• 5056
    geleceği çok parlak olan spor kulübüdür.

    ümitsiz olmak için sebepler var ancak tersi için daha fazla neden var.

    öncelikle, ciddi eleştiriler de olsa önemli projeler başlattı ve bunlar yürüyor. bunların sonucunda ortaya çıkacak rantı paylaşımda türkiye'ye özgü sorunlar mutlaka çıkacak ya da çıkmıştır. nepotizme, eş dost kayırmacılığına girmeden bu işleri yürütmek imkansız memlekette. bizim de hak ettiğimizden daha azı payımıza düşecek. yine de bu bile türkiye'nin bayern münih'i olmamıza yetecek.

    aslında hem biz hem de rakiplerimiz bunun içten içe farkındayız ama farklı nedenlerden de olsa ikimiz de bunu dillendirmekten çekiniyoruz.

    önümüzdeki birkaç yıl içinde tüm banka borçlarımızdan ve faizlerinden kurtulacağız. gelirler üzerindeki temlikler kalkacak. yanlış hatılamıyorsam kulübün 150 m dolar senelik geliri var. buna ilave 2020'den sonra stadın isim hakkı tekrar satılacak, turizimdeki sıkıntı geçtikten sonra otel bitirilecek vs. istanbul'un ortasındaki bir otel değerini yitirmez.

    aslında bunun emarelerini şimdiden görmeye başladık. yeni bir futbol takımı kuruluyor ve bunu yapabilecek gücümüz var. yayın ihalesi daha yeni yapıldı ve kulüplerin kasasına ciddi paralar girdiği söyleniyor. ligde galibiyet primi 2 milyon liranın üzerine çıktı. buna ilave sattığımız oyuncular var ve riva'nın ilk gelirleriyle 20 m lira senelik faizden kurtulduğumuz söyleniyor.

    bizim yapmamız gereken yeni bir takımı daha fazla teşvik etmek. çünkü eskisi uzun zamandır futbola benzer bir şey oynamıyor ve futbolcular miâdını doldurdu. yeni takım kurulurken her zaman en büyük sıkıntı eski yıldızlar olur. şimdi bizim sıkıntımız da bu. eski yıldız durduğu sürece hiçbir şey yeni olmaz. ismi önemli değil, sneijder de olsa, alex de olasa ahmet de mehmet de... bu iş epey sancılı oluyor.

    kendimi ''sana eskiyle yeninin farkını anlatayım kardeş'' diyen ramiz dayı gibi hissetim ama durum bu arkadaşlar. camianın yeni futbol takımıyla beraber ayağa kalkması lazım. bir futbol takımında yıldız futbolcu ve kaptan arkadaşları güneşin alnında antrenman yaparken ibiza'da dansöz oynatıyorsa kökten değişimin zamanı gelmiştir. sebebi ne olursa olsun böyle bir durumun içindeyse ayrılık vakti gelmiştir.

    eski yıldız oyuncumuzun başlığında okuduğum bir yazı nedeniyle yazdım bunları. çünkü arkadaşımız kendisini göndermek isteyen yönetim ve bir kısım taraftar nedeniyle galatasaray'dan bir şey olmayacağını yazıyordu. galatasaray'dan çok şey olacak arkadaşlar. sadece futbol şubesinde değil salonun yapılmasıyla basketbol ve diğer branşlarda da tırmanışa geçeceğiz. yeter ki değişimi daha fazla ve doğru yöne teşvik edelim. üç tane doğru oyuncu aldık ama dört tane daha almalıyız. bizim yapmamız gereken yönetime bu konuda baskı yapmak eski yıldız konusunda değil.

    yönetim demişken bu konuda da ahlayıp vahlamaya gerek yok. galatasaray'ın kongre yapısı ne kadar eleştirilirse eleştirilsin, kulüp, türkiye'nin en demokratik kurumlarının başında gelir. hiçbir başkan ve yönetim kurulu gelip 20 yıl kulübün başında kalamaz diğer kulüpler gibi. başarı yoksa bir bilemedin iki dönem sonra çekip gider.

