• 168
    galatasaray üniversitesi mezunudur. okuduğu dönemde dört sene boyunca sarı-kırmızı formayı giymiştir, üniversite takımında. hasan şaş ile çok iyi anlaşır ki kısa bir dönem beraber program da yapmışlardır. ayrıca eşi ciddi ciddi fanatik galatasaraylıdır ve gheorghe hagi için okuduğum en güzel yazı onun kaleminden çıkmıştır. hatta merak eden renktaşlara link de vereyim: http://aliece.blogspot.com/...-liginin-basina.html

    antipati mi? siz bu adamın ağzından bir kere cevad prekazi'yi dinleseniz, prekazi'nin yaşı kadar dua edersiniz galatasaraylı olduğunuza. ne antipatisi? varsa antipatisi, beşiktaşlı olduğundan, fenerbahçe'ye de duyduğu antipati kadardır. beşiktaşlılığını ise zaten hiç bir zaman gizlememiştir. evinde eşşek kadar bir süleyman seba portresi vardır, o derece âşıktır takımına. bu mu kızdığınız? bu değilse, niye sizde fenerbahçe antipatisi var? buysa, siz mi takımınıza âşık değilsiniz?

    bir de şunu söyleyeyim, olmadığını bizzat biliyorum ama hadi olsun diyelim, bu adamların burak'a karşı bir yarası varsa, burak yılmaz'ın düşünme vakti gelmiştir. kendime kefil olmam, ali ece'ye olurum çünkü. o derece iyi niyetli bir adamdır. kimseye de eyvallahı yoktur, ne düşünürse söyler.

    bir de neymiş, beşiktaşlı olduğu için "burak beşiktaşlıyım dedi," demiş. töbe yarabbim ya... burak yılmaz'ın profesyonel bir futbolcu olduğundan bahsetti, bu yüzden tuttuğu takımın önemli olmadığını ama burak'ın da totti olmaya yeltenmemesi gerektiğini söyledi. burak yılmaz niye dedi, "beşiktaşlıyım," diye o zaman? o da herhalde beşiktaş'a göz kırpıyordur :(

    şu ülkenin futbol ikliminde arada bir açıyor güneş, o güneşleri de küstürmeyin lütfen. bırakın insanlar sizin sevdiğiniz isimleri sevmeme hakkına sahip olsunlar, bırakın insanlar başka düşünebilsin.

    sevgiler.
  • 170
    eleştiriye tahammülsüzlerin son hedefi. yıllardır kendisini takip ederim, adamın amacı futbolun endüstriyelleşmesine karşı bir şeyler söylemek, güzellikleri, hikayeleri paylaşmak.

    totti gibi yıllardır roma'da kalmış, daha büyük takımların teklifini kabul etmemiş idol oyuncuları bu adam seviyor. burak'ın da zamanında totti gibi konuşmasını haklı olarak eleştiriyor. gayet de haklı.

    galatasaraylılık lütfen aklımızın önüne geçmesin, yoksa fenerbahçe'ye benzeriz. ki burada adam galatasaray'ı bile eleştirmiyor.
  • 426
    kendisi futbol asigi bir insandir. yaranmak istedigi kisiler, iyi gecinmeye calistigi yoneticiler ya da korumasi gereken futbolcu kankalari yoktur. dunya futbolunu da uzun yillardan beri takip eden bir insan oldugu icin futbolun gerceklerini de kimseyi umursamadan konusur. isterse ayni anda hem besiktas hem fenerbahce taraftari olsun, bir yerde gordugumde de seve seve izledigim bir yorumcudur. keske sayilari biraz daha cogalsa da sacma sapan tipler futbol yorumcusuyum diye dolasmasa.
  • 199
    ali ece, galatasaray'ın schalke'yi 3-2 devirirerek şampiyonlar ligi'nde çeyrek finale yükseldiği karşılaşmayı yorumladı.

    --- alıntı ---

    bir takımda sneijder, drogba ve burak varsa o takımdan optimum verim alabileceğiniz 2 diziliş vardır. özel yeteneklerle bezeli çift santrfor artı dünya klasında bir 10 numarayla ya 3-5-2 ya da 4-3-1-2 oynanabilir. galatasaray 2013 model bülent korkmaz tadındaki semih'e rağmen ön tarafın yarı klasında 2 stoperi zar zor bir araya getirebildiği, 2 stoperden birisi sakatken yerini doldurabilecek 3. bir stoperi dahi zar zor sahaya sürdüğü için 3-5-2 opsiyonu kafadan mümkün değil.

    lakin stoper opsiyonları daha geniş olsa bile takımın başında 4-3-1-2 ile türkiye'ye uefa kupası'nı getirmiş, galatasaray tarihinin en başarılı teknik direktörü fatih terim var. yani schalke'yi eleyebilecek "futbol voltranı"nı oluşturabilecek her şey zaten vardı, tek gereken fatih terim'in "taktiksel açıdan fabrika ayarları"na dönmesiydi.

