*

resim
Felipe Melo de Carvalho
Takım:Kariyer Sonu
Mevki:Ön Libero
Yaş:42
Boy:1.83
Uyruk:Brezilya
  • 11151
    galatasaray'ın normandiyası'dır.

    hitler, normandiya'da bulundurduğu ağır makinalılara, tuzaklara çok güvenmiş ve çok da ekstra önlem almamıştır. nazilerin normandiya'da kaybetmesi savaşın kilit noktası olmuş, hitler taarruz kısmında zaten sorun yaşamaya başladığı dönemde, normandiya'yı kaybetmesiyle savunma kısmında da sonu berlin'e kadar uzanacak bir savunma zaafiyeti yaşamaya başlamıştır. burası aynı zamanda psikolojik olarak da dönüm noktalarından biri olmuştur. dünya nazilerin ciddi anlamda ilk kez mağlup edilebileceğini görmüş, naziler ise ilk kez ciddi anlamda kaybetme korkusuyla tanışmıştır.

    bizde ise durum şöyle gelişti; hamza "the içimizden hallederiz" hamzaoğlu ve dursun; bilal, jose gibi isimlere güvenmiş ve son gün melo ile yolları ayırmıştır. melo zaten kötü olan takımımızda muslera ile sneijder arasında bağlantı kuran tek köprüyken, köprü yıkılmış bağlantı kopmuştur. ki bunun önemini bilen medyada var gücüyle melo'nun gitmesi ve taraftarın bunu kabullenmesi için elinden geleni yapmıştır. yıllar boyunca rakibin her kilit adamını kitleyen, oyunu rahatlatan, tek başına autlarda ve kornerlerde kafa topu bırakmayan melo sonrası galatasaray savunması hallaç pamuğuna dönmüştür. bunun yanında psikolojik ve fiziksel olarak saha içi, saha dışı her rakibe karşı üstünlük kuran melo'nun gitmesiyle çöküş başlamıştır. bunun en somut örneği de melo döneminde galibiyet göremeyen beşiktaş'ın, melo sonrası 3 kere galatasaray'ı mağlup etmesidir.

    maalesef melo bizim normandiyamız ve çıkartma başarılı oldu. saha içinde yeri dolabilir ama daha genele baktığımızda melo gibisini daha çok arayacağız gibi. boşuna demedik; felipe melo'nun askerleriyiz.
  • 11159
    galatasarayda ki son sezonunda, ilk yıllarından eser kalmamış şekilde oynayan, yaşının da etkisiyle temposunu inanılmaz düşen sadece bir iki kayarak kazandığı toplarlardan sonra tribüne oynayan bir melo vardı. son günlerde galatasaraydan medya gazıyla yollandı deniyor ama bence tam vaktinde, para kazandırarak hem de taraftarın sevgilisi olrak takımdan ayrıldı. asıl hata melo'nun gidişi değil yerine jem karacan ve bilal kısanın alınmasıydı.
  • 11160
    kendisinin tam vaktinde gittiği görüşüne %100 katılıyorum. 1,5 yıl önce hemen hemen aynısını yazmıştım; (bkz: #1901878)

    buradaki hata denildiği gibi yerinin jem gibi melo'nun kalitesinden fersah fersah uzak bir vasat ve bilal kısa gibi yeri orası olmayan bir oyuncuyla doldurulmaya çalışılması. perfonması son yılında biraz düşmüş olsa da 4 yıl boyunca ligi domine etmiş bir adamın yerini bu oyuncularla doldurmaya çalışmak nedir yahu? işin bir başka üzücü tarafı bilal için de çok yanlış oldu bu. selçuk'la rekabet ve wesley'i yedeklemek için değerlendirilse en azından iki yıl güzel verim alabilirdik. yine de elinden geleni yapsa da yetmedi. kabahat onun değil.

    futbolcular gelir ve gider, konu bu değil. konu, oyuncuların yerinin doldurulması. kendi kalitelerinde olmasa bile en azından kalitelerine yakın daha genç oyuncularla doldurulması. ben bu yüzden wesley'nin kalitesinde olmasa bile; yerine daha genç, fransa'da oldukça iyi işler yapmış ve çıkışta olan bir belhanda'nın alınmasının yanlış olmadığını düşünüyorum.

    edit: salyangoz'la konuştuk, belhanda'nın maliyetinin yanlış olduğunu söyledi. yazmayı unutmuşum, kesinlikle aynı fikirdeyim ama başımızdaki adamı düşününce bu bile harika geliyor bana.
  • 11165
    melo'nun gitmesi doğru, ama yerini dolduramamak yanlıştı deniyor hakkında. mantıklı bir cümle gibi geliyor, belki ben de zamanında buna katılmışımdır ama önümüzdeki 2 sene boyunca bunun hiçbir pratiğini göremedik. ve aslında kesinlikle yanlış önerme.