    yani demem o ki galatasaray'ın geleceği hakikaten parlak.
  • 4306
    futbol takımı olarak istikrar konusunda maalesef fenerbahçe'nin arkasında kalan gözbebeğimiz. bakın genel tabloya baktığımızda fenerbahçe'den tartışmasız bir şekilde daha başarılıyız (şampiyonluk sayısı, türkiye kupası, avrupa başarıları vb.) gelgelelim istikrar konusundaki eksikliğimiz şampiyon olamadığımız sezonları kıyaslayınca ortaya çıkıyor. ezeli rakibimiz şampiyon olamadığı sezonları çoğunlukla ikinci bitirmeyi -kimi zaman şampiyonluğu son haftaya kadar kovalayarak, kimi zamansa 10 puan farkla bile olsa- başarırken bizim şampiyon olamadığımız sezonlara baktığımızda tam bir kaos hakim ve maalesef yakın tarihte lucescu'nun ilk sezonu, terim'in ikinci döneminin ilk sezonu ve mancinili sezon dışında ikinciliğimiz yok. 8. bitirdiğimiz sezonun hemen sonrasında efsanevi bir şampiyonluk ve hemen sonrasında da cl çeyrek finali yaşarken, 3 kupalı bir sezonun hemen arkasından da tarihimizin en kötü sezonlarından birine imza atabiliyoruz.

    tabi bu durum (8.likten sonra gelen rekor başarılar, fiyaskoyla başlayan bir sezonun 3 kupayla bitmesi vs.) bizim nesilden nesile masal gibi anlatılacak başarı hikayelerine sahip olmamızı, rakibimizin ise 2006 ve 2010'dakine benzer trajediler yaşayıp dalga konusu olmasına sebep oluyor. bununla birlikte tarafsız gözle bakarsak bu tablo bizim başarısız olduğumuz sezonlarda ligden tamamen koparken rakibimizin her sezon istikrarlı bir şekilde şampiyonluğu kovalayarak ligden kopmadan en kötü 2.-3. sırada bitirebildiğinin ve dolayısıyla istikrar konusunda bizden daha iyi olduğunun bir göstergesi.

    eski adıyla türkiye birinci futbol ligi, yeni adıyla süper lig, yaklaşık 60 sezondur oynanıyor ve bunun 20'sinde biz 19'unda fenerbahçe şampiyon olmuş. yani ligideki şampiyonlukların yaklaşık 3'te birini biz 3'te birini ezeli rakibimiz almış. bununla birlikte, ezeli rakibimiz şampiyon olamadığı sezonların 20'sinde (yani yaklaşık yarısında) ikinci olmayı başarırken bizim ikincilik sayımız ise 11. lig dediğimiz yarış daha senelerce devam edecek, bu sürede kah şampiyonluklar eşitlenir, kah biz fenerbahçeyi geçeriz, kah onlar bizi geçer; ama şampiyon olduğumuz sezon sayısının yanında şampiyon olamadığımız sezonlarda da istikrarı bir şekilde yakalamak zorundayız artık. istikrarlı bir yapı kurmadığımız takdirde 3-4 sezonda bir kaosa düşmemiz ve bit pazarına nur yağmış gibi eski hocalarımıza koşmamız kaçınılmaz. daha da acısı, lig bir şekilde halledilir ama istikrar olmadıkça avrupa'da çeyrek finalin üstünde bir başarı da maalesef hayal.

    ha "istikrarlı yapı bu kulüp yönetimi ve bu kongre yapısıyla nasıl kurulsun?" diye sorarsanız, siz de haklısınız. o yüzden en başta yönetim devrimi yapmak şart. o da bu liseci zihniyetle mümkün mü emin değilim.
  • 4903
    http://gss.gs/MhY.jpg