    neyse ki dün gece ilk yarıda hepsi oldu. tabii en belirleyici faktörlerden birisi de istanbul'da galatasaray'ın oynamak zorunda kaldığı tarihinin en kötü çim zemininden sonra uefa kupası yolundaki ali sami yen zeminini anımsatan veltins arena zemini. galatasaray forması giyen oyuncular arasında bu stada en fazla aşina olan hamit'in şutu direğe bile çarpsa direği kırıp yine gol olurdu: o vuruşta inanç ve tekniğin sentezi o derece kudretliydi. hamit'in şanssızlığını yetiştiği yerde kırması ise tesadüften öte, tıpkı selçuk inan'ın yeteneklerini % 100 sergileyebileceği zemini bulunca 'galatasaray'ın pirlo'suna dönüşmesi gibi...

    zamaninda 4-4-2'ye...

    maça 4-3-1-2 ile başlamak ne kadar doğruysa 2. yarının ortasında amrabat'ı oyuna alarak 4-4-2'ye dönmek de o kadar doğru ve yerinde bir stratejik hamleydi. 1988'de monaco maçlarında simoviç, 2000 uefa zaferinde taffarel ne kadar fark yarattıysa dün gece de muslera o kadar önemli ve tarihi bir fark yarattı. semih'e çok geçmiş olsun, galatasaray'ın 1.5 yıl içindeki tarihinin en kötü performansından en iyilerinden birine dönüşmesinin gizli kahramanlarından birisi semih. bir dahaki tur kuraya bakar ama seneye semih'in yanına bir de 2013 model popescu gelirse fabrika ayarlarına dönen fatih terim'le bu oyuncular daha da fazlasını başarabilirler.

    --- alıntı ---
  • 540
    neden bandana taktığını çok iyi anladığım yorumcu, spor yazarı. adam haklıymış yahu. diyordum neden sürekli bandana takıyor diye, ama takmayınca tip çok kötü oluyor malesef yani hani bu sürekli bıyık bırakıpta sonra bıyığını kesen bey amcalar gibi yani. belki göz alışkanlığı ama olmuyor yani seni bandana ile sevdik ali ece. bandanasız ali ece düşünülemez. *
  • 471
    yayın yönetmenliğini yaptığım, 28 kasım'da raflarda olacak türkiye'nin ilk plak kültürü dergisi plak mecmuası'nın yazarları arasında kendisi de vardır. ayrıca yine kendisini tutamadı, plak mecmuası'nda bile dejan lovren'e giydirdi :)

    dileylenler dergiyle ilgili bilgi almak isterlerse beni yeşillendirebilecekleri gibi şuradan takip de edebilirler: twitter.com/plakmecmuasi
  • 10
    lucas neill hakkındaki yazısı için;

    --- alıntı ---

    "neeskens’in savunma prensi, tatlı-sert adam lucas neill"

    “öncelikle bir beşiktaşlı olarak son 10 yılda en beğendiğim ve en çok beşiktaş’a gelmesini istediğim tüm isimleri transferi eden galatasaray yönetimini -kıskanarak da olsa- kutlamam gerek. vizyon var, kalkınma modeli var, plan var, saadet var! rigobert song, milan baros ve harry kewell’dan sonra son 10 yılın bir diğer premier lig yıldızlarından lucas neill de adından fazla çok şeyi süper olmayan “süper lig”imizi süperleştirmese de kalitesini ve uluslararası repütasyonunu yükseltecek profilde futbolculardan birisi.

    neill’ın da gelmesiyle türkiye’nin olmadığı 2010 dünya kupası’nda kewell ve keita’yla beraber türkiye ligi’ni temsil edecek bir isim daha hoşgelmiş oldu. 31 yaşındaki avustralya kaptanını bazı küt burunlu kalemler “bu yaşta oyuncu alınır mı?” diyerek daha sahaya ayak basmadan eleştireceklerdir ancak artık savunmacıların da kaleciler gibi yaşlandıkça şarap misali güzelleştiklerini, 2005-2007 arasında iki kez şampiyonlar ligi finali oynayan milan savunmasının yaş ortalamasını hatırlamak ve hatırlatmakta fayda var! (yani arsene wenger o yaştan sonra sol campbell’ı aldıktan sonra bizim ondan daha iyi bilecek halimiz yok açıkçası!)

