zaman diyorum, kalbinde galatasaray sevgisi olan kişileri kulüpte bir yerlerde görmek kadar mutlu eden bir şey yok beni. kimisi başarılı olur, kimisi olamaz. bu her zaman 50% ihtimal ama bende her zaman kredileri daha fazla olur bu kişilerin. allah aşkına, torrent yerine okan gelseydi ne kaybederdik? torrent’den geriye bir tek alacağı tazminat kaldı. belki 20 sene sonra adını bile hatırlamayacağız ama okan’ı hatırlamamak mümkün değil. antrenörlüğü başarısız olacak belki ama futbolculuğu illa hatırlanacak.

    o yüzden armutun sapı, üzümün çöpü deyip gereksiz eleştirilerde bulunmayın allah aşkına. içimizden çıkanlara güvenin biraz. korkmayın, bu kulüp başarısızlıktan bitmez. 15 sene şampiyon olamadığı zamanlarda bile geri dönüp rakiplerine tur bindirmiş bir kulüp bu.

    içimizden çıkanlara güvenin. boşu boşuna yabancı hayranlığı besleyip içimizdekileri gömmeyin.

    son olarak, başarılar süper bücür. allah utandırmasın.
  • 4483
    kulüp olmayı bir türlü başaramayan camia. acı gerçek bu sanırsam. 23 yaşında bir birey olarak galatasaray'ın para içinde yüzdüğünü bir kere görmedim, bilmiyorum yani bunu. futbol takımı ünal aysal'ın 2.5 yılı dışında sürekli parasal sorunlarla boğuştu. amatör branşlarda zaten yeterli ekonomik gücü bulamıyoruz. bu da parasal olarak rahat olan fenerbahçe'yi öne çıkarıyor, daha 'competitive' bir takım haline getiriyor. her branşta bir şekilde iddaalı adamlar.

    baskette her ne kadar ülker'le birleştikleri için olsa da euroleague'in gediklisi bir takım haline geldiler. bize bakalım. bu sene müthiş güzel gidiyor, allah da bozmasın. lakin seneye playoffa girer miyiz sorusuna net cevap veremeyiz. ee eurocup'ı alamazsak euroleague'e gidemiyoruz. geçen seneki halimize bakalım. 2015-16 sezonunun takımı olan basketbol takımımızın devamlılığına güvenimiz yok çünkü geçen sene ağzımız çok yandı.

    kadın basketbola gelelim. sponsor bulamıyoruz bir türlü. ekaterinburg gibi olamayız belki ama kadro deformasyonuna uğradığımız da bir gerçek. he kaç senedir domine ediyoruz bu sporu ama gidişat gene iyi değil. takım yaşlanıyor, parasal sorunlar buraya da yansıyor.

    lobi gücü ezeli rakibinin maalesef gerisinde. en yakın örneği derbi tarihi işte. başkan sıfatı verilen birisi galatasaray'ı rakibin yöneticisi karşısında koruyamadı. ekonomik olarak bir türlü adamlarla istikrarlı bir şekilde rekabet edemiyoruz. bir dönem drogba varken, diğer dönem umut bulut'u görebiliyoruz forvette mesela.

    saydıklarım için türlü türlü şeyler diyebiliriz. dedeler mesela önemli faktör, hani bize fan diyenler. ama sürekli bir şeylere karşı mücadele etmek yoruyor adamı. mücadele edecek gücümüz zaten var, sürekli mücadele içindeyiz. tarihin verdiği winnerlık sayesinde başarıyı tutturduğumuz senelerde rakip dinlemeden vurup gidiyoruz. ama artık birileri sorumluluk almalı. adil yarışamamak, senin tarafında olması gerekenlerden gerekli desteği görememek ciddi bir sorun gönül verdiğimiz camia adına.
  • 3702
    bugünlerde futbol branşında özellikle avrupa'da iyice çuvallamış spor kulübüdür. öncelikle bu çuvallamanın sebeplerini düşünelim.

    evet suçlu kim?
    biraz sonra yazacaklarımın sırasına önem vermeyin çünkü inanın bu suçluluk sırasını bende bilmiyorum.

    *) yönetim: bok varmışcasına iyi işleyen bir çarka çomak soktular. yanlış zamanda, yanlış şekilde fatih terim'i gönderdiler. bakın yanlış zaman ve yanlış şekilde diyorum çünkü fatih terim ile yıldırım demirören'in millit akımının yolu kestiştiği an ayrılık vaktinin yaklaşacağını hepimiz biliyorduk, ancak kesinlikle o şekilde gönderilmemeli, gerekirse karşılıklı anlaşarak yalandan da olsa öpüşerek koklaşarak ayrılınmalıydı. neyse, ciddi bir hata yapıldı ancak o günden sonra yapılan her hata başka bir hatayla kapatılmaya çalışarak sonunda işler boka sardı. keza benim gözümde efsaneleşen ünal aysal bile ansızın gemiyi terketti gitti. arkasına bile bakmadı. aldığı enkazdan önce bir saray yarattı ardından da daha beter bir enkazı ardında bırakarak çekti gitti.