    tabloya bakınca kar-zarar mevzusu kadar iki yılda ne kadar küçüldüğünü görüyoruz. ünal aysal dönemindeki giderlere göre giderler azaltılmış ama takım anadolu takımı seviyesine düştüğü için gelirler de azalmış. yani giderleri azaltmak sorunu çözmüyor aksine kulübü küçültüyor. en az mali durum kadar iç karatıcı. bu yönetimi ibra etmek gerçekten de büyük bir umursamazlık olacak. adnan polat bugünkü yönetimden bin kat daha başarılıymış.
  • 5163
    'futbol takımı' başlığına yazıyordum; ama sanırım söyleyeceklerim ondan daha fazlası olacak; yatağımın, yastığımın örtüsüdür, zihnimdeki titreşimdir, düşündüğümde mutlaka mutlu olacak şey bulabildiğim. tanımları yazan aslında o'dur; tüm tarihiyle yenidir, her an yeni ve başkadır; hem kendi tarihiyle, hem de onu seven ve şahit olanların kişisel tarihiyle.

    benim galatasaray'dan anladığım hep buna benzer bir duyguydu. maddi, manevi, sosyolojik, konjonktürel, nitelikli sportif alışkanlık... nerden tanımlarsak tanımlayalım: o beklenmedik ve saldırgan yenilik.

    galatasaray'ı galatasaray yapan her şeyi çok seviyorum. trajedisini de, yaşattığı sevdayı da. zaten aşk da çoğu zaman tam olarak böyle bir şey.

    konuların tekniğine girmek istemiyorum. lafı uzatmak da istemiyorum; birkaç aydır yeni işe başlamıştım, mesai falan derken, bir kez bile doksan dk. oturup izleyemedim futbol takımımı, 3 haftadır 90 dk. sürmüştür izlediğim özetler... neyse, önemli değil.

    ortaokuldaydım; leeds united maçı bileti için son paramı verip mecidiyeköy'den eve yayan dönmüştüm; üç buçuk saat sürmüştü. ayağımda çıkan nasırların verdiği mutluluğu tarif edemem. ben o gün koşmuştum. o zamanlar takım da koşuyordu. şimdi de koşuyor- en azından üç haftadır- ve taraftar da her yere koşuyor. koşar da... bu anlattığım ne ki; her gün o kadar yürüyeduranlar var binlerce, biliyorum.

    sadece şu anlaşılsın istiyorum; hayal kuranın hayaline hemen cevap verilir, o hayal gerçeğe dönüşecekse her biri sihirbaz olabilir bir taraftarız biz. ideal olmasa bile, bizi galatasaray'ın isminin altında sürüncemeye kalan sporcularla muhattap etmeyin. yalvarıyorum. kulübün misyonunda olan- ya da olmayan- başarıları hayal edip onun vizyonunu kendisininkiyle bağdaştıran sporcular doluşturun buraya, hagi gibi, tamam onu bulamazsınız bir daha, en azından o kadar yetenekli olmasa da, kalbi onun gibi atan. birbirini sömüren değil, birbirini her daim geliştiren bir ilişkiye açık karakterler yani: aşkın ta kendisi gibi.

    elbette unutmadım, şahsen, kulübün güçsüzleştirilmesi için yapılanları, o baskıları, boyun eğişleri... #yönetimistifa deyişlerimizi. hala boğazımda açıkçası; şu futbol takımını kurmak konusundaki başarılarının hakkını vererek. beynimiz hala da beklemede.

    ama bekledik bunu çok bekledik, hem coşku anlamında, hem de bazı özümüzde olanları hatırlama ve hatırlatma anlamında, bir şeylerin zamanı; gerçekten de, diz çöktüğümüzde diğerleri epey büyük görünüyor. halbuki galatasaray koşmak zorunda. galatasaray koşamayacak kadar güçsüzleşirse türlü sebeplerden; peşindekiler, tökezlediğinde onu her an ayağa kaldıracak güçte; bunlar biziz, biz taraftarız. her zaman oradayız. her zaman orada olacağız.