    şu anda 31 yaşındaki lucas neill, 23 yaşında millwall’dan blackburn’e transfer olan, top kesme özelliği üst düzey ama mental kalitesi tartışılır neill’dan çok daha iyi ve etkili bir savunma zanaatkarı. bundan yaklaşık üç hafta önce chelsea ile everton arasında oynanan 3-3’lük muhteşem maçta gösterdiği performansla maçın adamı ve premier lig’de haftanın futbolcusu seçilen neill, tam olarak kariyerinin en verimli olacağı döneminde galatasaray’a geldi.

    peki, bu kadar iyiydi de everton onu neden cüzi sayılabilecek bir ücret karşılığı galatasaray’a sattı? çünkü ekonomik olarak oldukça zor günler geçiren everton zaten neill’ı bonservis ücreti ödemeden, bedelsiz olarak transfer etmişti. bu durumda geldiğinden beri çok zor ekonomik şartlarda babadan alınan harçlığı kumbarada biriktiren çocuk edasıyla everton’ı yönetmek zorunda kalan david moyes için konjonktürel olarak kaçırılmayacak bir fırsattı. kariyerine sağ bek olarak başlayan ve mecburi durumlar dışında 2006 yazına kadar hep sağ bek olarak oynayan neill, everton’daki stoper krizi üzerine geçici ama acil bir çözüm olarak transfer edildi. kulübün izlandalı sahiplerinin global krizde batmasıyla büyük bir ödeme zorluğuna düşen west ham, maaşında indirime gitmek isteyince takımdan ayrılan neill, everton’a şu nedenlerden transfer edilmişti: geçen sezonun en iyi çıkış yapan stoperlerinden joleon lescott’un ani şekilde manchester city’ye transfer olması ve phil jagielka’nın uzun süreli sakatlığından sonra joseph yobo’nun da afrika uluslar kupası için takımdan ayrı kalacak olmasından doğan stoper krizi.

    lucas neill da galatasaray’ın bir diğer yabancı transferi keita gibi aile boyu futbolcu, babadan miras oyuncu olan bir isim. aslen irlanda’nın kuzeyinden olan babası edward’ın cliftonville’de oynamışlığı var. ancak baba edwards da avustralya’ya göç eden birçok irlandalı gibi 1960’ların sonunda ülkeyi yaşanmaz hale getiren terör ve devlet terörü olayları yüzünden okyanusya’nın fırsatlar ülkesine göç etmiş bir aile babası. lucas da neill ailesi göç edip hayatlarını biraz olsun düzene koyduktan sonra yani ada’ya adım attıklarından 9 yıl sonra 1978’de dünyaya gözlerini açmış.

    1995’te henüz 18’indeyken londra’nın rakipleri tarafından en çok nefret edilen, en belalı takımı millwall’a gelerek profesyonel olan neill, sert oyun tarzı ve zaman zaman nouma’yı andıran kavgacılığıyla kısa sürede the den tribünlerinin sevgilisi olmayı başarmış bir isim.

    millwall’un steven reid, tim cahill gibi genç yetenekleri kadrosunda bulundurduğu dönemde maviler’in savunmasının belkemiği olan neill aynı zamanda sağ kanattan hücuma verdiği destekle de öne çıkıp kendisini kabul ettirmiş bir savunmacı.

    2001-02 sezonunun başında daha sonra üç galatasaraylı tugay kerimoğlu, hakan şükür ve hakan ünsal’la takım arkadaşı olacağı blackburn rovers’a transfer olan neill, lancashire’ın mavi-beyazlı takımında gösterdiği başarılı performansla premier lig’in kalburüstü oyuncularından birisine dönüştü. ewood park ahalisi neill’ı savunmanın her bölgesi ve zaman zaman da önliberoda sergilediği 90 dakika formanın hakkını kanının son damlasına kadar veren performansla bağrına basarken, zaman zaman tatlı-sert oyun tarzının 'tatlı' dozunu azaltan oyuncu, ingiltere futbolundaki en önemli tartışmalardan birinin de öznesi oldu. mark hughes yönetiminde 'inceci' arsenal’in anti-tezi olan bir futbol anlayışıyla 90 dakika gücü elverdiğince savaşan ve estetikten çok ruhla maçlara asılan blackburn rovers bir ara futbol kulübünden çok 'dövüş kulübü' olmakla itham edilirken, mavi-beyazlıları eleştirenlerin verdiği en somut örnek lucas neill’dan başkası değildi! bunun da nihai sebebi 2000’li yıllarda steven gerrard’la beraber liverpool’un sembolü olan jamie carragher’ın neill tarafından sakatlanmış ve 6 ay oynayamayacak durumda olmasıydı!