    *) prandelli: evet prandelli. yazacağım ama en son.

    *) futbol takımı: birlik beraberlik adına takımda en ufak bir belirti kalmadı. attığımız tek tük gole sevinmem gerektiği yerde her seferinde bizim oyuncular nasıl seviniyorlar, gülüyorlar mı birbirlerine sarılıyorlar mı ona bakar oldum. bu birlik denilen olgu aslında soyut bir kavram değil; birlik görülür, birlik hissedilir. evet ben artık takımıma baktıgımda bir bütün görmüyorum, parça parça insan grupları görüyorum. halı sahada kurulan bir takımın birbirini tanımayan oyuncularını görüyorum sahada. ali'nin performansı böyleydi, veli'nin performansı şöyleydi demeyeceğim bu yazımda çünkü artık öyle bir hal aldı ki bir maç önce yücelttiğimiz bir maç sonra tanınmayacak hal alabiliyor. en güvendiğimiz en sevdiğimiz isimler sorgulanıyor. bunun sebebi de takım içi bu kaos ortamı, huzursuzluk ve bir bütün olamamak. bu yüzden evet, futbolcular suçlular! galatasaray armasını taşıyor, o formayı terletiyorlarsa tek yumruk olmak durumundalar.

    *) bizler: ilk olarak her ne olursa olsun, bakın her ne olursa olsun takımı bu sene yalnız bırakmamalıydık. bıraktık. peydah edilen passolig muhabbeti yüzünden, ulaşım sorunları yüzünden sezon başından beri her içerideki maç takımımız bir eksik. bizler ki 4. yıldızı en çok isteyenler, bu zorlu yolda onları eksik bıraktık, bırakıyoruz. bıraktığımız yetmezmiş gibi, 3 sene öncesini unutmuş, bizi bugünlere getirenlere destek olmak yerine köstek oluyor, kendi oyuncumuzu ıslıklıyor yuhalıyoruz. dost meclislerinde ulan ne zorluklar çektik 1 senede derken onların yaşadıklarını hiç düşünmüyoruz. haksız değiller mi, suçlu değiller mi? her ikisi de evet, ama bizim onlara sırt çevirmemiz yerde yatanı kaldırmaya çalışmaktansa ona bir tekme daha atmaktan başka bir şey değil. bizim de değişmemiz, gelişmemiz şart.

    *) evet efendi, mister prandelli: daha önce yazdım çizdim seninle ilgili ama sıkılmadan usanmadan tekrar yazacagım. galatasaray takımı şu an kayıp ve bunun en büyük sorumlusu sensin. bir kere senin sıfatın takımın teknik sorumlusu. sen geldiğin günden beri bu takıma ne verdin? ne savunma yapabiliyoruz, ne hücum edebiliyoruz, ne keyif veriyoruz, ne de keyif alıyoruz. dün gece yaşadığımız ızdıraptan başlayarak yazmaya başlayayım: evet 4 kasım 2014 borussia dortmund galatasaray maçı. galatasaray bu maça açık açık kesilmeyi bekleyen koyun misali çıkmıştır. 4411 taktiği evet kulağa ne kadar da hoş geliyor, tıpkı 352, 442, 4312 gibi. biz dün ne oynadık, sahada nasıl bir on birle vardık. hemen açıklayayım galatasaray dün sahaya 4 savunmacısı, 4 merkez orta sahası, 1 oyun kurucusu, 1 de ileride çabalayanıyla çıktı. galatasaray taktiğiyle olmasa da sahaya sürdüğü isimlerle "ben hücumu düşünmüyorum, gol yemeyi bekliyorum" diyordu. düşünmedi, düşünümezdi de. senin tek taktiğin dünkü maçta umut'a yallah top şişirmek, orta sahada wesley'i topla buluşturmak, ve hani belki merkez orta sahalarından yalnızca biri kanada inerse ki o da hamit orta yapmasını beklemekti. savunmayı ve orta sahayı veli toplantısı misali kalabalık tutarak gol yemeyeceğini düşünmüş olacak ki bizimkisi böyle saçma sapan ne oynadığı belli olmayan bir şekilde sahaya sürdü takımı. he tabii kendisi yaptıysa bu kadroyu.
    neyse bu maç defterini kapatıyorum ve dediğim gibi daha önce de yazdığım hususlara geliyorum. hocam senden istediğimiz, beklediğimiz ilk şey adalet. biz senelerdir bağırıyoruz adaletin olduğu yerde varız diye, sen bilmezsin. sahada da hakedenin formayı sırtına geçirmesini bekliyoruz. geldiğin gün rüzgarınla sabri'yi kadro dışına ittin, 3 ay kenarda köşede beklettin yönetim değişmesiyle affettin, affettiğin yetmezmiş gibi can simidi misali dönüşünün üçüncü gününde sahaya sürdün. takımın sezonun başından beri tek ayakta kalan ismi wesley'i kestin, bizim ikiliye tahammül ettin. gelecekten tek umudumuz olan bruma'nın ismini unutturdun, yaz ayında yaptığımız en iyi transferi bir şekilde sebepli ya da sebepsiz takıma, futbola küstürdün. daha doğrusu şimdilik küstüremedin de o da yakında küsecektir. tüm bunlar yetmezmiş gibi transferin son gününde 2 adam getirdin; birini gören cennetlik, diğeri ise yerli alternatiflerinden beri acınası halde. he bunları getirdiğin yetmezmiş gibi, dünkü maça kadar avrupa'da bu adamlara sarıldın bunlardan medet umdun. uzun lafın kısası geldiğin günden beri hiç bir doğru yapmadın. bizler son 3 ayda futbol adına yalnızca 2 şuta heyecanlanıp, 2 şutta ayağa fırladıysak bunun en büyük sorumlusu sensin hocam.
    hiç bir zaman galatasaray, "zaten burası bizim hedefimiz" değildi demedi, aksinenerede kupa varsa galatasaray talipti.
    bundan sonra senden hiç mi hiç umudum yok, bir şekilde takımı tepeye oynat, tepede tut. vakti geldiğinde de çek git buralardan.