    özet: dünyada eşi olmayan koşuları ve dönemleri gerçek kılacak, birbirini gerçekten dinleyecek- yönetim futbolcu taraftar- en güçlü kitlelerden birine sahibiz; yerelsek bile, evrenseliz. yaşar kemal'iz meşhur olmamış- ortalıkta olmayan haliyle bile gabriel garcia marquez'iz. lan rihanna'yız, ergenliğinde hayal kuran! az da michael jackson değiliz bu arada, neyse!

    sarıyız, kırmızıyız. gecelerin ortasında, gündüzün içinde rengimiz belli. allahım, çok seviyorum. futbolu da, bu takımı da. hiçbir yere bağlayamayacağım. bu takımı seven ve ciddiye alan herkesi seviyorum; fenerlisine kadar. :)

    bize biz yeteriz.
  • 1401
    camia olarak sınavdayız. istediğiniz sorudan başlayabilir, istediğiniz zaman çıkabilirsiniz.

    arkadaşlarınızla, sevgili(leri)nizle hatta ailenizle hiç mi kötü zamanlarınız olmadı? yaşadığınız herşeyi en ince ayrıntısına kadar hatırlamak mı istiyorsunuz şu hayatta? işte bu dönem de hatırlamak istemeyeceğimiz, çok acı çektiğimiz bir dönem. belkide ileride, “biz 15 sene şampiyonluk görmedik” diye anlatan tribün abilerine vereceğimiz bir cevap.

    eğer galatasaray’lı olduğunuzu belli etmeden “hangi takımlısın” sorusunu alanlardansanız, federasyona göre 19.00’da başlayan maçlar sizin için de 19.00’da başlıyorsa, herhangi bir galatasaray maçı barca-r. madrid maçından daha çok heyecanlandırmıyorsa sizi… istediğinizi düşünebilir, istediğinizi yapabilirsiniz.

    benim sözüm maç günleri 4-5 saat önceden stada gidenlere, ilk 3-4 yakın deplasmanı ezberden sayabileceklere, hayatındaki en özel yer ali sami yen stadı-en özel sayı 10 olanlara, en ufak bir ilgisi olmamasına rağmen tüm branşlardaki son durumu özetleyebileceklere… sizin de bir üst paragraftaki galatasaraylılar gibi davranmanız/düşünmeniz/konuşmanız, takımın şu anki durumu kadar üzüyor beni.

    bu takım, bu oyuncular bizim. evet belki “tribündeki biz” değiller, ama onlar bizim. evet, bir çoğunu ben de bırakın seneye yarın bile florya’da görmek istemiyorum. ama o takım bizim takımımız. toplu halde -tüm takıma- küfür edilmeyi, emin olun hakketmiyorlar. çünkü onların forması sarı-kırmızı. ezeli rakibimiz değiliz ki biz kaptanımızı tesislerde dövelim?

    http://gsblog.org/...yabilirsiniz-ve-evet

    bu sınavda yapacaklarımızla takımımızın ne zaman bu bunalımdan çıkacağına karar vereceğiz. biraz ileri alın zamanı, yaz gelsin, transfer sezonu açılsın. kim nasıl umut besleyecek bu takıma? nasıl bulacağız 25 tane "tribündeki biz"i?
  • 6840
    içine düşürülen durumda taraftarları arasında ciddi bir bölünme yaşayan kulüp. mevcut başkan koltuk sevdasında kongreyi kendinden vazgeçmemeye ikna etmek için herşeyi yapabilir durumda. bu durumda safı belli olan tek zümrü liseciler. küçük olsun bizim olsun emellerine hiç bu kadar yaklaşmamışlardı. yöneticiler hakkında çıkan iddiaların yoğunlaşmasını da fatih terime bağlayanlar görüyorum. ben şöyle görüyorum durumu. bu ortamda birileri başkanlığa hazırlanıyor ve yaşadımız süreç/yapılan servisler onun öncüleri gibi. dibe vurduğunda liseci, taraftarı sempatizan gözüyle bakan bir başkana bile kimsenin sesi çıkmayacak duruma gelinecek. bir an evvel taraftar olarak toparlanmak lazım. başka galatasaray yok.
  • 5834
    çamurlu yollardan keskin virajlardan kötü şoförler ile düşe kalka giderken emin ellerin kontrolüne geçmiş düz yola çıkmış olan takımımız-dı, düne kadar.