    en az melo kadar kariyerli bir adam geldi değil mi galatasaray'a: nigel de jong. oyun stilleri, sertlikleri de benzeşiyordu ama olmadı değil mi, kimyamız tutmadı. bu sadece bir örnekti. diyelim ki de jong gibi olmasın, hakkaten verimli bir oyuncu gelmiş olsun. yine melo etkisi yaratabilir mi? melo'yu sadece oyuncu özellikleriyle düşünürseniz hata yaparsınız işte. çünkü melo sadece bir oyuncu değil. rakip takımın maç öncesinde en çok konuştuğu futbolcu, hakemlerin en çok dikkat ettiği oyuncu, medyanın en çok uğraştığı oyuncu, rakip taraftarı en çok tahrik eden oyuncu. zamanı geliyor rakibi tedirgin ediyor, zamanı geliyor takıma yapılan eleştirilere paratoner oluyor. psikolojik etkisini tahmin edebiliyor musunuz? gittikten sonra derbi istatistiklerimiz ortada. en sempatik, en iyi oyuncumuz muslera olabilir, süper kahramanımız sneijder olabilir. ama filmi iyi yapan kötü adam melo olmayınca hiçbirinin tadı tuzu olmuyor yani.

    peki kardeşim bu adam ne zaman gidecek? daha 32 yaşında gitmeyecekti. 53 günlük bel sakatlığından zımba gibi dönebilen bir adam gitmeyecekti. tabi ki yaşının etkisiyle gittikçe düşecekti ama hala faydalı olacaktı. 27 yaşındaki hagi daha iyi futbolcu diye 34 yaşındaki hagi'yi koy vermemiz mi gerekirdi? ne yapalım her 32 yaşını deviren futbolcunun üzerine toprak mı atalım? football manager mi oynuyoruz lan burada? gidenin hemen yeri mi doluyor? hata yaptık işte kabul edin.
  • 11167
    kendisinin galatasaray'a kattıkları bir video haline getirilse en az 20 dakikalık kısa bir film çıkar ortaya. adı lazım değil, yıllardır sağ beki işgal eden şahıs için aynı şeyi yapmaya kalksak 2-3 dakika bir şey çıkar diye tahmin ediyorum. onun da en az 1 dakikası şaklabanlıktan ibaret olur. sevgili drvenom'un da dediği gibi kendisi gidince "tam zamanında gitti", malum şahıs gidince de "efsaneydi, ruhtu, emekli olana kadar kalması lazımdı" gibi bir algı oluşturulmuş. melo ruhuna bürünüp (bkz: efsane efsane ne efsanesi) diye malum tezahürata giresim geldi bak şimdi. ha bu arada, ne güzel abimizdin sen felipe melo.. nasıl da siktiri çekmiştin çubuklu tosuna ahahahah. umarım teknik adam olarak da yeniden görürüz seni buralarda. hırsına kurban.
  • 11170
    bu sözlükte okuduğunu anlamayan, geçmiş olayları bugünün koşullarına göre değerlendiren adam her zaman çok olmuştur. buna şaşırmıyorum artık, kapasite bu ama tekrar, bilal'e anlatır gibi anlatacağım.

    melo, galatasaray'dan palmeiras'a değil, inter'e gitti. ilk önce bunun farkında varalım. inter gibi bir kulüp galatasaray'dan bir oyuncu istediği zaman alır, oyuncu da gitmek ister. hele hele 32 yaşında bir oyuncu, dünyaca ünlü bir kulüpten teklif aldığı zaman kariyerinin bu son fırsatını kesinlikle değerlendirmek ister. melo'yu hala basın, diğer takım başkanları gönderdi diye düşünmek, her olumsuz olayda "dış güçler" diye ağlayan akpli zırvalamalarına benziyor. adam 4 yıl oynamış burada, ülkenin en büyük camiasında ve müthiş bir taraftar desteği var arkasında. böyle bir adam kendi gitmek istemediği sürece gitmez. kimse de gönderemez! bu durumu lugano ve andre santos örnekleriyle de açıklayayım. iki oyuncu bugün türkiye'de "şike olayı yüzünden kaçtılar" olarak lanse ediliyor. hayır güzel kardeşim, biri büyük bir yatırım alan fransa'nın paris saint germain takımına, diğeri ingiliz devi arsenal'e gitti. bu gibi durumlarda her zaman aklıma trabzonspor'un eski hocası vahid halilhodzic'in: "trabzonspor taraftarı trabzonspor'u real madrid sanıyor" sözü geliyor. ortalama bir zekaya sahip olan herkesin oldukça iyi anlayacağını düşünüyorum.