    ancak neill’da 'savaşçı sert adam'dan daha fazlasının olduğunu ısrarla savunan bir isim vardı, o da avustralya milli takımı’nda sağlam oyun karakteri ve liderliğinden faydalanmak istediği neill’ın sağ bekten stopere alan johan neeskens’ti. rijkaard yönetimindeki barcelona’nın dünyanın en iyi takımı olarak lanse edildiği günlerde yardımcı teknik adamlık görevini yürüten neeskens, barcelona’nın zaman zaman kırılgan kalan savunmasını 'sertleştirmek' için rijkaard’a önerdiği ilk ve tek isim neill oldu. ancak neill’ın menejeri oyuncusunu transfer etmek isteyen diğer kulüpler chelsea ve liverpool’un tekliflerini arttırmak için işi yokuşa sürdü.

    sonra birden başka bir takımla anlaştığı ileri sürülen lucas neill, blackburn tarihinin figo’suna dönüşüverdi ve bir süre ewood park tribünleri tarafından yuhalandı. soluğu west ham’da alan neill, “liverpool yerine west ham’a giderek parayı seçti” eleştirilerine “beni west ham daha çok istediği için gittim” açıklamasını yaparken bu kez de premier lig’deki ilk takımı olan millwall’un taraftarları tarafından ezeli futbol düşmanları west ham’a gittiği için figo’luk yapmakla itham edildi. tüm bunların üzerine 2009 eylül’ünde iki küçük çocuğuyla beraber oturduğu evi soyulduğunda ise artık neill, ingiltere’de kalmak isteyen son kişiydi! everton formasıyla chelsea karşısında gösterdiği performans ise kendisini dünyaca ünlü yapan premier lig’e son öpücüğü oldu!

    bence galatasaray’ın ilk yarıdaki en büyük eksikliği oyun da kurabilen, liderlik özellikleri olan bir savunmacıydı. neill büyük ihtimalle servet’in stoperdeki partneri olacak, bir yandan fenerbahçe maçından itibaren galatasaray’ın aşil tendonuna dönüşen kırılgan savunmayı toparlarken, diğer yandan da sabri’nin olası bir sakatlığında eski mevkisi sağ bekte iyi bir alternatif olacak. bu açıdan neill, transferi bir taşla iki kuş! yaşlı mı? song kaç yıl oynadı, neler kazandırdı! neill, şanssız bir sakatlık olmaz ve nouma’lığı nüksetmezse en az 4 yıl galatasaray savunmasını sırtında taşıyacak kalibrede bir savunma sanatçısı… tabii sadece bence, gerisini zaman gösterecek!"

    ali ece

    --- alıntı ---

    http://www.goal.com/...4%B1-sert-adam-lucas
  • 762
    futboldan anlamıyor. ama türkçesi güzel. özellikle sinirlendiği zaman dinlemek hoşuma gidiyor. ama adam akıllı güçlü birine sinirlendiğini görmedim. nerede gariban var veya asıl adamın yancısı var ona sinirleniyor. şenol güneş çaktı kazmaları takıma, doğru düzgün hazırlık kampı yapmadı, takımı has yardımcısı burak yılmaz'a bıraktı. ali ece şenol güneş'e hiç laf söylemeden burak yılmaz'a saydırdı. şimdi de ali koç'a bir şey demeden zaten herkesin sövüp rahatladığı adam büyükekşi'ye saldırıyor. lovren zaten tam gariban.
  • 288
    bazen oyle degisik yillardan oyle degisik orneklemeler yapiyor ki, aradaki bagi kurana kadar konu gecmis oluyor! mesela diyelim ki konusulagelen konu galatasaray defansinin arkasina atilan toplardaki zaafi olsun. ali ece soyle baglanti kurabiliyor: biliyorsun 1939'da almanya polonya'yi isgal edip, elindeki agir zirhli birlikleri varsova'ya kadar sokunca 2.dunya savasi baslamis oldu ama winston churchill ingiltere'nin basina gecmesiyle hemen almanya'nin aciklarindan faydalanarak avrupa'da alman isgalinin kontrolsuzce yayilmasini engellemisti!

    televizyon basinda ben bu konusmayi dinleyince ancak sunu soyleyebiliyorum "aga ne oluyor? ne savasi? galatasaray defansi savasmak icin ingiltereye'mi gidiyormus? gidip eve erzak falan alayim!"
  • 344
    üslubu, tarzı, karakteri ve hitabeti gerçek manada çok iyi bir isim. ama ne yazık ki futboldan, özellikle saha içinden çok ahım şahım anladığı söylenemez. yorumlarını biraz objektif olarak incelerseniz bunu görürsünüz zaten. evet futbol izliyor, takip ediyor ama yorumlarını pek tuttuğum söylenemez. en büyük avantajı daha önce de dediğim gibi hitabetinin iyi olması ve çok konuşması.

    sözlükte sadece kendisinden değil, bir çok abartılmış spor yorumcusundan daha yetenekli arkadaşlar mevcut.
App Store'dan indirin Google Play'den alın