    (bkz: 23 mart 2019 mustafa cengiz'in idari yönden ibra edilmemesi)

    içimdeki kini öfkeyi durduramıyorum, kavga etmek küfür etmek isyan etmek geliyor içimden.

    sindiremiyorum resmen, nasıl olur da resmen art niyetli insanlar tarafından türlü çakallıklar ve ali cengiz oyunlarıyla koskoca camianın dinamikleri ile oynanır, yönetimi devrilir.

    300 kişi nasıl olur da milyonlarca insanın gönül verdiği takıma bunu yapabilir. tüzük nasıl izin verir buna insanların art niyetlerine nasıl meze edilecek şekilde dizayn edilmiştir hiç anlamıyorum.

    yapılması gereken cok sey var nolur tepki koyalım.
    başkanın evine yürüyelim destek için herkes görsün milyonlar yanında başkanın. kulüp binasına yürüyelim liseye yürüyelim kırıp dökelim demiyorum ama insanlar görsün nasıl bir güçtür galatasaray taraftarı, üç bes şuursuza yem etmezler takımlarını.
  • 6445
    son zamanlarda kendi düşüncelerime göre mustafa cengiz yönetiminin liseyle ters düşmesi aslında şu andaki durumumuzun sebeplerinden biridir.
    o dönemler ben de destekledim yönetimi, gerek divanla gerek genel kurulla olan atışmalarından. çok da işin içinde değilim, başkanı da seviyoruz.
    malesef bunun kazananı galatasaray olamiyor çünkü ne kadar çoğumuz sevmesek de galatasaray gücünü liseden alıyor. taraftar forma alır, tribüne gelir. ama sponsor, transfer, kredi, devletle alakalı network hepsi lise ve genel kuruldan geliyor. bizde ne ali koç var ne acun ilıcalı var ne saadettin saran ne aziz yıldırım ne abdullah kiğılı ne mehmet ali aydınlar ne nihat özdemir. bakın bunların hepsi ultra lüks ve parasını taraftarı olduğu kulübe harcayan adamlar. bizde kulübe para veren zengin başkan, yönetici yok. zengin olarak kulüp içinde aktif gördüğümüz tek kişi ünal aysal'dı (o da hacizlerle uğraşıyor artık). o da kulübe para hibe ettiğinden değil tabi, ki zamanında aig için verdiği parayı sonra faiziyle almıştı misal.
    bize sponsor olanlara falan bakın, şirket sahibi değil ama şirketin direktörü, yöneticisi vs. işte bunlar hep bu lisenin getirdiği networkten geliyor malesef.
    ve benim kendi tahminim; yönetim lise ile ters düştüğü ki artık neredeyse bütün genel kurulla ters düştü, beri işimiz rast gitmiyor çünkü bu kişiler hiçbir şekilde yardımcı olmuyor. istekleri de tabiki yönetimin gitmesi.
    maalesef bundan galatasaray zarar görüyor. ama burada suçlulardan biri sayın mustafa cengiz. malesef kendisi benim gibi 28 yaşında değil ki belli şeyleri anlamamış, yaşamamış olsun. o kadar yıllık yönetici olan kişinin liseyi kaybetmenin önemini anlaması lazımdı ve kulüp içi bölünmenin zararı olacağını görmesi lazımdı. malesef o dönem taraftar yoluyla bu ateşi başlattı simdi de kendileri yandı o ateşte. hani diyoruz ya "kardeşim devletle yakın olmak zorunda başka nasıl çözülecek bu davalar vs", aynısı lise için de geçerli aslında.
    malesef lisesiz galatasaray ancak satılırsa olur, başka türlü olmaz. bunu kabul etmek lazım.
    neyse, olacak bellidir; başımıza genel kurulu toplayabilecek biri gelecek. bu şekilde tekrar herkes tek çatı altında çalışacak. yoksa böyle yönetimin genel kurula, divana atar yaptığı, bu kişilerin de yönetimin işlerine taş koyduğu/yardım etmediği zamanlarda ancak galatasaray zarar görür.
App Store'dan indirin Google Play'den alın