    tekrar ediyorum, 32 yaşında adama gelen teklif; dünyanın en iyi 5 liginden biri olan italya'nın en büyük 3 takımından biri olan inter'den! inter! ve geçtiğimiz seneki hocası istiyor. pek tabi ki gitmek isteyecek. yönetim de gitmek isteyen oyuncuyu göndermekle, hem de 32 yaşında bir oyuncudan bonservis kazanarak doğru bir iş yapmıştır ama adamın yerini dolduramayarak, iki yılda takıma adamın yarı kalitesinde dahi bir adam almayarak saçmalamış ve bir çuval inciri berbat etmiştir. biz yukarıda, kendisinden genç ve kalitesine yakın ifadesini kullandık. kendisiyle neredeyse aynı yaşta, amerika'da götü sermiş, ahı gitmiş vahı gitmiş oyuncu ya da almanya'nın vasat takımlarından biri olan hertha berlin'de 5 yılda hepi topu 60 maç oynamış, kariyeri sakatlıklarla geçmiş oyuncu alınsın demedik! örnek verdik, avrupa'da iş yapmış/yapmakta olan kendisinden daha genç bir adam alınsın dedik!

    şunu da eklemeden geçemeyeceğim. biz melo'nun son sezonunda şampiyonlar ligi'nde 6 maçta 19 gol yedik. maç başına 3.20 neredeyse. takımımızın kilit oyuncuları yaşlanmış, artık bir değişime ihtiyacımızın olduğu belliydi. iddia ediyorum; eğer melo kalsaydı, bu sosyal medya taraftarı onu yiyecekti! son sezonunda burada kendisi hakkında girilen entryleri okursanız ne demek istediğimi çok daha iyi anlarsınız.

    son olarak; melo'nun gitmesini, selçuk ve sabri'nin kalmasını doğru bulan bir adam gösterin bir daha bu sözlükte yazmam. bu kadar sığ, hiçbir aslı-astarı olmayan boş ifadelerle kendinizi küçük düşürmeyin.
  • 11171
    kendisinin galatasaray'dan ayrılmasının başlıca sebepleri; ülkemizdeki lağım medyası, teknik direktörünün kendisine sahip çıkmaması ve bazı takım arkadaşları tarafından kayıtdışı olarak kendisine yapılan mobbing'tir.

    son sezonunda, takımın kaptanı sabri sarıoğlu ile maç içerisinde gırtlak gırtlağa birbirlerine girmeleri, teknik traktör hamza hamzaoğlu'na osuruktan bir türkiye kupası maçı esnasında adeta ''beni oyundan al, yoksa bu hakem beni oyundan atacak'' diye serzenişinin ardından hamza'nın saha içindeki krizi yönetemeyişi ve çıkarılan kırmızı kart, ilk aklıma gelen örnekler.

    melo, psikolojik problemleri olan; ama saha içi ve saha dışında takımına inanılmaz faydalı bir oyuncu idi. kimse durduk yere, daha az paraya italya liginin en boktan takım ve camialarından biri olan inter'e gitmez. ki iddia ediyorum, kendisinin huzuru yerinde olsa idi, daha fazla paraya bile gitmezdi bizden.

    jose mourinho'nun meşhur sözü gibi; ''kırmızı bir koltuk, uefa kupası ve tanrı''. tanrıdan sonra da felipe melo.
  • 11174
    son dönemlerde gördüğüm formanın en çok hakkını veren eski oyuncumuz, şimdinin palmeiras'ın oyuncusu.

    felipe melo toplam çıktığı 406 maçta, 127 sarı,6 kırmızı kart görmüş. türkiyede lig ve kupa dahil 123 maça çıkmış, 38 sarı ve 2 kırmızı kart görmüş.

    agresiflik konusunda paralel olarak gösterilen kepler laveran lima ferreira pepe toplam çıktığı 427 maçta, 105 sarı ve 3 kırmızı kart görmüş.

    ve bu adam daha türkiye'de mimlenip her hareketine sarı kart görmemiş bir oyuncu. pepe her 348 dakikada 1 sarı kart görmüş. yani ortalama 4 maçta 1.

    felipe melo her 252 dakikada 1 sarı kart görmüş. yani ortalama 3 maçta 1.

    eğer melo türkiyeye hiç gelmese ve oynadığı dönemde hiç kart görmemiş olsaydı 359 dakikada 1 sarı kart görmüş olacaktı ve tam 4 maçta 1 sarı kart görmüş olacaktı. hadi diyelim ki türkiye'de gördüğü kartların bir kaçı doğru karardı normal olarak dolayısıyla pepe ile aynı istatistiğe kavuşmuş olacaktı. ben türkiye'de mimlendiği için fazladan kart gördüğüne inanıyorum.

    bakalım kendisi için yapılan algı, pepe için de yapılacak mı ?

    bu kadar bilgiyi işsizlikten dolayı veriyorum.

    düzenleme: prekazi8 ek bilgi verdi. "melo ligde 3 derbide atildi bir kez de kupada atildi"

    doğrudan kartları belirttim. sarıdan kırmızıya dönük melo 2 kart görmüş super ligde, +1 de lig kupasında.
App Store'dan indirin Google Play'den alın