uzun olacak baştan uyarayım;
pardayanlar diye bir roman serisi vardır. müsluman ve akp ahlaki ile bezeli günümüz türkiye'sinde pek de kiymeti olmayan erdem, dürüstlük, cesaret gibi özelliklerle donatılmış şövalyelerin hikayesini anlatır. bence her çocuğa okutulması gerekir bu ülkede bu serinin.
***
eski başkanlarımızdan alp yalman'ın bir söylemine denk gelmiştim. alp yalman bir dönem üç büyükler arasında sezon öncesinde bir sözleşme imzalandığını anlatmıştı. adı centilmenlik anlaşması olan bu sözleşmeye göre 3 büyüklerden birinin teklif yaptığı bir oyuncuya diğer kulüp teklif yapmayacak görüşmeler devam ettiği sürece. alp başkanım göreve geldiğinde bu sözleşmeyi imzalamamış. bunu diğer iki kulübün başkanına şöyle açıklamış; ''bu anlaşmanın adı ne? centilmenlik anlaşması. peki gerçek centilmenlerin yazılı bir anlaşmaya ihtiyacı var mıdır?''
***
bugün galatasaraylı olmayan herkes barış alper'in transferinde önerilen yüksek maaş karşısında barış'ın gitmek istemesine hak veriyor. ''o kadar para sana teklif edilse takımını değiştirmez misin'' vs. diye de bir empati kapısı açıyorlar insanlara...
***
rahmetli volkan konak'ın katıldığı bir programda söylediği bir söz vardı. kendisine gelen reklam tekliflerinin kabul etmemesi üzerine konuşuyordu; ''eskiden param yoktu yine de kimsenin önünde eğilip bükülmezdim, şimdi zaten param var şimdi zaten kimse beni bükemez.''
https://youtube.com/...?si=PoWL0XtjP6HjjHfo***
box diye bir film var, aslında bir korku hikayesinden uyarlama. önce kısa film olarak uyarlanıyor, sonrasında richard kelly -ki donnie darko gibi kült bir filmin yönetmeni kendisi- uzun metrajlı olarak çekiyor. hikaye şöyle; orta halli bir ailenin kapısını esrarengiz bir adam çalar bir gün ve onlara bir kutu verir. kutuda bir düğme vardır. 24 saat sonra gelip kutuyu geri alacağını söyler adam. bu 24 saat içerisinde eğer kutudaki düğmeye basarlarsa dünyanın herhangi bir yerinde hiç tanımadıkları herhangi bir insan ölecektir ancak aynı zamanda da aileye 1 milyon dolar verilecektir. hikayede de kısa metrajlı filmde de uzun metrajlı filmde de düğmeye basılıyor. zaten halihazırda dünyanın her yerinde her saniye birileri ölüyor üstelik 1 milyon dolar da çok büyük para, niye basılmasın ki değil mi? işte benim nazarımda bizi o empatiye zorlayanların neredeyse tamamı o düğmeye basacak insanlardır.
bir insanı öldürmek ile bir transferi nasıl bir tutabilirim? çok haklısınız. ama burada değinmek istediğim konu başka; ilkeler ve değerler.... 100 bin dolara takımını değiştirirsin, 1 milyar dolara düğmeye basarsın... çünkü düğme çok daha büyük bir değer çatışması barındırır içerisinde, takım değiştirmek ise kolaydır. yani kabul etseniz de etmeseniz de buradaki mesele fiyat farkı sadece yoksa iki örnekte de ilkeler üzerine bir dilemma mevcut.
magazinleştirmeden daha net anlatayım derdimi; barış'ın gitmek istemesini, çok para kazanmak istemesini anlıyorum ama barış burada da bedavaya oynamıyor. yani volkan konak örneğine gidersek barış'ın para karşısında sıradan bir vatandaşa göre zaten daha zor eğilip bükülmesi lazım her şeyden önce. zira 1 ay önce sözleşmeye imza atmış bir centilmenden sözleşmeye sadakat beklersin. centilmen birine, şövalye ruhlu birine bu yakışır. diğer yandan elbette teklifi değerlendirmek isteyebilir, bonservis bize az gelir, barış der ki ben 10 değil 8 kazanayım, aradaki farkı da siz alın oradan da 8 milyon avro eklenmiş olsun ekstradan. zaten sana böyle gelen adama yardımcı olmaya çalışırsın. ama barış ne yaptı? size kaç teklif ederlerse kabul etmek zorundasınız zira ben anlaştım... e o zaman benimle neden sözleşme imzaladın ki, niye zam verdim sana?
düğme örneği biraz abartı bir örnek biliyorum, bir oyuncunun 1 ay önce imzaladığı sözleşmeyi, çok sevdiğini söylediği takımını yok saymasını ve o takıma saygısızlık yapmasını elbette düğmeye basma ile bir tutamam. ama ben orada bir şeyi düşündürmek için verdim o ekstrem örneği... her değer satılık mı gerçekten de? eğer öyleyse bugün chp'den akp'ye geçen insanlara niye kızıyoruz. bu arada barış bunların hepsinden daha zengin bir adam ve bunu da galatasaray'a borçlu ya neyse...
***
spoiler geliyor şimdi kutu filmine/öyküsüne dair. ben kısa film üzerinden anlatayım olayın sonunu. çiftimiz diğmeye basıyor, ertesi gün esrarengiz adam geliyor, bir çanta dolusu parayı veriyor ve kutuyu alıp gidiyor. o sırada arkadan çiftimiz bağırıyor: ''peki şimdi ne olacak?''
''bu kutuyu sizi hiç tanımayan dünyanın herhangi bir yerindeki başka bir aileye götüreceğim ve aynı teklifi sunacağım...''