    işte geçen bir kaç ayın, bizlerin özeti.
  • 4484
    türkiye'nin en büyük kulübüdür ancak en güçlü kulübü değildir. güçlü kulüp taraftarının gücünden faydalanır, sözünü geçirir, pasif davranmaz, kendi aleyhine bi durum oldu mu verir ayarı. tabi işbilmezleri hatır gönülle mevkilere getiren de değildir güçlü kulüp, işi bilen profesyonel ellere emanet eder branşları ve diğer işleri.

    ancak bunların hiçbiri bizde yok.
  • 6750
    çocukluk aşkımız, ilk göz ağrımız, sevdamız. aslolan galatasaray derler ya hakikaten öyle. eski türkiye geleneklerinde herkese saygı vardı senin düşüncende olana da olmayana da. galatasaray sözlükte yazar olmak istememin sebebi de bu. arada farklı seslerin olmasına rağmen genelde saygının olması. umuyorum bir gun kulübümüzün genel kurulu da en demokratikten tam demokratik seviyeye yani ibra etmeyenlerin linç yemediği 19 yaşındaki çocukların rahatlıkla sokağa çıkabildiği, ellerin yanlış sayılmadığı ve kimsenin tehdit edilmediği bir yapıya kavuşur. yanında oturanın kendisi ile aynı görüşte olmasa aynı tercihi yapmasa bile saygı duyduğu bu sebepten bu hayatta ki en degerli sey olan zamanin ziyan olmadigi bir yapıya.
  • 7574
    https://twitter.com/...KAOlB30GC2g&s=19

    sportif faaliyetlerin yanı sıra askere gidenler bilir rdm görevi de üstlenen kulübümüz.

    nerede kendini yalnız hisseden, ailesinden sevgi görmemiş, takımında dışlanmış, hayatı umut sarıkaya'nın mutsuzluk karikatürlerine konu olmuş, özgüveni tükenmiş, tutunacak bir dal arayan sporcu var; doktor asteğmenden sevkini aldığı gibi floryadaki rdm koğuşunun kapısında beliriyor.
  • 5283
    turkiye'nin siyam ikizi. gercekten galatasaray turkiye'dir sozu gercek oluyor. spontane yonetiliyor tamamen. ulke de ayni sekilde. bir karar aliniyor, ertesi gun tam tersi yonunda hareket edilebiliyor. tamamen gunu kurtarmak amac. yapilan transferlerden tutun, diger subelerin durumuna kadar. rezil bir haldeyiz. distopik bilim kurgular olur ya, ayni o sekil. kaos, puslu bir atmosfer ve dunyanin sonu temali filmleri biliriz. icimizi bir umutsuzluk kaplar. ayni oyle bir ortam var.
  • 1264
    bir kez daha sevgimi ifade etmek istedigim biricik sevgilim. her ne kadar st.valentine sacmaligindan nefret etsem de, sensin benim tek sevgilim galatasarayim. bizi uzsen de, sabir tasina cevirsen de, her hafta aglatsan da, hayalkiriklari yasatsan da... seviyoruz iste seni ey sanli galatasaray.

    şu garip dünyada anlaşılmaz ömrümüz. galatasaray'dan başkasını sevemez gönlümüz.
App Store'dan indirin Google Play'den alın